Hayızlının Bayram Namazına Çıkması

September 17, 2016 in Buhârî'de Temizlik

Hafsa bint-i Sîrîn(r.a) şöyle buyurur:

“Biz bekâr kızlarımızı bay­ramlarda (namazgâha) çıkmaktan men ederdik. (Basra’ya) bir ka­dın gelip Halef Oğulları kasrına indi. O kadın kız kardeşinin -ki kocasıPeygamber (s.a.v) Efendimiz’le birlikte on iki gazâda bulunmuş, kendisi de bizzat bunların al­tısına iştirak etmiş idi-: «Biz yaralılara ilaç yapar, hastalara bakardık» dediğini rivayet ettikten sonra, şöyle dedi: «Kız kardeşim Peygamber (s.a.v) Efendimiz’e:

“‒Birimizin örtünecek çarşafı olmazsa, namaz yerine çıkmamasında bir beis var mı?” diye sormuş. Peygamber Efendimiz (s.a.v):

“‒Arkadaşı kendi cilbâblarından birini ona giydirsin de hayır (meclislerin)de ve Müslümanların dua­sında hâzır bulunsun!” buyurmuşlar.»

(Hafsabint-iSîrîn der ki:)

Ümmü Atıyye buraya geldiği zaman:

«‒Bunu sen Peygamber (s.a.v) Efendimiz’den işittin mi?» diye sordum. Ümmü Atıyye:

«‒Anam babam O’na fedâ olsun, evet!» dedi.

Zâten Ümmü Atıyye (r.a) ne zaman Peygamber (s.a.v) Efendimiz’i zikretse mutlakâ «Anam babam O’na fedâ olsun!» derdi.

Ümmü Atıyye (r.a) şöyle devam etti:

«‒Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyorlardı:

“‒Bekâr kızlar ile perde sahibi kadınlar -veya: Perde sahibi kızlarla hayızlı kadınlar- çıkıp hayır (meclislerin)de ve mü’minlerin duasında hâzır bulunsunlar. Yal­nız hayızlı kadınlar namazgâhtan uzakça dursunlar!”

Hafsa der ki: Ben Ümmü Atıyye’ye:

«‒Hayızlılar da mı?» diye sordum. Üm­mü Atıyye (r.a) cevaben:

«‒Hayızlılar Arafat’ta, falan falan yerlerde hâzır bulunmuyorlar mı?» dedi.”(Buhârî, Hayz, 23)

Şerh:

“Perde sâhibi kadınlar”,perde arkasında, evlerinde yaşayan kadınlar demektir ki onlar için “ehl-i perde” tâbiri de kullanılır.

“Hayır meclisleri”nden maksad, dînlerini öğrenecekleri ilim meclisleri, fıkıh ve hadîs meclisleri, hasta ziyareti yapılacak evler, hastahâneler ve buralara benzer hayır­lı ve sevap kazanılacak yerlerdir.

“Müslümanların duası”ndan maksat ise, İstiskâ Namazı yani Yağmur Duâsı Namazı’dır. Şârih Aynî, bunun daha umûmî bir mânâda olduğunu söyler.

Hayızlıların mescide girmesi caiz değil ise de, belde hâricindeki namazgâha gitmelerine cevaz verildiği anlaşılmaktadır. Çünkü namazgâh, yalnız na­maza mahsûs bir mahal değildir. Bununla birlikte hayızlıların namazgâhta namaz kılanlardan biraz ayrı durup onlara karışmamaları lâzımdır.

Kadınların bu gibi hayır ve bereket meclislerine gidip duâ etmeleri, duâ eden­lerle beraber “Âmîn!” demeleri müstehaptır. Ancak, fitne korkusu sebebiyle genç ve güzel olan kadınların böyle yerlere çıkmaması gerektiğine dâir, daha Selef-i Sâlihîn ve Tâbiîn devrinde fetvâ verilmiştir.

Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz zamanında fitne korkusu yoktu. Daha sonra ise toplumda bozulmalar meydana geldi.

Diğer bir husus da, ilk zamanlar Müslümanlar az idi. Efendimiz (s.a.v) İslâm’ın ve müslümanların kalabalık ve güçlü görünmesini arzu ediyorlardı. Zamanla müslümanların sayısı arttı.

Bütün bunları dikkate alan fukaha, daha sonra farklı fetvâlar vermişlerdir. Hanefîlere göre genç kadınların bayram, Cuma ve diğer vakit namazları için camiye çıkmaları câiz değildir. İhtiyar kadınların çıkmaları câiz görülmüşse de çıkmamaları efdaldir. Ancak çıkmak isterlerse, süslenmeden ve koku sürünmeden gitmelidirler. Şâfiîlere göre genç kadınların camiye gitmesi, fitne korkusu sebebiyle mekruhtur.

Ümmü Atıyye (r.a), «Hayızlılar Arafat’ta, falan falan yerlerde hâzır bulunmuyorlar mı?» sözüyle Müzdelife, Mina, İstiskâ namazının kılındığı musallâ gibi yerleri kastetmiştir.

Âdet hâlindeki kadın, Allah’ın zikrinden uzak kalmaz.