Hâlık’ın Makâmı İle Mahlûkun Makâmı

August 29, 2014 in Mes'eleler

Yaratıcının makâm ve mevkîi ile yaratılanın makâmı arasındaki fark, küfür ile iman arasındaki kesin sınırı belirler.

Bunu bildikten sonra, Peygamber Efendimiz’e olan muhabbet, itaat ve bağlılık duygularının taşması, dinen istenilen ve hoş görünen bir şeydir. Nitekim hadis-i şerifte buyrulmuştur:

“Beni, hristiyanların Meryem oğlu İsa’yı medhettiği gibi bâtıl ve yalan olan iddialarla medhetmeyin! Ben ancak Allah’ın bir kuluyum. Bana; «Allah’ın kulu ve rasûlü» deyin!” (Buhârî, Enbiyâ, 48)

Bu hadisten anlaşılan odur ki; hristiyanların yaptığı aşırı ve bâtıl medihlerin hâricindeki medihler güzel ve makbuldür. Mânâ böyle olmasaydı bütün övgü ve medihlerin tamamen yasaklanması gerekirdi. Lâkin en câhil bir müslüman bile bu iddiada bulunmaz. Zira Allah (c.c) Kur’ân-ı Kerim’de Efendimiz (s.a.v)’i tâzimin en üstün şekilleriyle yüceltip medhetmiştir. Bize düşen, Allah Teâlâ’nın yücelttiği ve ona tâzim göstermemizi emrettiği kişiyi yüceltmektir. Tabii ki onu medhederken rubûbiyet sıfatlarından biriyle onu vasıflandırmayız. Allah Teâlâ, şu şiiri söyleyen İmam Bûsîrî’ye rahmet eylesin, ne güzel söylemiş:

دَعْ مَا ادَّعَتْهُ النَّصَارَى فِي نَبِيِّهِمْ    وَاحْكُمْ بِمَا شِئْتَ مَدْحاً فِيهِ وَاحْتَكِم

Hristiyanların peygamberlerine söylediğini terkeyle,

Sonra korkma! Onu dilediğin gibi keyfince medheyle!

Rasûlullah (s.a.v)’i rubûbiyet sıfatlarının dışında bir şeyle medhetmek ve yüceltmek asla küfür ya da şirk olarak nitelenemez. Bilakis bu, en büyük sâlih amellerden ve Allâh’a yaklaştıran fiillerden biridir.

Allah’ın yücelttiği peygamberler, melekler, sıddıklar, şehidler ve sâlih kullara tâzim göstermek de böyledir. Allah (c.c.) buyurur:

“Her kim Allah’ın şiarlarına, alâmetlerine tazim gösterirse şüphesiz bu kalplerin takvasındandır.” (Hac, 32)

“Kim Allah’ın hürmet (edilmesini emreylediği şey)lere tâzimde bulunursa bu, Rabbi katında kendisi için daha hayırlıdır.” (Hac, 30)

Bu tâzim ve hürmet edilecek alâmetler arasında şunlar da vardır: Kâbe-i Muazzama, Hacer-i Esved, Makâm-ı İbrahim. Bunlar birer taştır, ancak Allah (c.c.) Beyt’i tavâf ederek, Rükn-i Yemânî’ye el sürerek, Hacer-i Esved’i öperek, Makâm-ı İbrahim’in ardında namaz kılarak, Müstecâr’da, Kâbe’nin kapısında ve Mültezem’de dua etmek için durarak onlara tâzim göstermemizi emretmiştir.

Biz bunları yaparken Allah’tan başkasına ibadet etmiyoruz. Allah’tan başkasının bir tesire sahip olduğuna, fayda veya zarar verebileceğine inanmıyoruz. Zâten bu hususlar, Allah’tan başka birine nisbet edilemez.