Ashâb-ı Kirâm’ın Efendimiz (s.a.v)’e Uyması

March 28, 2015 in Muhtelif Mevzular

Ümeyye bin Abdullah, Abdullah bin Ömer Hazretleri’ne:

“–Hazarda ve korku esnâsında namazın nasıl kılınacağını Kur’ân’da bulabiliyoruz, ancak sefer namazını bulamıyoruz?” diye sormuştu.

Abdullah bin Ömer (r.a) ona:

“–Biz hiçbir şey bilmezken Allah Teâlâ Muhammed (s.a.v)’i bize gönderdi. Biz Muhammed (s.a.v)’i ne yaparken gördüysek aynen onun gibi yaparız” dedi. (İbn-i Mâce, İkâme, 73; Ahmed, II, 65, 94; IV, 78)

*

Ümmü’d-Derdâ (r.a) şöyle anlatır:

“Ebu’d-Derdâ (r.a), bir söz söylediğinde muhakkak tebessüm ederdi. Bir gün ona:

«–İnsanların seni ayıplamasından korkuyorum!» dedim. O:

«–Rasûlullah (s.a.v) bir söz söylediğinde muhakkak tebessüm ederdi» dedi.” (Ahmed, V, 198, 199)

*

Rasûlullâh (s.a.v), Gıfarlı bir hanıma:

“–Bir su kabı al, içerisine tuz at. Sonra örtüye değen kanı onunla yıka!” tavsiyesinde bulunmuştu.

O sahabî hanım ömrü boyunca büyük bir muhabbet içerisinde bu tavsiyeyi tatbik etmiş suyuna tuz katmadan elbiselerini yıkamamıştır. Öldüğü zaman cenazesinin yıkanacağı suya da tuz atılmasını vasiyet etmiştir.” (Ebû Dâvûd, Tahâret, 122/313)

*

Hz. Ali (r.a) Peygamber Efendimiz’in Sünnet’ine bağlılıkta bir şâhika idi. Birgün kendisine:

“–Kişi hacda kurban etmek üzere götürdüğü devesine binebilir mi?” diye sorulmuştu. Şöyle cevap verdi:

“–Bunda bir beis yoktur. Rasûlullah r yolda yürüyen kişilere rastladığında yanlarındaki kurbanlık develere ve kendi develerine binmelerini emretmiştir. Siz Peygamberiniz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimiz’in Sünnet’inden daha faziletli ve daha güzel başka hiçbir şeye ittibâ edemez, ondan daha iyi bir şeyin peşinden gidemezsiniz!” (Ahmed, I, 121)

Onun şu sözüleri ne kadar ibretlidir:

“Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in ayağa kalktığını gördük biz de kalktık, oturduğunu gördük biz de oturduk.” (Ahmed, I, 83)

“Hz. Peygamber’in izinden giden hariç, bütün yollar insanlara kapalıdır.” (Bursevî, Rûhu’l-Beyân, [Nisâ, 28])

Abdü Hayr der ki:

“Hz. Ali’yi gördüm, abdest aldı ve mestlerinin üzerine meshetti. Sonra şöyle dedi:

«–Rasûlullah r Efendimiz’in böyle yaptığını görmeseydim mestlerin altını meshetmenin daha doğru olduğunu düşünürdüm.” (Ahmed, I, 148, 95, 124)

*

Câbir (r.a) kendisinden bilgi almaya gelen gençlere şöyle demiştir:

“Allah Rasûlü (s.a.v) aramızdaydı. Ona Kur’an inerdi, mânâsını çok iyi bilirdi. O Kur’an’la nasıl amel ederse biz de ona tâbi olarak öylece amel ederdik.” (Müslim, Hacc, 147)

*

Abdullâh bin Ebî Evfâ (r.a), kızının cenâze namazında dört defa tekbir almıştı. Dördüncü tekbirden sonra, iki tekbir arasında durduğu kadar durup kızının bağışlanmasını diledi ve ona duâ etti.

Cemaattekiler onun beşinci defa tekbir alacağını zannetmişlerdi. Sonra sağına ve soluna selâm verdi. Namazdan sonra:

“–Bu yaptığın nedir?” diye sordular. O da:

“–Rasûlullâh (s.a.v) Efendimiz’den gördüğüm şeye herhangi bir ilâve yapmış değilim, O, böyle yapardı.” diye cevap verdi. (Bkz. Hâkim, I, 360; İbn-i Mâce, Cenâiz, 24)

*

Ebû Bürde şöyle anlatır:

Ebû Mûsâ el-Eş’arî (r.a) hastalandı ve başı hanımının kucağında iken bayıldı. Bunun üzerine hanımı, bir çığlık atıp yüksek sesle ağlamaya başladı. Fakat Ebû Mûsâ, hanımını bu davranıştan men edecek durumda değildi. Ayılınca:

“–Rasûlullâh (s.a.v)’in hoşlanmayıp uzak kaldığı şeyden ben de hoşlanmam ve uzak olurum. Peygamber Efendimiz, vâveylâcı, saçını yolan, üstünü başını yırtan kadınlardan uzaktı.” diye hanımını îkâz etti. (Buhârî, Cenâiz, 37, 38; Müslim, Îmân ,167; Nesâî, Cenâiz, 17)

Ölümle pençeleşirken dahî Allâh Rasûlü’nün emirlerine titizlikle itaat gayreti içinde bulunmak, ne muazzam bir îman hassâsiyetidir.

*

Rasûlullah (s.a.v) bir seferden dönünce önce mescide uğrardı. Orada iki rekat namaz kılar, ondan sonra evine dönerdi. Daha sonraları İbn-i Ömer de aynen böyle yapardı. (Ebû Dâvud, Cihâd 166/2781, 2782)

*

Ubeyd bin Cüreyc, Abdullah bin Ömer’e:

“–Ey Ebû Abdarrahmân! Senin dört şeyi yaptığını görüyorum ki arkadaşlarından kimsenin onları yaptığını görmedim” dedi.

İbn-i Ömer (r.a):

“–Nedir onlar, ey İbn-i Cüreyc?” dedi. İbn-i Cüreyc:

“–Görüyorum ki, Kâʻbe’nin Hacer-i Esved rüknü ile Yemânî rüknünden başkasına el sürmüyorsun. Tabaklanmış tüysüz deriden ayakkabılar giyiyorsun. (Elbiselerini) sarı boya ile boyuyorsun. Mekke’de bulunduğun zaman insanlar (Zilhicce) hilâlini görür görmez ihrâma girip yük­sek sesle telbiye okumaya başladıkları hâlde sen, terviye günü (yânî Arefe’den evvelki gün) girmedikçe telbiyeye başlamıyorsun?!” dedi.

Abdullah (r.a) şöyle cevap verdi:

“–Beyt’in rükünlerine gelince, Ben Rasûlullah (s.a.v)’in Hacer-i Esved ile Rükn-i Yemânî’den başkasına el sürüp meshettiğini görmedim.

Ta­baklanmış tüysüz deriden ayakkabılara gelince, ben Rasûlullah r’in üzeri kıl­sız deriden mamul ayakkabılar giyip, ayağı içinde iken abdest aldı­ğını gördüm. Onun için ben bu tür ayakkabılar giymeyi seviyorum.

Sarı boyaya ge­lince, Allâh Rasûlü r Efendimiz’in sarı boya kullandığını gördüm. Ben de onun için (elbiselerimi) sarı boya ile boyamayı severim.

Telbiyeye gelince, Rasûlullah (s.a.v)’in hay­vanı Minâ’ya doğru hareket için ayağa kalkıp doğrulmadıkça telbiye ettiğini görme­dim.” (Buhârî, Vudûʻ, 30; Müslim, Hacc, 25; Muvatta, Hacc, 31)

*

İbn-i Ömer (r.a) hac ve umreyi bitirdiği zaman, Zülhuleyfe’deki Bathâ’da devesini ıhtırırdı. Çünkü orada Rasûlullah r de devesini ıhtırmıştı. (Buhârî, Hacc 38, 29, 148, 149; Müslim, Hacc 226; Muvatta, Hacc 6)

*

Nâfi’ anlatıyor:

“İbn-i Ömer (r.a) Muhassab’da öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kılıp bir miktar uyurdu. Sonra da Rasûlullah r’in böyle yaptığını söylerdi.” (Buhârî, Hacc 149; Müslim, Hacc 337; Muvatta, Hacc 207)

*

Rasûlullah (s.a.v) kurbanlığını (Mekke ile Medine arasında bir mevki olan) Kudeyd’de satın almıştı. İbn-i Ömer v da aynen öyle yaptı. (Tirmizî, Hac 68/907)

*

Ebû Râfî şöyle anlatır:

“Ebû Hüreyre t ile yatsı namazı kıldım. «İze’s-semâü’nşakkat» sûresini okudu ve secde etti. Ben ona:

“–Ey Ebû Hüreyre, bu ne secdesi?” deyince:

“–Ben Peygamber Efendimiz’in arkasında bu sûrede secde ettim. Ben bu secdeye ölünceye kadar devam edeceğim” dedi. (Müslim, Mesâcid, 110; Ahmed, II, 229)

*

Ebû Hârun el-Abdî (r.a) şöyle demiştir: Biz gençler Ebû Saîd’den bazı şeyler öğrenebilmek için onun yanına giderdik. O bizi görünce şöyle derdi:

“–Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in bize vasiyet ve emanet ettiği kişiler, merhaba, hoş geldiniz! Rasûlullah (s.a.v) bize şöyle buyurdu:

«–İnsanlar size tâbî olacaklar. Dünyanın dört bir yanından size insanlar gelip dini iyice öğrenmek ve onda derinleşmek isteyecekler. Onlar size geldiğinde kendilerine îtinâ gösterin ve hayırla muâmele edin!»” (Tirmizî, İlim, 4/2650; İbn-i Mâce, Mukaddime, 17, 22; Dârimî, Mukaddime, 26; Hâkim, I, 164/298)

*

Câbir (r.a) şunları anlatır:

Bir gün Peygamber (s.a.v) elimden tutarak beni evine götürdü. Bir ekmek parçası çıkardı ve âilesine:

“–Herhangi bir katık var mı?” diye sordu. Onlar da:

“–Evde sirkeden başka bir şey yok” dediler.

Rasûl-i Ekrem (s.a.v):

“–Sirke ne güzel katıktır!” buyurdu.

Câbir (r.a) der ki:

“Nebî (s.a.v)’den bu sözü duyduğumdan beri sirke yemeyi çok severim.”

Hadîsin râvîsi Talha da şöyle der:

“–Câbir (r.a)’den bu sözü duyduğumdan beri ben de sirke yemeyi çok severim.” (Müslim, Eşribe 167-169; Ebû Dâvûd, Et’ime 39; Tirmizî, Et’ime 35; İbni Mâce, Et’ime 33)