Hz. Osman’ın Hikmetli Sözlerinden Bazıları

May 19, 2016 in Hz. Osman (r.a)'dan 111 Hayat Ölçüsü

– “Eğer kalblerimiz tertemiz olsaydı (yani tezkiye ve tasfiye sürecinden geçmiş olsaydık), Rabbimizin Kelâmı’na doyamazdık. Ben, Mushaf’a bakmadığım bir günün geçmesini çok çirkin görürüm.”

Hz. Osman (r.a) şehîd edildiğinde, yüzüne çok bakmaktan dolayı Mushaf’ı iyice yıpranmış, bazı yaprakları ise delinmişti.[1]

– “Kim geceleyin Âl-i İmran Sûresi’nin sonunu okursa ona, geceyi sabaha kadar ibadetle ihya etmiş gibi sevap yazılır.”Hata! Köprü başvurusu geçerli değil. (Ali el-Müttakî, II, 304/4066)

– “İçkiden sakının, çünkü o bütün kötülük ve çirkinliklerin anasıdır… Aman içkiden uzak durun, vallahi îman ile içki mübtelâsı olmak, asla bir arada bulunmaz. Pek yakında birinin diğerini uzaklaştırmasından korkulur.” (Nesâî, Eşribe, 44)

Yâni içkiye mübtelâ olmak, tevbe edilmediği takdirde kişinin kalbinden îmânı çıkarıp atar. Tevbe edildiğinde ise îmân, içki içme hastalığını sahibinden uzaklaştırır.

– “Çocukları para kazanmaya mecbur etmeyin! Siz onları mal kazanmaya mecbur ettiğiniz takdirde hırsızlık yaparlar. San’at sahibi olmayan câriyeleri de kazanca zorlamayın! Zira siz onları kazanca zorladığınız takdirde iffetlerini zedeleyerek kazanmaya çalışırlar. Onların getireceği paraya karşı istiğnâ gösterin ki, Allah da sizi müstağnî kılsın. Size temiz olan yiyecekler yaraşır.” (Muvatta’, İsti’zan 42)

– “Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’e bey’at ettikten sonra hiç şarkı söylemedim, yalan konuşmadım ve sağ elimle tenâsül uzvuma dokunmadım.” (İbn Mâce, Tahâret, 15)

Osman ibn-i Affân (r.a) birçok defa hutbesinde şöyle derdi:

“Cuma günü imam hutbeye çıkınca su­sun ve hutbeyi dinleyin! Susan kimse dinlemese de, dinleyen kadar sevap kazanır. Namaz için kâmet getirilince safları düzeltin, omuzla­rınız bir hizâya gelsin. Zira safların düzgün tutulması namazı tamamlayan bir unsurdur.”

Osman (r.a), safları düzeltmek için vazifelendirdiği şahıslar gelip safların düzeltildiğini bildirmeden tekbir almazdı. (Muvatta’, Cuma, 8)

– “Şüphesiz Allah Teâlâ, dünyayı, ona meyletmemeniz ve onunla âhiret yurdunu talep etmeniz için yermiştir. Muhakkak dünya fânî, âhiret ise bâkîdir. Fâni olan sizi şımartıp azdırmasın ve bâki olandan alıkoymasın. Siz, bâkîyi fânî olana tercih ediniz! Dünya sonludur, dönüş Allah’adır. Allah’tan korkunuz!” (İbn Ebi’d-Dünyâ, Mevsû‘a, I, 77)

Hz. Osman (r.a) bir keresinde minbere çıkarak şunları söyledi:

“Ey Âdemoğlu! Unutma ki dünyaya geldiğin günden beri ölüm meleği peşinde dolaşıp durmaktadır. Bir yandan da senin boynundan atlayarak bir başkasını yakalamaktadır. Sen dünyada bulunduğun sürece bu böyle devam edecektir. Ancak bir gün gelecek ki başkalarının boynundan atlayıp seni yakalayacaktır. Bu hiç beklemediğin bir anda olabilir. Öyleyse dâimâ hazırlıklı ol ve gafil avlanmamaya çalış! Çünkü ölüm meleği senden asla gâfil değildir. Ey Âdemoğlu! Bilmiş ol ki eğer sen kendi nefsinden gâfil olur ve kendin için hazırlık yapmazsan, elbetteki başkası senin için hazırlık yapmaz. Allah’ın huzuruna mutlaka varacağını aklından çıkarma ve bunun için de nefsinin hazırlığını görüp onun için rızık temin et! Sakın bu işi başkasına havale edeyim deme! Selam üzerinize olsun!” (Dîneverî, el-Mücâlese ve cevâhiru’l-ilm, II, 73; Ali el-Müttakî, no: 42790)

Abbâd ibn-i Zâhir şöyle anlatıyor:

Hz. Osman’ın bir hutbesini dinledim, şöyle diyordu: “Allah’a yemin ederim ki biz seferde ve hazarda Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’le arkadaşlık yaptık ve onun sohbetlerinde bulunduk. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) hastalarımızı ziyaret eder, cenazelerimize katılırlardı. Bizimle birlikte savaşlara çıkıp az veya çok kendisinde bulunan şeyleri bizimle paylaşır, bize destek olurlardı. Ama bakıyorum bugün Efendimiz (s.a.v)’i hiç görmemiş olan bazı kimseler O’nu bana tanıtmaya çalışıyorlar.” (Ahmed, I, 69; Ali el-Müttakî, no: 18662)

– “Cennet ile Cehennem arasında bulunsam da hangisine gireceğimi bilmesem, bunu öğrenmeden evvel çürüyüp toprak olmayı isterdim.” (Ebû Nuaym, Hilye, I, 60)

Kulluk; haram helâl sınırlarını muhâfaza etmek, ahdlere vefâ göstermek, mevcûda rızâ göstermek, olmayana da sabretmektir.”

Müttakî bir kulun alâmetlerinden biri de, diğer insanları kurtulmuş, kendini ise helâk olmuş görmesidir.”

“En büyük kayıp, sâhibinin âhiret seferi için azık hazırlayamadığı uzun bir ömürdür.”

“Kimin, dünya zindanı olursa, o mü’min kabirde rahat eder.”



[1] Beyhakî, Şuab, III, 509, el-Esmâ’ ve’s-Sıfât, s. 182; Ali el-Müttakî, II, 287/4022, 316/4110.