Düşmanın Planları

October 17, 2014 in Mes'eleler

Müslümanların Sömürgeleştirilmesi İçin Tedbirler

* Sünni ve Şii müslümanlar arasında birbirlerine karşı kötümserlik ve suizan duy­gulan icad ederek, mezhebi ihtilâfları körük­lemek. Her grup adına diğerine karşı töhmetli ve ihanetli konuları yaygınlaştırmak. Bu tefrika ve nifak için faydalı olacak planlanın uygulanmasında büyük meblağlarda para sarfedilmesinden çekinilmemelidir.

* Müslümanların cehâlet ve bilgisizli­ğini korumak. Her türlü eğitim ve öğrenim merkezleri kurulmasını önlemek. Basın ve yayının gelişmesine mani olmak. Gerektiğinde umumi kütüphaneleri yakmak. Halkın çocuk­larını dini okullara göndermesine mânî olmak. Büyük din alimleri ve Müctehitler aleyhine it­hamlarda bulunmak.

* Tembelliği teşvik etmek, çalışkanlığa mani olmak.

* Her türlü dervişçe hayâta yaygınlık kazandırmak, halkı dünya ve onda olanlar­dan yüz çevirerek köşelerine çekilmesini sağla­yacak kitapların, yayınların çoğaltılarak halk arasında dağıtılmasını gerçekleştirmek.

* İslâm büyüklerini itibarsızlaştıracak, aralarında çok büyük ihtilaf ve düşmanlıklar olduğu vehmini uyandıracak asılsız iddialar sürekli propaganda edilmeli, tekrarlanmalı ve halk arasında yaygınlaştırılmalı.

* Seyahat özgürlüğü ortadan kaldırıl­malı, şehir merkezlerinde ve köylerde fitne ve karışıklık artırılmalı, kötüler ve kötülükler korunmalı, suçluların, fitnecilerin, silâhlı soy­guncuların, cezalandırılması önlenmeli, yol kesiciliğe ve çapulculuğa teşvik edilmeli ve bü­tün bunları yapan adamlara silâh ve para da­ğıtılmalı.

* Sıhhatin gelişip yayılması önlenmeli­dir. Her şeyin Allah tarafından olduğu düşün­cesinden hareketle «Bana yemek veren susuz­luğumu gideren odur, hastalandığımda şifa veren de odur» (eş-Şuarâ, 79-81) âyetine istinaden ilâcın hiç bir faydası olmayacağı, şifanın Allah tarafın­dan verildiği inancı, ölüm ve hayatın Allah’a ait olduğu inancı yerleştirilmelidir.

* İslâm memleketlerinde yoksulluğu, kıtlığı, harabeliği korumalı, her türlü imar ve değişikliği önlemeli.

* Fitne ve kargaşalığı körüklemeliyiz. İslâm ibadet ve takva dinidir dünya ve dünya işleri ile ilgisi yoktur düşüncesine yaygınlık kazandırmalıyız. Muhammed (s.a.v.) ve halef­lerinin hiç birisi dünya işleri ile ilgilenmemiş­lerdir, bu meseleleri çözerek, siyasi ve ekono­mik işleri düzenlememişlerdir, görüşüne ağır­lık vermeliyiz.

* Eko­nomik alanda gerileme, işsizliğin ve yoksullu­ğun yayılma hızını artırmak için çiftçilerin harmanını yakmak, ticari ge­mileri batırmak, ticaret merkezlerinde büyük yangınlar çıkarmak, barajları yıkıp mamur yerleri harabeye çevirmek, halkın içme suyu­nu zehirlemek gibi eylemlerde bulunmalıyız.

* İslâm memleketleri hükümdarlarını, içki, kumar, fuhuş gibi fesatlara sürükleyerek, bunları saraylara kadar yayarak, halka ait malları savunma, imar ve ekonomik gelişme­lerde kullanmak yerine boşa harcamalarını sağlamalıyız.

* Kadınların birer köle olduğu zihni­yetini yaymalıyız, onları hor ve hakir görme­liyiz. Bu görüşlerimiz de: «Erkekler kadınlar üzerine hakimdirler.» (en-Nisâ, 34) ayeti ile desteklenmelidir.

* Her ne pahasına olursa olsun bir takım hileler ile kalabalık merkez­lerde su artışı önlenmeli ve pislik oranı daha da artırılmalıdır.

 

Müslümanları Güçlendiren Faktörleri Yok Etmek İçin Tavsiyeler

* Müslümanların, ırkçı ve milliyetçi duyguları kamçılanarak, eski kültür, dil ve ta­rihe sıkı sıkıya bağlı olmalarına sebep olan düşünceleri takviye edilmeli. Meselâ Mısır’­da Firavunluğu gündemde tutmak, İran’da Zerdüştliği canlandırmak ve Mezopotamya bölgesinde put perestliği yeni­den gündeme getirmek gibi.

* İçki, kumar, fesat ve fuhuşu yaymak, domuz eti kullanmayı teşvik etmek. Bu tür faaliyetlerde, Yahudi, Hristiyan, Zerdüşt gibi azınlıklar birbirleriyle işbirliği yapmalıdırlar. Sömürgeler Bakanlığı, bu çalışmalarının karşı­lığında hediye ve ikramiyeler verecektir. Bu yolda hiç bir çabayı esirgemiyecektir. Dolayı­sıyla içki, kumar, fuhuş ve domuz eti yeme gibi dörtlü fesadı her şeyden fazla yayacak kişiler hazırlanmalıdır. İslâm Ülkelerinde olan İngi­liz memurları her vesileyi kullanarak, para vererek, hediye vererek, gizli veya açık bu fe­satların yayılmasına çalışmalılar ve bu işler­de çalışanlar her türlü zarar ve tehlikeden ko­runmalıdırlar.

* Müslümanların, İslâm ahkâmını ayakaltına almalarını teşvik etmelidir. Böyle olursa toplumda düzensizlik ve ka­rışıklık zuhur eder. Faiz ve haram alış verişin yaygınlık kazanmasına çalışılmalı ve böylece bir birinden kopuk ekonomi daha da dağıtılmalıdır. Riba (Faiz) konusundaki ayetler yanlış tefsir edilmelidir. Şu esas da unutulmamalıdır ki Kur’ân’ın bir emrini din­lememek diğerlerini de dinlememeye, hiçe saymağa zemin oluşturacaktır.

* Din âlimleri ile halk arasındaki karşılıklı saygı ve dostane ilişkiler bozulmalı­dır. Bu vazîfeyi hiç bir İngiliz memuru unutma­malıdır. Bu yolda iki iş yapılmalıdır.

a) Din âlimleri ve Müctehitleri töhmet altına almak, iftira etmek.

b) Din âlimleri arasına, Sömür­geler Bakanlığı memurlarını din âlimi kisve­sinde yerleştirmek. Bu sözde âlimleri bilhassa el-Ezher Üniversitesine, İstanbul’da bulunan ilmi ve dinî merkezlere ve Necef ve Kerbela ilim merkezlerine yerleştirmek gerekir.

* Halk ile âlimlerin arasındaki ilişkiyi bozmanın bir yolu da, yeni okullar açarak Sömürgeler Ba­kanlığının gâyeleri istikâmetinde çocuk ye­tiştirmektir. Bu okullarda bizden ücret alan öğretmenlerden istifade edilmelidir. Bu günkü bilimin yanısıra Osmanlı halifesi ve din alim­lerinden nefret etmeyi, onlara karşı düşmanlık yapmayı da öğretmelidirler. Halifenin zulüm­lerini, kötü ahlâkını, halkın malını şehvet ve fesada nasıl harcadığını, Peygamber’e (s.a.v) en ufak bir benzerliklerinin bulunmadığını öğrencilere açıklamalıdırlar.

* Kâfirler ile savaş ve cihadın vacip olduğu inancı sarsıntıya uğratılmalıdır. Bunu açıklarken, cihadın İslâm’ın başlangıç dönemi­ne ait olduğu, o zamanki muhalifleri ezmek amacını taşıdığı, bu gün zaruri olduğunun ke­sinlik kazanmadığı üzerinde ısrarla durulma­lıdır.

* Sadece Şiilerin inancı olan kâfirlerin necis olduğu düşüncesi, müslümanların zih­ninden çıkarılması gereken meselelerdendir. Kur’ân ve hadislerden deliller zikrederek gay­r-i müslimlerin temiz olduğunu isbat etmeye gayret edilmelidir. «Ehli kitabın yediği size he­laldir, sizin yediğiniz de onlara helâldir. Ve size mümin teminiz kadınlar ve Ehli Kitab (Ya­hudi ve Hristiyan) temiz kadınlar helâldir» (el-Mâide, 5) âyeti gibi ayetlerden istifade edilmelidir. Pey­gamber Yahudi Safiye’yi ve Hristiyan Mariye’yi kendine hanım olarak seçmemiş miydi? Peygamberlerin hanımlarının necis olduğu söy­lenebilir mi?

* Müslümanları şuna inandırmak gere­kir ki; Peygamber’in dinden maksadı sadece İslâm dini değildir. Kur’ân’da da zikredildiği gibi, Yahudi, Hristiyan ve diğer dinlerin ta­kipçileri de müslümandır. Kur’ân’da Hz. Yu­suf’un Allah’tan müslüman olarak ölmek iste­diği kaydedilmektedir. Nitekim; İbrahim ve İsmail gibi peygamberler: «Allah’ım bizi müslümanlardan ve ailemizi İslâm ümmetinden kıl» (el-Bakara, 128) diye dua etmişlerdir. Yakub Peygamber evlatlarına: «Müslüman olmadan ölmeyin» buyurmuştur. (el-Bakara, 132)

* Diğer mühim bir mevzu da kilise ve havra yapılması için zemin oluşturmaktır. Kur’ândan, hadislerden ve İslâm tarihinden örnekler göstererek müslümanlara Ehli Kitap ibadet yerlerine saygı gösterilmesi gerektiği anlatılmalıdır. Kur’ân’da buyuruyor ki: «Eğer Allah men etmese idi, onlar Hristiyanların Ki­liselerini, Yahudilerin havralarını ve Zerdüştlerin ateşgedelerini viran ederlerdi.» (el-Hac, 40) Bu ayet­ten İslâm’da ibadet merkezlerinin muhterem olduğu anlaşılmaktadır. Onlar yıktırılamaz.

* İslâm peygamberinden, yahudi dinini inkâr eden hadisler naklolmuştur: “Yahudileri Arap Yarımadasından çıkarınız» veya «Arap Yarımadasına iki ayrı din sığmaz» gibi hadis­lerin her halükarda doğruluğu üzerinde şüphe uyandırmalıyız. Meselâ, eğer bu tür ha­disler doğru olsaydı, peygamber hiç bir zaman Yahudi bir kadınla evlenmezdi. Talha gibi ba­zı sahabeler Yahudiler ile evlenmezdi veya Necran Hristiyanları ile barış anlaşması imza­lamazdı.

* Müslümanları ibadetlerinden alıkoy­mak ve şüphe uyandırmak gerekmektedir. Bilhassa “Allah’ın, kulların ibadetine ihtiyacı yoktur” konusu üzerinde ısrarla durulmalıdır. Haccı anlamsız göstererek müslümanları Mek­ke yolculuğundan alıkoymak gerek. Aynı şe­kilde dini toplantılar, taziye merasimleri he­deflerimiz için tehlikelidir. Şiddetle önüne ge­çilmelidir. İmamlar ve din büyüklerinin tür­belerinin yapımı, yeni cami ve medrese inşası her ne şekilde olursa olsun önlenmelidir.

* İslâm’ın bölgede tesirini artıran, güçlendiren konulardan biri de Hums ve sa­vaş ganimetlerinin din âlimleri aracılığı ile halkın fakirlerine dağıtılmasıdır. Ticaret ve savaş gelirlerinden Hums ödenir. Müslümanlara, bunun Peygamber ve imamlar zamanında dağıtıldığını, şimdi din âlimlerinin böyle bir yetkiye sahip olmadığını anlatmalıyız. Bilhassa “âlimler bu malları kendi menfaatleri için harcıyor, kendilerine, ev, saray, bahçe, ko­yun ve diğer büyük baş hayvanlar alıyorlar. Binaenaleyh şer’ân onlara Hums öden­mez!” propagandasını geliştirerek sürdürmeli­yiz.

* İslâm’ı karıştırıcı bir din olarak ta­nıtmaya çalışmalıyız. Böylece müslümanların ona bağlılıkları azalmış olur. Bunun ispatı ise İslâm ülkelerindeki ihtilâflar ve karışıklıklar­dır.

* Ailelere nüfuz edilerek, baba-evlat ilişkileri (Aile içi münâsebetler) sömürü kültürünün etkisinde kalacak şekilde düzenlenerek artık büyüklerin nasihatlerinin dinlenmeyeceği de­recede bozulmaya çalışılmalıdır. Bu durumda biz gençleri dini inançların etki alanından çı­kararak din alimleri ile ilişkilerine son verebi­liriz.

* Müslüman kadınların, tesettürden vazgeçmeleri için olağanüstü bir gayret sarfetmeliyiz. Tarihi deliller ile kadının örtünmesi­nin Beni Abbas döneminde başladığını, İslâm’­da böyle bir şeyin bulunmadığını iddia etme­liyiz. “İlk İslâm kadınları erkekleri ile omuz omuza faaliyet gösteriyorlarmış” demeliyiz. Kadının hica­bı (örtünmesi) geniş propagandalar ile orta­dan kalkınca, ajanlarımız gençleri sevişmeye, gayri meşru cinsel ilişkilere teşvik etmeli ve bu şekilde İslâm toplumlarında fesadı yayma­lıdırlar. Gayri Müslim kadınlar hicabsız olarak dolaşmalıdırlar ki, Müslüman kadınlar da onları taklit etsinler.

* İmamlara ve cemaata yönelik çeşitli ithamlarda bulunarak cemaat namazlarının ortadan kaldırılmasına çalışılmalı, halkın ona yönelişi azaltılmalıdır. Bu konuda bilhassa ce­maat imamının fasıklığı üzerinde propaganda yapılmalı, böylece halk ile imam arasında sui­zan ve düşmanlık oluşacak ve ilişkileri kopa­caktır.

* Problemlerden biri de, Müslümanların mübarek ve mukaddes türbeleri ziyaret etme­leridir. Bu tür türbelere önem vermenin, süs­lemenin bidât ve şeriata aykırı olduğunu, pey­gamber döneminde bu teşrifatın bulunmadığı­nı, ölülere ibadet yapılmadığını delilleri ile isbat etmeliyiz. Yavaş yavaş binaların yıkılma­sıyla ve bu türbelerin izlerini ortadan kaldırmakla halk bu ziyaretlerden vazgeçirilmelidir. Bu planı uygulamanın bir yolu da bu yerlerin gerçekliği hususunda şüphe uyandırmaktır. Me­selâ “Peygamber, Mescidü’n-Nebî’de değil, ana­sının mezarında medfundur” denebilir. Aynı şekilde diğer imamların defnolundukları yer­lerle ilgili de şüpheler uyandırılmalıdır. “Ebubekir ve Ömer, Baki kabristanında medfundur”, “Osman’ın mezarı belli değildir”, “Ali’nin türbesi Basra’dadır. Necef’te müslümanların ziyaret ettiği kabir Muğîre bin Şûbe’ye aittir.” İmam Hüseyin (a.s.)’in kafası «Hannane» Camii’nde gömülüdür. Nâşının gömüldüğü yer ise belli değildir.” Kazımeyn’de İmam Musa Kâzım ve İmam Cevad değil iki Abbasi halife­si medfundur. Meşhed’deki ise İmam Rıza’nın değil, Harun Reşidin mezarıdır. Samira’da da, İmam Hadi ve İmam Askeri değil, Ab­basi halifeleri gömülüdür.” Bâki mezarlığını yerle bir etmeye çalışmalı ve bu konuya önem vermeliyiz. Diğer İslâm ülkelerindeki türbele­rin de aynı şekilde harabeye çevrilmesini sağ­lamalıyız.

* Şiilerin Peygamber neslinden gelen ailelere gösterdikleri saygı ve bağlılık, onların Peygamber’in neslinden olup olmadıkları hu­susunda kuşku uyandırılarak ortadan kaldırıl­malıdır. Bunu yapabilmek için de bazı kişileri siyah veya yeşil sarık ile giyindirerek Peygam­ber neslindendir diye tanıtmalıyız. Böylece onları tanıyan halk yavaş yavaş gerçek seyyidlerin de kimliği hususunda şüpheye düşe­cek ve Peygamber evlatları hakkında suizanna kapılacaktır. Diğer bir konu da, hakiki seyyid ve din alimlerinin kafasından sa­rığı kaldırmaktır. Böylece hem peygambere bağlılık hem de alimlerin halk arasındaki say­gısı ortadan kalkacaktır.

* Müslümanların zihinlerine özgürce düşünme fikrini, niçin ve nedenleri yerleştir­meliyiz. Herkes özgürce düşünebilir, istediği her işi yapabilir. İyiliklere sevk ve kötülükler­den alı koymak vacip değildir. İslâm ahkâmı yaymak gerekmez. İranlıların meşhur bir sözü var: «İsa kendi dininde, Musa kendi di­ninde» gibi. Hiç kimse öldükten sonra diğe­rinin kabrine konulmaz. Eğer iyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymak vacip ise bunu, padi­şahlar yapmalı normal bir insanın buna hakkı yoktur.

* Nesli kontrol etmek gerekir. Erkek­lerin birden fazla hanım almalarına izin veril­memeli. Evlenme işlemi mümkün olduğu ka­dar zorlaştırılmalı. Örneğin hiç bir Arap bir İranlı kadın ile evlenmemeli ve bir İran’lı er­kek de bir Arap kadın ile evlenememelidir.

* İslâmî esasların cihanşümul olduğu kesinlikle reddedilmeli, İslâm’ın aslında genel anlamda bir hidayet dini olmadığı, bir kabile dini olduğu vurgulanmalıdır. Nitekim: «Muhakkak ki Kur’an, Sana ve kavmine bir şereftir. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız.» (ez-Zuhruf, 44) diye ikrar edilmiştir, diyebiliriz.

* Cami, okul, eğitim merkezi, hayrat kurumlan gibi tesislerin yapımını teşvik eden İslâmî gelenekler ortadan kaldırılmalı veya en azından sınırlandırılmalıdır. Bu tür çalış­malar devletin vazifesi olmalıdır, din alimleri­nin değil. Devletler bu işleri üstlenirse dini değeri ortadan kaldırmış olacaktır.

* Müslümanların elinde bulunan Kur’ân’ın gerçek Kur’ân olup olmadığı yolunda şüpheler uyandırarak, eksik veya fazlalığı bu­lunan yeni «Kur’ân’lar» bastırıp halk arasın­da dağıtılmalı, şüphe ve kuşku uyandırılmalıdır. Bilhassa yahudi ve hristiyanların aleyhi­ne olan ve iyiliği emredip, kötülükten alıko­yan ayetler Kur’ân’lardan çıkarılmalıdır. Böy­le bir kitap Türkçe, Farsça, Hindçe gibi çeşit­li dillere tercüme edilip yayınlanmalıdır. Arap olmayan hükümetler, Kur’ân, namaz ve ezan gibi ibadetlerin Arapça okunmaması hususun­da kışkırtılmalıdır. Diğer mühim bir mevzu da hadis ve rivayetler hususunda şüphe uyandır­maktır. Hadislerde de, Kur’ân ayetleri gibi tahrifat yapılmalıdır.

 

Böl Yok Et Planından Özetler

* Rusya İmparatorluğu ile güneyinde bulunan Buhara, Tacikistan, Ermenistan, Ku­zey Horasan, Maveraünrtehr gibi müslüman bölgelere nüfuz etmek ve yine İran’a ait olan Türkmenistan ve Azerbeycan topraklarını isti­lâ etmek için geniş ve etkili işbirliği yapılma­lıdır.

* Fransa ve Rus İmparatorları ile, böl­gede bulunan müslüman devletleri içten ve dıştan yıkmak hususunda geniş planlar dü­zenlemek için işbirliği yapılmalıdır.

* İran ve Osmanlı arasındaki çok eski­ye dayanan anlaşmazlıkları körüklemeli, Türkler ile Farslar arasındaki ırk düşmanlığı ate­şini alevlendirmeliyiz. Irak ve İran’ın büyük şehirlerinin civarında yaşayan kabile ve aşi­retler arasındaki anlaşmazlığı kışkırtmalıyız, İslâm’dan önceki din ve mezhepleri yaymalı­yız. Hatta İran, Mezopotamya ve Mısır’da, unutulmuş gelenekler yeniden canlandırıla­rak, buradaki müslümanlar ile diğer dinlere mensup olanlar arasındaki geçimsizlik ateşlenmelidir.

* İslâm ülkelerinin bazı arazi, şehir ve köylerini gayr-i müslimlere tahsis etmelerini teşvik etmeliyiz. Medine’ye Medine’ye Yahudiler, İskenderiye Limanına Hristiyanlar, İran’ın Yezd şehrine Zerdüştiler, Irak’taki Amare’ye, Sabiîler… iskân edilmelidir. Lübnan’da, Trablus Dürzi kabilelere, Garz Şii Alevilere, Maskat Haricilere tahsis edilmelidir. Bu bölgeleri azınlıklara bıraktıktan sonra onları maddi, askeri ve sa­vaş teçhizatı bakımından desteklemeliyiz. Si­yasi ve askeri uzmanlar göndererek, bu azın­lıkların gelecekte müslümanların gözüne bir diken gibi batması için ciddi bir şekilde çalış­malıyız. Onların bölgede yavaş yavaş büyüme­leri etkinlik kazanmaları ve iktidarı ele geçir­meleri müslüman hükümetlerin yok olmasına, İslâm nüfuzunun zayıflamasına sebep olacaktır.

* Güçlü Osmanlı ve İran devletlerini parçalayarak küçük yerli yönetimler icad et­mek, bir taraftan onlar ile merkezi hükümet arasında çatışma ve anlaşmazlık çıkarmak, diğer taraftan, bu gün Hindistan’da uygula­nan proğram gibi «Böl, yönet», daha açık bir dille «Böl, yok et» planını uygulamak için çok dakik ve uygulanabilir bir harita hazırlanmalıdır.

* Düzgün ve planlı bir şekilde İslamî bölgelerde uyduruk mezhep ve inançların pro­pagandasını yapmalıyız. Öyle ki, propaganda yapıldıktan sonra, çeşitli halk kitlelerinde müsaid fikrî zeminler oluşturabilsin. Meselâ İranlılar imamlarına karşı aşırı bir ilgi duy­maktadırlar. Hüseyin Allahi, Mezhebi Hz. Sadık’a tapan Mezhepler, Gaip İmam (Mehdi) ile Ali bin Musa Rıza hakkında aşırı mübala­ğada bulunarak «Sekiz İmami Fırkası» propagandaları yapılabilir. Bu mezhepler için en uygun yerler şu bölgelerdir: Hüseyin Allahi Mezhebi için «Kerbela», Hz. Sadık’a tapanlar için «İsfahan», Mehdi’ye tapanlar için «Samirra», Sekiz İmami Mezhebi için «Meşhed». Ta­bii olarak bu sahte mezheplerin propaganda­sını sadece Şiiler arasında değil, dört sünni mezheb arasında da bu gibi uydurma mezhep­ler icad edilmelidir. Bu fırkalar arasında da şiddetli çatışmalar çıkarılmalı, her fırka ken­dini gerçek müslüman ve diğerlerini kâfir, mürted ve katli vacip addetmelidir.

* Zina, livata, içki içmek, kumar oyna­mak müslümanlar arasında yaygınlaştırılma­sı gereken mühim meselelerdendir. Bu fesatla­rın yayılmasında İslâm’dan önceki mezheple­re bağlı kalanlardan- ki sayıları pek çoktur- azami derecede yararlanılmalıdır.

* Bu ülkelerde hassas işlerin sorum­luluğuna, fasit ve temiz olmayan insanlar ta­yin ettirilmeye çalışılmalı, hatta mümkünse bunların İngiliz Sömürgeler Bakanlığı memur­larından seçilmesi sağlanmalıdır. Bizim maksatlarımız, İslâm ülkelerindeki bu nüfuzlu kişile­rin aracılığı ile gizlice uygulamaya konulma­lıdır. Elbetteki bu memur ve yöneticiler görü­nüşte müslüman idareciler tarafından tayin edilecek, ancak perde arkasında Büyük Bri­tanya Devleti Sömürgeler Bakanlığı ajanı ola­cak.

* Arap olmayan Müslüman bölgelerde Arap dilinin yayılmasına mâni olunmalıdır. Bu bölgelerde Kürtçe, Peştuca ve Orduca dilleri gibi milli dil ve kültürlerin propagandası yapılmalıdır. Arap kabileleri arasında kendilerine has lehçelerin yayılmasına, fasih Arapça’nın yerini almasına îtinâ gösterilmelidir. Böylece Arapların, Kur’ân ve sünnetle bağları kopmuş olur.

* Devlet kurumlarında müsteşar ve uzman adıyla İngiliz casuslarının sayısının ar­tırılmasına çalışılmalı, bu vesile ile İslâm ül­kelerinin başkanlarının ve yöneticilerinin ka­rarları etkilenmelidir. Bu gâyeye ulaşabilme­nin en iyi yollarından biri de, çok akıllı ve kültürlü köle ve hizmetçiler yetiştirerek Emirlere, Saray çocuklarına, Şehzadelere, onların eşlerine ve diğer etkin kişilere satmaktır. Bu köle ve hizmetçiler gördükleri eğitim sayesin­de kısa zamanda kendini isbat edecek ve ha­kimlerin, müsteşar ve bakanların danışmanı makamına erişebileceklerdir. Onların müslüman halka nüfuzu kullanılarak istenilen hü­küm çıkarılarak, uygulanacaktır.

* Hıristiyanlığı çeşitli İslâm toplumlarında; maliye memurları, tabibler, mühendis­ler ve bunlara bağlı kişiler arasında yaymaya çalışmalıyız. Kilise, özel okul, kiliselere bağlı sağlık ocaklarının artırılması, propaganda mahiyetli kitapların ücretsiz dağıtımı ve Hristiyan takviminin İslâm takviminin yerine ge­çirilmesi gibi konulara önem verilmelidir. Müslüman toplumlardan daha iyi bilgi topla­mak ve Hristiyanlığı daha iyi yaymak maksadıyla, İslâm topraklarında kurulan kiliselerde rahip, papaz ve rahibe adıyla İngiliz casusla­rını vazifelendirmeliyiz. Bu papaz görünümlü­ ajanların bazıları, İslâm bilimcisi, müsteşrik ve di­ğer adlar altında tarihi gerçekleri tahrif et­meye çalışmalıdırlar. İslâm ülkelerinin duru­mu hakkında gerekli bilgileri edindikten son­ra, İslâm’ın zararına ve Hristiyanlığın faydasına makaleler yazılmalıdır.

* Müslüman genç erkek ve kızlar ara­sında kayıtsızlık ve dinsizliği yaymalıyız, İs­lâm ilkelerine yönelik şüphe ve kuşkular uyandırmalıyız. Kiliseye bağlı okullarda ahlâka ve İslâm’a uymayan kitaplar ve yayınlar dağıt­malı, gayr-i ahlâkî ilişkiler için spor merkez­leri kurmalı, gençlerin gayr-i müslüman dost­lar edinmelerini sağlamalıyız. yahudi, hristiyan ve diğer dinlere mensup gençlerin katıldı­ğı dernekler kurmalıyız. Mümkün olan her ve­sileyi kullanarak müslüman gençleri tuzağa düşürmeliyiz.

* İslâm ülkeleri içinde ve dışında müslümanlar ile gayr-i müslimler aracında ça­tışma ve kargaşa yaratmalı veya müslüman fırkalar arasındaki İslâm ittihadını zayıflatmalıyız. Böylece gelişme ve ilerlemelerini en­gellemek amacıyla aralarında sürekli ihtilâf ve geçimsizlik yaratarak, diğer meselelerle İlgilenmelerini önlemeli ve mevcut vahdeti or­tadan kaldırmalıyız. Fikri güçlerini, milli ser­vet ve mali hâzinelerini boşa harcatmalı gençlerin şevk dolu faal ruhlarını ortadan kaldırmalıyız.

* İslâm ülkelerinin tarımlarını veya diğer gelir kaynaklarını ve milli ekonomileri­ni felce uğratmak maksadıyla barajları yıkmalıyız. Su kaynaklarını ortadan kaldırmalıyız. Tembellik ve uyuşukluğu teşvik etmeliyiz. Ye­ni üretim imkânlarını sekteye uğratmak için halkın bıkkınlık ve nefret duygusunu güçlendirmeliyiz. Kahvehane ve eğlence yerlerini artırmalıyız. Halk arasında esrar ve diğer uyuşturucu madde alışkanlığını yaygınlaştırmalıyız.

 

Muhammed bin Abdülvahhab’ın Yapacağı Vazifeler

* Şeyh, mezhebine katılmayan tüm müslümanları tekfir etmelidir. Mallarının yağmalanmasına, öldürülmelerine ve namus­larına tecavüz edilmesine, onların birer köle ve hizmetçi olarak köle pazarlarında satılma­larına izin vermelidir.

* Mümkün olduğu takdirde, Kâbe binasının putperestlik eseri olduğu gerekçesiy­le yıktırılması sağlanmalı, müslümanların Hacc farizasını ifa etmelerine mani olunmalı­dır. Arap kabilelerini, hacıların mallarını yağ­ma edip kendilerini katletmeye tahrik etme­lidir.

* Arap kabilelerini Halifenin (Osmanlı İmparatorluğu) emrini dinlemelerini engel­leyerek Osmanlı Devleti ile savaşmaya teşvik etmek. Bunun için mücehhez bir ordu kur­mak, halkı, Hicaz eşrafı ile çarpışmaya, her vesilede onların saygınlığını zedelemeye yö­neltmek.

* Mekke, Medine ve diğer şehirlerdeki müslümanların ziyaret ettiği türbeleri, mezarları, putperestlik işareti ve Allah’a şirk olduğu, Hz. Muhammed ve halifelerine ve İslâm’ın seçkin şahsiyetlerine ihanet olduğu ge­rekçesiyle tahrip etmek.

* İslâm ülkelerinde mümkün olduğu kadar güvensizlik, fitne ve kargaşayı körükle­mek.

* Eksiltilmiş ve artırılmış yeni Kur’ânlar bastırıp dağıtmak ve mevcut Kur’ân’da fazlalık veya eksiklik olduğunu yaymak ve bu görüşlere kaynaklık edecek hadisler üretmek.

(Hampher, İslâm’ı Nasıl Yok Edelim, İstanbul: Nehir Yayınları, 2001, s. 80-92)

*

Modernistleri Kullanarak İslâm’ı Bozmak İçin Yapılan Sinsi Planlar

Ramazan el-Bûtî şöyle der:

“Bizim Arap dünyasında modern tarihî gerçeklerden birazcık haberdar olan kültürlü bir kimse var mıdır ki Mısır’ı istilâsı sonrasında, İslâm şeriatıyla istediği gibi oynamak üzere Britanya’nın bu şeriata burnunu soktuğunu bilmemiş olsun?… Lord Crommer, İslâm dininin câmid, hareketsiz, ilerlemeye mânî ve toplumu geriye götürücü bir din olduğu fikrindeydi ve Mısır toplumunu bu kayıtlardan kurtarmak için uygun yollar ve çâreler araştırıyordu. En uygun ve mükemmel yol ise toplumun modern Avrupa tarzında ilerlemesinin zaruretine inanmakta olan adamların kafasına ictihad fikrini yerleştirmekti. Bu da ancak bu kafadaki adamlara fetvâ makamı, Ezher Şeyhliği ve idaresi gibi hassas dinî makam ve mevkîlerin teslimiyle mümkün olabilirdi. Nitekim Avrupa’nın görünüşüne ve değer ölçülerinin çoğuna inananlar, Ezher şeyhlerini ve âlimlerini, şartlarını dikkate almadan ictihad yapmaya çağırdılar. Hatta Şeyh el-Merâğî, müctehidin Arapça’yı bilmesine gerek olmadığı fikrini ortaya attı!.. Britanya elçileri (bile) İslâm şeriatında ictihad yapmaya kalktılar ve medenî kanunun değişmesi, birden fazla evliliğin ve boşama hakkının sınırlanması, erkek ve kadının mirastan eşit pay almasıyla sonuçlanan ictihadlarda bulundular. İctihâdî fetvâlar hareketlilik kazandı. Kadının örtünmesi reddediliyor, bankalardan belirli ölçülerde fâiz alınmasına cevaz veriliyordu. Bu tarzda fetvâ verenlere geniş ufuklu, esnek fikirli ve İslâm’ın rûhunu anlayanlar nazarıyla bakılıyordu.

Yakın zamanda cereyan eden bu gerçeklerden almamız gereken ne gibi dersler var acaba?..” (Muhammed Saîd Ramazan el-Bûtî, Mezhepsizlik, İstanbul 1995, s. 139)

İngiltere’nin Mısır müstemleke vâlisi Lord Cromer’in, Büyük Britanya tarafından kurulan sömürge sisteminin ilânihâye devam etmesini sağlamak üzere sunduğu “yerli memurların yetiştirilmesi” teklifi büyük bir başarıyla uygulandı.

*

Şeyh Muhammed Abduh, İngiltere’nin Mısır müstemleke vâlisi Lord Cromer ile yakın dost olmuştur. Cromer, Abduh’u “geniş ilim sahibi ve aydın fikirli” şeklinde vasfederek medhetmiştir. Aynı zat, Abduh’un müridlerini de “her türlü teşvik ve yardıma lâyıktırlar. Gösterilecek teşvik ve yardımlarla kendilerine destek olunmalıdır. Çünkü onlar reformist Avrupalının tabiî müttefikleridir” diye övmüştür. (Muhammed Zâhid el-Kevserî, Nüzûl-i İsâ Meselesi, İstanbul Rıhle Kitap, 2011, s. 26)

İngiltere’nin Mısır müstemleke vâlisi Lord Cromer şöyle der:

Muhammed Abduh’u yıllarca gücümün yettiğince teşvik ettim; fakat bu çetin bir işti. Zîrâ muhafazakâr müslümanlardan gördüğü şiddetli husûmetin yanı sıra, maalesef Hidiv ile de arası hayli bozuktu ve müftülük makâmını ancak İngilizlerin güçlü desteğiyle koruyabiliyordu.” (The Earl of Cromer, Modern Egypt, London: Macmillan and Co., Limited, 1908, c. 2, s. 180-181/1. Dipnot; Muhammed Zâhid el-Kevserî, Nüzûl-i İsâ Meselesi, İstanbul Rıhle Kitap, 2011, s. 27)

.

Sünnî-Şiî Çatışması Çıkarmak İçin Gayretler

Ümmetce cok dikkatli olunmasi gereken bir devirden geçiyoruz. İslam düşmanları büyük bir Sünni ve Şii savaşı çıkarmak üzere mühendislik çalışmaları yapıyorlar. Bunun beyni İngiltere ve operasyon İsrail tarafından yürütülüyor. Ülkemizde de malum bazı gruplar bu ihaleyi üstlenmiş gözüküyor.
Aşağıdaki link, merkezi Londra’da bulunan ve doğrudan MI6’e bağlı bir sözde kuruluşa aittir. Bu gruba Şirazîler denilmektedir ve arkalarında Kuveytli bir zengin işadamı bulunmaktadır. Bunların yayınları genel Şia camiası içerisinde de reddedilmiştir. Şu an için en büyük Şia mercii Irak’taki Ayetullah Sistani ve Iran’daki Ayetullah Hameney, birer beyan ile bu grubu şiddetle lanetlemişlerdir. Bunların siteleri ve tvleri Iran’da yasaktır.
Diğer taraftan, çok manidardir ki, yine merkezi Londra’da olan başka bazı sitelerde ise Şia’nın kafir oldugu, Hz. Ali’nin yanlış yaptığı, Yezid’in haklı olduğu, namazlarını dahi kaçırmayan takva ehli bir zat oldugu, Hz. Hüseyin’in halifeye karşı çıkmakla bâği (isyankar) olduğu v.b. gibi fetvalar veriliyor. Ve bu fikirler, “Sünnilik” diye sunuluyor. Yine bu sitelerde umumen tasavvuf ehlinin ve hususen vahdet-i vucud ehlinin kafir oldukları, kanlarının, mallarının, ırzlarının helal olduğu da ilave ediliyor.
Yani iki taraflı oynuyorlar. Lütfen uyanık olalım. Bunların ne halihazırdaki Şia’yı ve ne de Sünniliği temsil etmediğini bilelim ve oyuna gelmeyelim. “Allah’ın ipine topluca sarılalım”. Vesselam…

Şia’ya âitmiş gibi görünen ve Hz. Aişe’ye fahişe diyen, Peygamber (s.a.v) Efendimiz’i Hz. Aişe’nin zehirleyip öldürdüğünü iddia eden site:

http://alqatrah.org/question/index.php?id=17

Ayrıca Arapça bir kitap: el-Fâhişe: el-Vechü’l-âhar li-Âişe: (manası: Fahişe: Aişe’nin Diğer Yüzü):

http://www.alqatrah.net/edara/?id=226