Kadın, Babasının Yüzündeki Kanı Yıkayabilir

Sehl bin Sa’d es-Sâidî (r.a) Hazretlerine:

“‒Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in yarası ne ile tedâvi edildi?” diye sorulmuştu. Cevaben şöyle buyurdu:

“‒Artık bunu benden daha iyi bilen bir kimse kalmadı. Alî (r.a) kalkanı ile su getiriyor, Fâtıma (r.a) da Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in yüzündeki kanı yıkıyordu. Sonra bir hasır parçası alınıp yakıldı ve yarası onunla dolduruldu.”(Buhârî, Vudû’, 72)

Şerh:

Sehl (r.a) Medîne-i Münevvere’de en son kalan sahâbîdir. Vefâtı takriben yüz yaşında 91 hicrî senesinde vâkî olmuştur.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) Uhud Gazvesi’nde yaralanmışlardı. Yaralayan ise Abdullah bin Kamie habîsi idi. Mel’ûn herif, Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in yüzünü yaraladığı gibi mübârek dişlerini de zedelemişti. Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in bir parçası olan Fâtımatü’z-Zehrâ (r.a) kanın dinmeyip suya galebe ettiğini görünce oradaki bir hasır parçasını yakmış, yanığını yaranın üstüne bastırdıktan sonra kan dinmişti.

Burada görüldüğü üzere bir kadın, babasına ve mahremlerine dokunabilir ve onların hastalıklarını tedâvi edebilir. Hanefîlere göre kadının dokunmasıyla abdest bozulmaz, kanın akmasıyla bozulur. Şâfiîlere göre ise bunun aksinedir.

Tedâvî olmak tevekküle mânî değildir.

Kişi bilmediği ve kendisine gizli kalan meseleleri bilenlere sormalıdır.

 

%d bloggers like this: