Namazda ve Hâricinde Çıplaklığın Çirkinliği (165. Hadis-i Şerif Dersi)

November 25, 2014 in Buhârî'den Hadîs-i Şerîfler

Namazda ve Hâricinde Çıplaklığın Çirkinliği

Câbir bin Abdullah (r.a) şöyle buyurur:

“Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v) Kureyş ile birlikte Kâʻbe’nin binâsı için taş taşıyordu. İzârı (peştamal gibi olan elbisesi) de üzerinde idi. Muhterem amcası Abbâs (r.a):

«‒Kardeşimin oğlu, (insanlardan uzaktayken) şu izârını çözüp omuzlarının üstüne koysan da taşıyacağın taşa siper etsen!» dedi.

Efendimiz (s.a.v) izârını çözüp omuzlarının üzerine koyunca hemen kendinden geçerek yere düşüverdi. İşte o günden sonra Efendimiz (s.a.v) hiçbir vakit uryân görülmedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem…” (Buhârî, Salât, 8)

Şerh:

Fahr-i Kâinât Efendimiz (s.a.v), Kâbe yeniden inşâ edilirken amcası Abbâs ile birlikte taş taşıyordu. Abbâs (r.a), taşların çıplak omzunu incitmemesi için Efendimiz’e:

“–Elbiseni omzuna koy!” dedi. Efendimiz (s.a.v), (insanlardan uzak bir yerde) elbisesini omzuna koymak istediği sırada yere yığıldı ve gözlerini semâya dikerek amcasına:

“–Bana elbisemi ver!” dedi. Hemen onu alıp üzerine örttü. (Buhârî, Hac, 42)

Yıkılacak hâle gelen Kâʻbe’yi Kureyş, bi’sete yakın senelerde yeni­den bina etmişti. Bu şerefli hizmete erkek, kadın, yaşlı, çocuk bütün Kureyş iştirak etmişti. İmâm Zührî (r.a), bu esnâda Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in henüz bülûğa ermediğini rivâyet eder.

Câhiliye günlerinde çıplak bulunmak ve başkalarının huzûrunda avret yeri açık durmak, ehl-i İslâm nazarında olduğu kadar ağır bir şey sayılmazdı. Hatta Kureyşliler, Beyt-i Muazzam’a gûyâ tâzim olsun diye Harem-i Şerif hâricinde giyilen elbise ile tavâfı yasaklayarak, yabancıları, yalnız harem ehlinin kiraladığı veya ödünç verdiği elbise ile tavâfa mecbur tutmuşlardı. Böyle bir elbise tedârik edemeyen erkek ve kadınlar geceleri çıplak tavaf ederler ve “Anamızdan doğduğumuz gibi üzerimizde zulme bulanmış hiçbir şey olmadığı hâlde tavâf ediyoruz” derlerdi.

Bu hâdise Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in küçük yaşlarında bile bütün hayâsızlıklardan, çirkinliklerden ve câhiliye ahlâkından korunmuş olduklarını ve tertemiz bir fıtrat üzere yaratıldıklarını gösterir.

İnsanların yanında, şerʻî bir zaruret olmadıkça avret yerini örtmenin farziyyetinde kimsenin şüphesi yoksa da, halvette (yalnızken) bile soyunup çıplak olmayı hoş görmeyen­ler vardır. Ama insanın yalnız başınayken de tesettüre riâyet etmesi ve avret mahallerini açık tutmaması farz olarak görülmemiş, müstehap olduğu söylenmiştir.

Hz. Ali (r.a):

“Kişi avret mahallini açınca yanındaki melek ondan yüzünü çevirir.” buyurmuştur. (İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, I, 104)