Mestler Üzerine Meshetmek

Sa’d bin Ebî Vakkâs (r.a), Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in mestleri üzerine meshettiklerini Abdullah bin Ömer’e nakletmişti. Abdullah (r.a), babası Hz. Ömer’e bu mevzuyu sordu. O da:

“‒Evet, (meshettiler).” dedikten sonra şöyle devam etti:

“‒Sa’d (r.a) sana Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’den bir şey naklederse artık onu başkasına sorma!” (Buhârî, Vudû’, 48)

Şerh:

Sa’d (r.a) Irak valisi iken Abdullah (r.a) onun hazarda[1] mestler üzerine meshettiğini görmüş ve buna itiraz etmişti. Sa’d (r.a) da Rasûlullah (s.a.v)’den böyle gördüğünü söyledi ve Medîne’ye dönünce babasına sorabileceğini ifade etti. Daha sonra birlikte sorup tasdik aldılar.

Abdullah bin Ömer (r.a) sohbeti kadîm ve rivâyetleri çok olan kıymetli bir sahâbî olduğu hâlde ta o zamana kadar bu bilgiye muttali olamamış veya meshin sadece sefer esnâsında câiz olduğunu zannetmiş gibi görünüyor. Bu da bir âlimin her meseleyi bilemeyeceğine parlak bir numunedir. Mestler üzerine meshetmek seksenden ziyâde tarik ile rivayet edildiğine ve yalnız Hasan Basrî’nin bunu yetmiş kadar sahâbîden işitmiş olduğuna göre, bu rivayetin tevâtür derecesine çıktığına hükmetmek mümkündür. Mestler üzerine meshetmeyi câiz görmeyen Hâricîler ile Şiîlerin boş delillerine ise itibar edilmez. Mâide Sûresi’ndeki âyet ile bunun neshedildiğini söyleyenler de yanılıyorlar. Zira Mâide sûresi, hicrî 5. senede Müreysi Gazvesi’nde nâzil olmuştur. Hâlbuki Muğîre bin Şu’be (r.a), Peygamber Efendimiz’in, en son gazvesi olan 9. senedeki Tebük’te mestleri üzerine meshettiklerini rivayet eder.[2] Aynı şekilde Mâide Sûresi’nin nüzûlünden sonra müslüman olan Cerîr bin Abdullah el-Becelî (r.a) da hazarda meshetmiş ve Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in böyle yaptıklarını söylemiştir.[3]

***

Amr bin Ümeyye ed-Damrî’den rivâyete göre o (r.a), Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’in mestleri üzerine meshettiklerini görmüştür. (Buhârî, Vudû’, 48)


[1]Hazar”, “Sefer”in zıddıdır. Yani kişinin yolcu olmaması, mukîm olması, memleketinde ve evinde bulunması hâlidir.

[2] Buhârî, Vudû’, 48, 49.

[3] Ahmed Naîm Efendi, Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, I, 168.

%d bloggers like this: