Abdest Uzuvları Kaç Defa Yıkanır?

September 19, 2016 in Buhârî'de Temizlik

Abdullah bin Abbâs (r.a) şöyle buyurur:

“Bir defasında Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) abdest uzuvlarını birer kere yıkayarak abdest aldılar.” (Buhârî, Vudû, 22)

***

Abdullah bin Zeyd el-Ensârî (r.a) şöyle buyurur:

“Bir defasında Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) abdest uzuvlarını ikişer kere yıkayarak abdest aldılar.” (Buhârî, Vudû, 23)

***

Osman bin Affân (r.a) bir gün bir kap su isteyip abdest aldı. Önce ellerinin üzerine üç kere su döküp yıkadı. Sonra avucuyla kaptan su alıp (üç defa) ağzını çalkaladı, (üç defa) burnuna su verip güzelce temizledi. Sonra yüzünü üç kere yıkadı, kollarını dirseklerine kadar üç kere yıkadı. Sonra başını meshetti. Sonra iki ayağını üç kere aşık kemiklerine (bileklerine) kadar yıkadı. Sonunda şöyle buyurdu:

“Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’i aynen benim şu abdestim gibi abdest alırlarken gördüm. Abdestlerini bitirdikten sonra da şöyle buyurdular:

«Her kim şu abdestim gibi abdest alıp iki rekât namaz kılar ve bu iki rekât içinde hatırına (namaz ile münâsebeti olmayan) bir şeyi getirmezse, ne kadar geçmiş günâhı varsa mağfiret edilir».” (Buhârî, Vudû, 24, 28; Müslim, Tahâret, 3-4)

Şerh:

Bu iki rekât namaz, “Şükr-ü Vudû’” nâmı verilen nâfile bir namazdır. Abdest gibi muazzam bir nimeti lutfettiği için Cenâb-ı Hakk’a şükrün bir ifadesidir.

Kişi namazda kendini havâtır (akla gelen düşünceler) ve hayallerle meşgul etmemeli, planlar yapıp yeni kararlar almamalıdır. Kendiliğinden gelen düşünce ve vesveseler ise affedilmiştir. Bu tür düşünceler geldiğinde hemen onları zihinden uzaklaştırıp namazla meşgul olmalıdır.

İnsan namazda iken zihnini; okuduğu sûreler, dualar, zikirler, tesbihler ve tekbirlerle, bunların mânâlarıyla ve icrâ ettiği rükünlerin delâlet ettiği şeylerle meşgul etmelidir. Cenâb-ı Hakk’a gönülden niyâz hâlinde bulunmalı, O’na yakarmalı, günahlarının affını istemeli, ihtiyaçlarını talep etmelidir. Bu hâlini muhâfaza için nefis ve şeytanla mücâdele etmelidir. İşte bu mücâdelenin mükâfâtı olarak küçük günahları affedilecektir.

Lâkin bazı rivâyetlerde bu hadîsin sonunda:

“Aldanmayınız!”[1] yani bu müjdeye aldanıp da kötü amellerinizi çoğaltmayınız, îkâzı mevcuttur. Zira günahları affettiren namaz, Allah katında kabul edilen namazdır. Namazının dergâh-ı kabûle yükselip yükselmediğini yakînen bilmek ise hangi kula müyesser olur?

İbn-i Atâullâh el-İskenderî (r.a) şöyle buyurur:

“Bir kişi iki rekât namaz kılar, ona güvenir, meyleder ve ucb hâline düşerek amelini beğenmeye başlar; işte bu, etrâfı seyyiât ile kuşatılmış bir hasenedir.”[2]

Bu hadîs-i şeriflerden anlaşıldığına göre abdest âzâlarını birer defa yıkamak kâfi, ikişer defa yıkamak daha güzel, üçer defa yıkamak ise en güzelidir. Üçten fazla yıkamak ise mekruhtur.

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’e bir bedevî geldi ve O’na abdestin nasıl alınacağını sordu. Allah Rasûlü (s.a.v) abdestin alınışını, uzuvlarını üçer defa yıkayarak gösterdiler, sonra da şöyle buyurdular:

“–Abdest işte böyledir. Kim buna ziyâdede bulunursa kötü bir iş yapmış, haddi aşmış ve de zulmetmiş olur.” (Nesâî, Tahâret, 105)

***

Osman bin Affân (r.a) bir gün abdest alınca şöyle buyurdu:

“Size bir hadîs nakledeyim. Allâh’ın Kitâb’ında bir âyet olmasaydı onu size rivâyet etmezdim. Nebiyy-i Muhterem (s.a.v) Efendimiz’den işittim, şöyle buyuruyorlardı:

«Bir kişi abdest alır, abdestini de âdâb ve erkânına riâyet ederek güzelce alır, sonra (farz) namazı kılarsa, o abdest ile (daha sonraki) namaz arasında işlediği günahları mutlaka affedilir.»

Hz. Osmân (r.a)’ın bahsettiği âyet-i kerîme şu idi:

“İndirdiğimiz açık delilleri ve hidâyet yolunu, insanlara Kitap’ta apaçık göstermemizden sonra gizleyenler yok mu, işte onlara hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder.” (el-Bakara, 159) (Buhârî, Vudû, 24)

Şerh:

Bu âyet-i kerîme mü’minleri tebliğe teşvik ediyor. Hz. Osman (r.a), insanlar aldanır da tembelliğe düşer diye hadîs-i şerîfi nakletmek istemiyor, ancak âyet-i kerimenin tehdidinden korkarak rivâyet ediyor.


[1] Bkz. Buhârî, Rikâk, 8; İbn Mâce, Tahâret, 6; Ahmed, I, 66.

[2] İbn-i Atâullâh el-İskenderî, Tâcu’l-arûs, Dımeşk: Mektebetü İbni’l-Kayyım, 1419, s. 72.