Kur’ân-ı Kerim’de Bir Gençlik Modeli Olarak Hz. Yahyâ (a.s)

June 28, 2018 in Tebliğler

KUR’ÂN-I KERİM’DE BİR GENÇLİK MODELİ OLARAK HZ. YAHYÂ (A.S)[1]

Murat Kaya[2]

Özet:

Dünya hayatında istikamet ve hidayet üzere hoş bir hayat yaşayarak âhirette ebedî saadeti kazanmanın yolunu gösteren ana kaynak hiç şüphesiz Kur’ân-ı Kerim’dir. Kur’ân, dünya ve âhirette kazanan ve kaybeden insanlardan bahseder. Sık sık bunlardan örnekler verir ve sonradan gelenlerin yolunu aydınlatır. Önlerine model insanlar koyarak taklit ve takip edebilecekleri karakterlerin ana hatlarını çizer. Bunlar içinde her yaştaki insanlara örnek ve model olacak şahsiyetler yer alır. Bir de husûsî olarak gençlere model olacak önderlerden bahsedilir. Zira gençlik çağı insanın en önemli vaktidir. Bu dönemde kritik kararlar alınır ve hayata yön verecek işler yapılır. Kazanma ve kaybetme daha çok bu devrede olur. Acaba Kur’ân’da nasıl bir gençlik modeli anlatılmaktadır? Konuyla ilgili âyetlere baktığımızda bu alana dair pek çok örnekler verildiğini görürüz. Kur’ân’da insanlara takdim edilen çok sayıdaki örnekler içinden tebliğ çerçevesine uygun olacak şekilde sadece Hz. Yahyâ’yı model olarak incelemeyi uygun gördük.

Yahyâ (a.s) güzel bir âilede; hayırlara koşan, umarak ve korkarak Allah’a yalvaran ve O’na derinden saygı duyan bir anne-babanın duaları neticesinde lütfedilmiş efendi, iffetli ve sâlih bir evlattır. Âilesi Allah’a bağlı ve müttakî insanlar olduğu için o da daha doğduğu günde bereketlerle kuşatılmıştır. Kendisine daha evvel kimseye verilmemiş güzel bir isim verilmiştir. O, küçüklüğünden itibaren anne-babasına çok iyi davranmış, asla zorba ve âsî olmamıştır. Devamlı şefkâtli, rûhu temiz ve kötülüklerden sakınan biri olmuştur. Allah’ın kitabına sımsıkı sarılmış ve erken yaşta hikmet sahibi olmuştur. Son derece iffetli bir gençlik hayatı yaşamış, kendini günahlardan ve çirkinliklerden korumuş; devamlı sadakat, emanet ve fetanetle muamele etmiş, Allah’ın dinine hizmet etmiş, insanlara faydalı olmak için çalışmış, efendi ve sâlih bir gençtir. Bu yönüyle Hz. Yahyâ’nın günümüz gençliğine güzel bir model olarak takdim edilip anlatılmasının faydalı olacağı kanaatindeyiz. İşte bu sebeple tebliğimizde -inşaallah- Yahyâ (a.s) ile ilgili âyetlerin yorumuna teksif olarak onun vasıflarından bir gençlik modeli çıkarmaya gayret edeceğiz.

Anahtar Kelimeler: Kur’ân, tefsir, Yahyâ (a.s), model insan, gençlik modeli, iman, ibadet, ahlâk.

 

AS A YOUTH MODEL IN HOLY QUR’AN HZ. YAHYÂ

Assit. Prof. Dr. Murat Kaya[3]

Abstract:

The Qur’an is undoubtedly the main source showing the way of gaining eternal happiness in the hereafter by living a pleasant life in the world in the direction and guidance. The Qur’an tells about the winners and the losers people in the world and the hereafter. Often gives examples of these people and illuminate the way of the followers. The Qur’an puts the model people in front of them so that they can imitate these characters and follow them. These include persons who will be examples and models for people of all ages. It also mentions the leaders who will specially be model for young people. Because the youthness is the most important time of the life. Critical decisions are taken in this period and things that will lead to misconduct are made. Winning and losing are mostly in this period. How does a Qur’an describe a youth model? When we look at the verses related to the subject, we see that many examples are given about this area. Among many examples presented to the people in the Qur’an, as an appropriate framework of communication we consider only Hz. Yahyâ to examine as a youth model.

Yahyâ (a.s) is a bestowed son of a parent who runs for benevolence, prays to Allah with hope and fear and respects Him deeply. He is beset by blessings on the day he was born since his family were piety people affiliated to God. He has been given a beautiful name never been given to anyone before. He behaved very well to his parents since his childhood, has never been bullied and unruly. He has been a constantly compassionate, clean soul, and a person who avoids ugliness. He has firmly tied to the Book of Allah and has become wise at an early age. He has lived a very virtuous youth life, he has protected himself from sin and ugliness. He has constantly treated with loyalty, trust and superior intelligence. He has served God’s religion and he has worked to be beneficial to people. He was a master and a righteous young man. In this direction we believe that it would be beneficial for Hz Yahyâ to be presented and explained as a beautiful model to today’s youth. For this reason, we will endeavor to describe a youth model by interpreting the verses related to Hz Yahyâ (a.s).

Key words: Qur’an, commentary, Yahyâ (a.s), model man, youth model, faith, worship, morality.

 

Giriş

İnsan fıtratında taklit etme ve örnek alma özellikleri mevcuttur. İnsan eğitiminde bu iki özellik devamlı kullanılagelmiş, peygamberler, âlimler ve sâlih kimseler insanlara örnek olarak gösterilmiş, onların izinden gidilmesi tavsiye edilmiştir. Bunun gerçekleşebilmesi için de peygamberlerin ve sâlih kimselerin hayatlarının ve ahlâklarının anlatılması ve bunların özendirilmesi gerekmektedir. Nitekim:

وَكُلًّا نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الرُّسُلِ مَا نُثَبِّتُ بِه۪ فُؤٰادَكَۚ وَجَٓاءَكَ ف۪ي هٰذِهِ الْحَقُّ وَمَوْعِظَةٌ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَ

“Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini (tatmin ve) teskin edeceğimiz her kıssayı sana anlatıyoruz. Bu (sûrede ve kıssalarda) sana hak, mü’minlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir”[4] âyetinde bunun önemine işaret edilmektedir.

Ebû Hanîfe (ö. 150/767) bu konuda şöyle demiştir: “Sâlih âlimleri ve güzel ahlâklarını anlatan kıssalar, bana fıkhın çoğundan daha sevimli gelir. Zira bu anlatılanlar, Hak dostlarının edep ve ahlâkıdır. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulmuştur:

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ هَدَى اللّٰهُ فَبِهُدٰيهُمُ اقْتَدِهْۜ

«İşte onlar Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy!..».”[5]

Cüneyd Bağdâdî (ö. 297/909) de; “Sâlihlerin kıssaları, Allah’ın ordularından bir ordudur. Cenâb-ı Hak onlarla müritlerin kalbini kuvvetlendirir” demiş, buna delil isteyenlere de yukarıdaki Hûd 11/120 âyetini okumuştur.[6]

Sâlihlerin hayat hikâyelerinden ve ahlâklarından bahsetmek bu derece faydalı ise, peygamberlerin kıssalarını ve ahlâklarını anlatmanın daha faydalı olacağı aşikârdır. Zira onların örnek hayatlarını dinleyen insanların imanı kuvvetlenir, ibadeti artar, ahlâkı güzelleşir, muâmelâtına adâlet ve hak duygusu hâkim olur, sıkıntı ve üzüntüleri hafifler. Ahlâkî faziletleri insanlara, bu tür kıssaları anlatmak sûretiyle daha canlı ve tesirli bir şekilde telkin etmek mümkündür. Umumiyetle kıssalar birden fazla ahlâkî anlam taşıdığından bunları farklı durumlarda farklı yönleriyle tekrar etmek ve her defasında da yönlendirici bir güce sahip olduğunu görmek mümkündür. Devamlı işitilen kıssalar şuur altına yerleşir ve ihtiyaç ânında hemen hatırlanarak kişinin kararlarına yön verebilir. Hâsılı kıssaların yönlendirici, terbiye edici ve iknâ edici bir gücü vardır diyebiliriz.

Bu sebeple Kur’ân-ı Kerim sık sık peygamber kıssaları naklederek onları insanların önüne model olarak koymaktadır. İslâm âlimleri de insanları kıssalarla daha kolay eğitebildiklerini gördüklerinden, eserlerinde bu usule ağırlık vermişlerdir. Dolayısıyla insan eğitiminde öncelikle Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in hayatı ve yaşadıkları, diğer peygamberlerin hayatları ve hatıraları, ashâb-ı kiramın, âlimlerin,  âriflerin ve sâlihlerin hayat hikâyeleri devamlı anlatılmalı, gündemde tutulmalıdır. Aksi takdirde insanlar örnek alma ve rol model ihtiyaçlarını bir takım gayr-i müslim kahramanların yaşadığı hayatlarda ve yazdığı roman ve hikâyelerde aramaya başlayacaktır ki bu da onların İslâmî şuur ve bakış açısından uzaklaşmalarıyla neticelenecektir.

Kur’ân’da insanlar, bilhassa da gençler için örnek gösterilen peygamberlerden biri de Hz. Yahyâ’dır. Onun genç yaşta şehid edilmesi, yaşlılık devresine ulaşamaması, zihinlerde daima örnek bir genç olarak kalmasını sağlamıştır.

Hz. Yahyâ, Kur’ân’da beş âyette ismi zikredilen[7] ve Hz. İsa ile çağdaş olduğu bildirilen bir peygamberdir.[8] İsrâiloğullarına gönderilmiştir.

 

1.      Hz. Yahyâ’nın Hayatı

1.1.  Doğumu

Yahyâ (a.s) Hz. Zekeriyyâ’nın oğludur. O da Hz. Süleyman, Davud ve Yakub peygamberlerin soyundandır.[9] Hz. İsa ile Yahyâ (a.s) teyze çocuklarıdır.[10] Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Yahyâ’nın tarihî kimliği üzerinde fazla durulmaz. Daha ziyade onun dünyaya gelişi ve şahsiyetine ehemmiyet verilir. Meryem sûresinin ilk 15 âyeti bu konuları ele alır. Önce Allah’ın Hz. Zekeriyyâ’ya olan rahmetinden bahsedilir. O, gizli bir sesle Rabbine yalvarmış, “Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım. Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu rızâna ulaşmış bir kimse kıl!”[11] “Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın”[12] diye dua etmişti. Allah’ın Hz. Meryem’e sebepsiz olarak mucizevî bir şekilde rızık verdiğini görmesi üzerine böyle bir istekte bulunduğu rivayet edilir.[13] Buna şu sebebi de ilave edebiliriz: Mabette ibadetle meşgul olan küçük yaştaki Hz. Meryem’in bakımı ve kefaleti için çekilen kura Hz. Zekeriyyâ’ya çıkmıştı. Devamlı onunla meşgul olurken onun nasıl güzel bir kulluk hayatı yaşadığını ve duygu zenginliğine sahip olduğunu görüyordu. Onun bu hâlini özenerek Meryem (a.s) gibi “Allah’a teslim olmuş, temiz, iffetli” bir çocuğunun olmasını isteyerek Rabbine yöneldiğini de tahmin edebiliriz. Nitekim Cenâb-ı Hak, Rahman’ın has kullarının, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” diye dua ettiklerini bildirmektedir.[14] Hasan Basrî (ö. 110/728) bu âyet hakkında şöyle demiştir: “Bu âyet-i kerîme, «Bize Allah’a itaat yolunda bulunan zevceler ve nesiller ver!» demektir. Zira mü’mini, sevdiği kişiyi Allah’a tâat üzere görmekten daha fazla sevindirecek ve gözünü aydın edecek başka bir şey yoktur.”[15]

Allah Teâlâ, Hz. Zekeriyyâ’ya “Yahyâ” isminde bir oğlan çocuğu vereceğini müjdeledi ve onun isminin daha evvel kimseye verilmediğini bildirdi. Zekeriyyâ (a.s)’ın bu duası ile kendisine verilen müjde arasında 40 sene geçtiğini söyleyenler olmuştur.[16] Bu müjde karşısında sevinen Zekeriyyâ (a.s) büyük bir şaşkınlık içinde hanımının kısır, kendisinin de ihtiyarlığın son noktasına gelmiş olduğu hâlde nasıl çocuklarının olacağını sordu. Böyle bir şeyin gerçekleşeceğinde şüphesi yoktu ancak bunun keyfiyetini soruyordu. Allah Teâlâ, kendisini hiçbir şey değilken yarattığı gibi Hz. Yahyâ’yı yaratmasının da kolay olduğunu ifade etti. Bunun üzerine Zekeriyyâ (a.s) meleklerin bildirdiği bu müjde hususunda kalbinin mutmain olması için bir işaret istedi. Allah Teâlâ istediği işaretin, sapasağlam hâline rağmen üç gün insanlarla konuşamaması olduğunu bildirdi. Mukâtil b. Süleyman (ö. 150/767), Hz. Zekeriyyâ’nın istediği alâmetin hâmileliğin ne zaman başladığına dair olduğunu söyler. Nitekim onun naklettiği bir rivayete göre Zekeriyyâ (a.s), hanımının hâmile kaldığı gecenin sabahında konuşamaz olmuştur.[17] Bunun üzerine Zekeriyyâ (a.s) ibadethaneden kavminin yanına çıkmış ve işaretle onlara sabah akşam Allah’ı tesbih etmelerini söylemiştir.[18]

Bunlara ilave olarak Âl-i İmrân sûresinde Hz. Zekeriyyâ’nın Rabbinin katından temiz ve mübarek bir zürriyyet istediği, mâbette kalkmış ibadet ederken meleklerin kendisine nida ederek Allah’ın kendisini, Hz. İsa’yı tasdik edecek, efendi, nefsine hâkim ve sâlihlerden bir peygamber olan Hz. Yahyâ ile müjdelediğini bildirdikleri haber verilmiştir. Hayretle bunun nasıl olacağını sorması üzerine de “Allah’ın dilediğini yapacağı” cevabı verilmiştir. Alâmet olarak üç gün konuşamayacağı bildirildikten sonra kendisine “Rabbini çokça zikret, sabah akşam tesbih et!” emri verilmiştir.[19] Bu bilgiler birbirini tamamlamaktadır.

Muhammed b. Kâʻb (ö. 108/726 [?]) der ki: “Allah birine zikri terkedebileceğine dair ruhsat verecek olsaydı, “Senin için alâmet, insanlarla üç gün konuşamaman, ancak işaretleşebilmendir”[20] buyurduğu zaman Hz. Zekeriyyâ’ya ruhsat verirdi. Ancak ona bunun ardından “Ayrıca Rabbini çokça zikret, sabah akşam tesbih et!” buyurmuştur.[21]

Zemahşerî’ye (ö. 538/1144) göre Hz. Zekeriyyâ’nın insanlarla konuşamayışı, Allah’ın bu büyük nimetine şükür için o müddet zarfında dilini Allah’ı zikre vermesi, başka şeylerle meşgul etmemesi içindir.[22]

Muhtelif rivayetlere göre Zekeriyyâ (a.s) o zaman yetmiş veya yetmiş küsur yaşındaydı.[23] Kendisinin 92 veya 120, hanımının 98 yaşında olduğu da söylenmiştir.[24]

Allah Teâlâ doğduğu gün Hz. Yahyâ’ya selâm etti. Aynı şekilde öleceği gün ve dirileceği gün de selâm edeceğini bildirdi.[25] Yani onu her türlü kötülük, günah, sıkıntı, azap ve korkudan emin kılacağını, selâmete çıkaracağını haber verdi.

 

1.2.  Çocukluğu

Yahyâ (a.s) daha küçük yaşlarda iken Allah Teâlâ ona hikmet, kalp yumuşaklığı, ruh temizliği ve sâfiyeti vermişti. O, Allah’tan sakınan, takvâ sahibi, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. Asla isyancı bir zorba olmadı.[26]

Hz. Yahyâ’nın son derece olgun bir çocukluk hayatı geçirdiği nakledilir. Sekiz yaşında Beytü’l-Makdis’in hizmetine girip on beş yaşına kadar orada gündüzleri hizmet ettiği, geceleri de gözyaşları içinde ibadette bulunduğu rivayet edilir.[27] İbnü’l-Esîr (ö. 630/1233) onun kadınları hiç arzu etmediğini ve çocuklarla oyun oynamadığını nakleder.[28] Çocuklar yanına gelip; “Haydi gidip biraz oynayalım” dediklerinde o; “Biz oyun için mi yaratıldık?” derdi.[29] İşte “Biz ona daha çocuk iken hikmet vermiştik”[30] âyetinin bu duruma işaret ettiği söylenir.[31] O çocukluğundan beri Allah’a karşı güçlü bir itaat hayatı yaşamıştır.[32]

 

1.3.  Gençliği

Yahyâ (a.s) büyüyüp gençleştiğinde Allah Teâlâ ona, “Ey Yahyâ kitaba sımsıkı sarıl!” buyurdu.[33] Kendisine peygamberlik verdi.

Bize gelen rivayetlerden Hz. Yahyâ’nın gençliğinde şatafattan uzak, sade bir hayat yaşadığı anlaşılmaktadır. Buna göre onun yemesi, içmesi ve giyinmesi son derece mütevazı idi.[34] İnsanlara da, fazla yiyecek ve giyeceklerini paylaşmalarını, kanaati, aç gözlülükten ve zorbalıktan uzak durmayı, güzel ahlâkı, adâleti tavsiye ediyordu. Günahlardan uzak durmaya, tevbe ederek manevî temizliği elde etmeye ayrı bir ehemmiyet veriyordu. Ahiret ve hesap günü için hazırlanmayı ısrarla vurguluyordu.

Genç yaşta Tevrat’ı eline almış, İsrailoğullarına vaaz ve nasihat etmeye başlamıştı. Daha sonra da Hz. Musa’nın şeriatı ile amel etmek üzere İsrailoğullarına peygamber olarak gönderildi.[35]

Kâʻb el-Ahbâr’dan (ö. 32/652) Hz. Yahyâ’nın yüzü ve sûreti güzel, yumuşak huylu bir genç olduğu nakledilmiştir.[36]

Rivayetlere bakıldığında Hz. Yahyâ’nın 32 yaşında şehid edildiği anlaşılmaktadır.[37] Bazı kaynaklara göre, İsrâ sûresinde İsrâiloğulları’nın yeryüzünde çıkaracakları bildirilen (17/4) iki fesattan ikincisi onların Hz. Yahyâ’yı öldürmeleri ve Hz. Îsâ’yı da öldürmeye teşebbüs etmeleridir.[38]

Hadislerde Rasûlullah (s.a.v)’in Miʻrâc esnasında Hz. Yahyâ ve Hz. İsa ile ikinci kat semâda karşılaştığı, onlara selâm verdiği, onların da selâma karşılık verdikten sonra “Merhabâ ey sâlih kardeş ve sâlih nebî” dedikleri bildirilmektedir.[39]

 

2.      Hz. Yahyâ’nın Gençlere Model Olabilecek Güzel Vasıfları

Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Yahyâ’nın genç yaşta sahip olduğu ahlâkî üstünlüklerin zikredilmesi, bu konuya küçük yaşta verilen ehemmiyeti göstermektedir.[40] Buna göre ailede çocuğa küçük yaştan itibaren güzel ahlâk eğitimi verilmeli, güzel vasıflar bir taraftan çocuğa sözlü olarak anlatılırken, diğer taraftan da fiilî olarak tatbîkâtı yapılmalı, yaşanarak öğretilmelidir. Şimdi Hz. Yahyâ’nın, kendilerinden övgüyle bahsedilen ve gençlere model olacak güzel vasıflarını sırayla görelim:

 

2.1.  İmanda Model Olması

2.1.1. İmanla Diri Bir Gönle Sahip Olması

Katâde’ye (ö. 117/735) göre Allah Teâlâ Hz. Yahyâ’yı imanla dirilttiği, ihyâ ettiği için ona “Yahyâ” ismini vermiştir.[41] Yaşlı anne babadan doğduğu için bu ismin verildiğini söyleyenler de vardır.[42] İlk görüşü dikkate alarak gencin manevî âleminin imanla hayat bulup canlanması gerektiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla bir gence ilk lâzım olan ve onun için en hayatî, en önemli şey Allah’a imandır. Bir insanın ebedî dirilişi buna bağlıdır. Ondan sonra diğer güzel vasıflar gelir.

 

2.1.2. Allah’ın Peygamberini Tasdik Etmesi

Yahyâ (a.s) Hz. İsa’dan altı ay büyüktü, peygamber olarak gönderildiğinde onu ilk tasdik eden, Allah’tan bir kelime olduğuna ilk şahitlik eden Hz. Yahyâ oldu.[43] Bundan sonra onun yolu ve metodu üzere yaşamaya başladı. Bir gencin Allah’ın peygamberini tasdik edip ona tabi olması, iman esaslarından ve en başta gelen vazifelerindendir. Dolayısıyla günümüz gençliğinin Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’i çok iyi tanıyıp onu tasdik etmesi ve izinden gitmesi, en büyük ihtiyacıdır.

 

2.1.3. Dini koruması

Zekeriyyâ (a.s), ölümünden sonra İsrailoğullarının kötülerinden olan yakınlarının; dini değiştirmelerinden, toplumu doğru düzgün yönetmemelerinden korkuyordu.[44] Bu sebeple sâlih bir evlat istiyordu. Bundan hareketle gençlerin dini öğrenme, onu yaşama, diğer insanlara tebliğ etme ve koruma idealini kazanmaları gerektiğini söyleyebiliriz. Zira din, gençlerle ayakta kalır ve ancak onlarla geleceğe taşınabilir. Bir milletin geleceğini görmek için onların gençlerinin durumuna bakmak yeterlidir. Gençler nelerle meşgul oluyor ve nasıl yetiştiriliyorsa gelecek de ona göre şekillenecek demektir.

 

2.1.4. İnsanlara Dini Öğretmesi

Yahyâ (a.s) İsrailoğullarının bayramlarında ve toplantı yerlerinde durup vaaz eder, onları Allah’a ibadete davet ederdi.[45] Şam’a gidip İsa (a.s) ile buluştuğu zaman da halkı Allah’a ibadete davetten geri durmamıştı.[46] Hz. İsa’nın Yahyâ (a.s)’ı on iki havarisinin başında insanlara Allah’ın emir ve nehiylerini bildirmek üzere gönderdiği de rivayet edilir.[47] Rasûlullah (s.a.v) onun dinî hükümleri tebliğine dair bir hâdiseyi şöyle haber vermişlerdir:

“…Yahyâ (a.s) insanları Beytü’l-Makdis’te topladı. Mescid ağzına kadar doldu. Mahfillere de oturdular. Yahyâ (a.s) onlara şöyle hitap etti: Allah bana beş kelime gönderdi ve onlarla amel etmemi ve size de onlarla amel etmeyi emretmemi söyledi:

Bunlardan birincisi Allah’a ibadet etmeniz, ona hiçbir ortak koşmamanızdır. Allah’a ortak koşanın misâli şudur: Bir adam, kendi öz malından altın veya gümüş mukabilinde bir köle satın alır ve ona: «Bu benim evim, bu da işim. Çalış, kazandığını bana öde!» der. Köle çalışır, fakat kazancını efendisinden başkasına öder. Hanginiz kölesinin böyle olmasına razı olur?

Allah size namazı emretti. Namaz kılarken sağa-sola bakınmayın. Zira Allah yüzünü, sağa sola bakmadığı müddetçe namazda bulunan kulunun yüzüne çevirir.

Size orucu da emrediyorum! Bunun misâli şu adamın hâline benzer; O bir grup içerisindedir. Yanında bir kese içinde misk vardır. Herkes onun kokusundan hoşlanmaktadır. Oruçlunun (ağzında hâsıl olan) koku, Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.

Size sadakayı da emrediyorum! Bunun misâli de şu adamın hâline benzer: Düşmanları onu esir edip ellerini boynuna bağlamış ve boynunu vurmak üzere öne sürmüşlerdir. Adam: «Ben az çok ne varsa malımı fidye olarak verip kendimi kurtarmak istiyorum» der ve fidye ile kendini onlardan kurtarır.

Ben size Allah Teâlâ’yı zikretmenizi de emrediyorum! Bunun misâli de şudur: Bir kişi düşünün, düşmanları peşinden süratle geliyor ve onu yakalamak istiyorlar. O zât ancak sağlam bir kaleye sığınınca kendisini onlardan koruyabiliyor. Kul da böyledir. Kendisini şeytandan ancak Allah’ın zikri ile koruyabilir.”[48]

Ahmed bin Hanbel’in (ö. 241/855) rivâyetinde zikir ile alâkalı kısım şöyle biter: “Kul Allah’ı zikretmeye devam ederse şeytana karşı, bu adamdan daha iyi korunmuş, daha muhkem bir yere sığınmış olur.”[49]

Yahyâ (a.s) insanlara Allah’ın dinini öğreterek onları ebedî saadete ulaştırmak için gayret etmiştir. Bizim gençlerimiz de öncelikle kendileri dini güzel bir şekilde öğrenip yaşadıktan sonra insanlara bu güzellikleri öğretmeyi ve onları çirkin şeylerden uzaklaştırmayı hedef edinmelidirler.

 

2.2. İlimde Model Olması

2.2.1. Kitaba Sımsıkı Sarılması

Yahyâ (a.s), Allah’ın kitabı olan Tevrat’a büyük bir ciddiyet ve devamlılıkla sarılmıştır.[50] Demek ki daha küçük yaşta iken çocuklara Allah’ın kitabı Kur’ân-ı Kerim’i evvela okumayı öğretmek, sonra da seviyelerine göre muhtevasını yavaş yavaş anlatmak icap eder. Genç olduklarında ise Kitâbullah’a sahip çıkmaları, hükümlerini yaşayıp diğer insanlara da öğretmeleri gerektiğini kavramaları lâzımdır.

 

2.2.2. İlim, Anlayış, Zekâ ve Hikmet Sahibi Olması

Kur’ân’da Hz. Yahyâ’ya küçük yaşta “hüküm” verildiği bildirilmektedir.[51] Bu kelimeyi müfessirler anlayış, ahkâm, marifet ve hikmet[52] diye tefsir eder, Allah Teâlâ’nın Hz. Yahyâ’ya daha küçük yaşlardayken Kitâbullah’a karşı derin bir anlayış verdiğini söylerler.[53] O hâlde gençlerimize Kur’ân’ın hikmetlerini anlatma hususunda geç kalınmamalıdır. Seviyelerine göre Kur’ân kıssa ve mesellerini, temsil ve teşbihlerini, bunlardaki hükümleri ve hikmetleri anlatarak onların zihin dünyalarını güzel bilgilerle süslemek lâzımdır.

Âyetteki “hüküm” kelimesine “akıl” manası veren de olmuştur. Zemahşerî, Allah’ın, küçük yaşta Hz. Yahyâ’nın aklını sağlamlaştırdığı, sonra da ona vahyettiği görüşüne yer verir.[54] Bu durumda gençlerin akıl ve zihin yapısını güçlendirecek tedbirler alınmalı, bunları zaafa uğratacak alışkanlık, davranış ve gıdalardan onları korumalıdır.

 

2.2.3. İlmi Miras Alması

Zekeriyyâ (a.s) Allah’tan bir çocuk isterken kendisine ve Yaʻkûb oğullarına vâris olacak bir evlat istemişti. Hz. Zekeriyyâ’nın miras bırakacak bir malının olmaması, peygamberlerin dünya malına önem vermemeleri, altın ve gümüş değil ilim miras bırakmaları sebebiyle âyette bahsedilen mirasın nübüvvet, ilim, hikmet, takva ve riyaset gibi şeyler olduğu akla gelmektedir. Nitekim Mukâtil, Hz Yahyâ’nın, Yaʻkûb oğullarının ilim ve riyasetine vâris olduğunu söylemiştir.[55] Mücâhid (ö. 103/721) onun babası ve Yaʻkûb âilesinden aldığı mirasın ilim olduğunu nakleder. Hasan Basrî de miras olarak nübüvvet ve ilim aldığını ifade eder.[56]

Rasûlullah (s.a.v) konuyla ilgili şöyle buyurmuşlardır: “Bir kimse, ilim elde etmek arzusuyla bir yola girerse, Allah o kişiyi cennetin yollarından birine sevkeder. Melekler yaptığından hoşnut oldukları için ilim öğrenmek isteyen kimsenin üzerine kanatlarını gererler. Göklerde ve yerde bulunan her şey, hatta suyun altındaki balıklar bile âlim için Allah’a istiğfar ederler. Âlimin âbide üstünlüğü, dolunayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, mîras olarak altın ve gümüş bırakmazlar; onlar ilmi miras bırakırlar. Kim bu mîrâsı alırsa, büyük bir nasip almış olur.”[57]

Bugün biz de gençlerimize iman, ilim ve ameli miras bırakmaya gayret etmeli, onları bu tür mirasın peşinde koşacak bir şuurda yetiştirmeliyiz.

 

2.3. İbadette Model Olması

2.3.1. Allah’ın Rahmetini Umarak ve Azabından Korkarak Dua Etmesi

Kâʻb (r.a) Hz. Yahyâ’nın çok ibadet ettiğini ve itaatinin son derece kuvvetli olduğunu nakletmiştir.[58] Ona henüz sabî iken ilim ve hikmet verilmişti. Yahyâ (a.s), Allah’ı tanımayı sağlayan bu ilim ve hikmet ile sımsıkı sarıldığı kitap sayesinde ibadetin önemini iyice kavramış olmalıdır. Bu konuda ailesinin katkılarını da unutmamak gerekir. Zira onun bütün aile fertleri ibadet konusunda birbirleriyle yardımlaşırlardı. Allah’ın rahmetini umarak ve azabından korkarak O’na yalvarır, dua ve ibadet ederlerdi.[59]

Abdullah ibn Hakîm şöyle der: Ebû Bekir (r.a) bize bir hutbe îrad etti ve şöyle dedi:

“Emmâ ba’d: Size, Allah’a karşı takvâ sâhibi olmanızı tavsiye ederim. O’nu lâyık olduğu şekilde senâ edin! Korku ile ümid arasında olun, Allah’tan isterken ısrâr edin! Allah -azze ve celle- Zekeriya (a.s) ile âilesini överek şöyle buyuruyor:

«…Onlar, hayır işlerinde koşuşurlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı; onlar, bize karşı derin bir huşû içindeydiler».[60]

Hz. Yahyâ’nın ailesi, bu davranışlarıyla bizlere, kişinin çocuğuna yapabileceği en büyük iyilik ve hayrın, onun ibadet duygusunu geliştirmek ve Allah ila olan ilişkisini sağlam bir temele oturtmak olduğunu öğretmektedir.[61]

 

2.3.2. Huşû Sahibi Olması

Hz. Yahyâ ve ailesi huşû ehli kimselerdi, Allah’a derin bir saygı içinde yaşarlardı.[62] Mütevazı idiler, Allah’a ibadet ve dua etmekten çekinmez, bu konuda büyüklenmezlerdi.[63]

Lügatte “sessiz ve sakin durmak, alçak gönüllü olmak, Hakk’a boyun eğmek; yumuşaklık, kolaylık” gibi manalara gelen huşû’, Allah karşısında duyulan saygı ve tâzimden dolayı her türlü benlik iddiasını terkederek O’na boyun eğme ve bunun hareketlere yansıyan tezahürü şeklinde tarif edilebilir. Huşûʻun kökleri kalpte, tezahürü bedendedir. Kalple ilgili yönü, Allah’ın azameti karşısında kulun büyük bir saygı hissiyle edep hâlini bürünmesidir. Bedene âit tarafı da bu saygı ve edep duygusunun uzuvlara yansımasıyla kişinin sükûnet ve vakar ifade eden bir görünüş, duruş ve davranış sergilemesidir.[64] Bu tür duygular, Hz. Yahyâ örneğinde olduğu gibi aile ortamının desteği ile daha kolay ve daha iyi bir şekilde kazanılabilmektedir.

 

2.4. Ahlâkta Model Olması

2.4.1. Şefkât, Merhamet ve Rikkat Sahibi olması

Meryem 19/13’te geçen “hanân” kelimesi, rahmet, şefkât, rikkat, muhabbet ve tazim manalarına gelir.[65] Bir annenin kalp yumuşaklığını, sıcacık sevgi ve şefkâtini hatırlatır. Allah Teâlâ rahmet, şefkât ve muhabbetiyle Hz. Zekeriyyâ ve Yahyâ’ya ikram ve ihsanlarda bulunmuş, daha sonra bu güzel vasıfları onlara da vermiştir.[66] Yahyâ (a.s) kalbinde Allah’a karşı engin bir muhabbet besliyordu. Allah’ın kullarına karşı da büyük bir muhabbet, merhamet, şefkat ve tazim duygularıyla doluydu. Rikkat-i kalbiye sahibiydi. Bundan hareketle anne-baba ve eğitimcilerin de, çocuklara sevgi, şefkat, rikkat, merhamet ve tazim duygularını aşılamaya ve bunların eğitimini vermeye özen göstermeleri gerektiğini söyleyebiliriz.

 

2.4.2. Ruh Temizliği (Sâfiyet)

Yahyâ (a.s) günahlardan uzak duran tertemiz bir genç idi, bedenini Rabbine tâatte kullanır, devamlı amel-i sâlihler işlerdi.[67] Her türlü hayır ve iyilik hususunda artarak devam eden bir gelişim gösterirdi.[68] Rasûlullah (s.a.v) Hz. Yahyâ’nın çok hayırlı bir kişi olduğunu ifade ettikten sonra bunun sebebinin de Allah’ın onu Kur’ân’da güzel vasıflarla anlatması olduğunu söylemiş, ilgili âyetleri okumuş ve sonunda; “Hiçbir kötülük yapmadı, hatta böyle bir şeyi aklından bile geçirmedi” buyurmuştur.[69]

Gençlerin kalp ve ruh temizliğini muhafaza edip bunları geliştirmeye çalışmak, eğitimin en mühim hedefi olmalıdır.

 

2.4.3. Her Yönüyle Allah’ın ve Kullarının Rızâsını Kazanması

Zekeriyyâ (a.s) Allah’tan kendisine din, ahlâk ve zâhirî görünüş itibariyle Allah’ın ve kullarının râzı olacağı vasıfta bir çocuk ve hatta aynı vasıfta tertemiz bir zürriyet bahşetmesini istemişti.[70] Cenâb-ı Hak onun bu duasını kabul ederek ona Hz. Yahyâ’yı bahşetti. O hem Allah’ın rızasını kazanan, hem de insanlar tarafından sevilip kendisinden memnun olunan bir gençti.

Hem Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşayan hem de çevresindeki insanların memnuniyetini kazanabilen bir genç, hiç şüphesiz ideal bir gençtir.

 

2.5. Takvâda Model Olması

2.5.1. Günahlardan Uzak Durması

Yahyâ (a.s) Allah’tan korkar, O’nun tâatine koşar, emirleri yerine getirir, haramlardan kaçınırdı. Gayet temizdi, hiç günah işlemezdi.[71] Takvayı şiar edinmişti.[72] Haşyetullah sebebiyle çok ağlardı.[73] Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır: “Âdemoğullarından herkes mutlaka bir hata (günah) işlemiş veya buna istek duymuştur, ancak Yahyâ b. Zekeriyyâ bunun hâricindedir.”[74]

Abdullah b. Amr (ö. 65/684-85): “Herkes mutlaka Allah’ın huzuruna günahla çıkar, ancak Yahyâ b. Zekeriyyâ bundan müstesnadır” demiş ve “Efendi, nefsine hâkim, iffetli”[75] âyetini okumuştur.[76] Hâkim en-Neysebûrî (ö. 405/1014) ise bu sözü Peygamberimize izafe etmiştir.[77] Hasan Basrî, onun hiç günah işlemediğini ve hiçbir kadına da meyletmediğini, yani onu arzu etmediğini söylemiştir.[78] Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1210), “Bu vasıfta insanların en evlâ olanı, Allah’a isyan etmeyen ve böyle bir şeyi hiç aklından geçirmeyen kimsedir. Yahyâ (a.s) böyle idi” demiştir.[79]

Peygamberler Allah tarafından günahlardan korunmuş masum insanlardır. Onların dışındaki insanlar ise böyle değildir. Ancak onlara düşen de her şeyden evvel günahlardan sakınmaya gayret etmektir. Yasaklardan uzak durmak, emirleri yapmaktan önce gelir. Gençlere de her şeyden önce bu hassasiyeti kazandırmak lâzımdır. Buna rağmen içine düşülen hatalar için de hemen tevbe ve istiğfara sarılmanın lüzumu anlatılmalıdır. Nitekim Yahyâ (a.s) bu hususta da gençlere örnek olmuştur. Hasan Basrî’nin rivayetine göre bir gün Hz. İsa ile Hz. Yahyâ karşılaşmışlardı. İsa (a.s): “Benim için istiğfar ediver, sen benden daha hayırlısın!” dedi. Yahyâ (a.s) da ona: “Asıl sen benim için istiğfar ediver, sen benden daha hayırlısın!” dedi. İsa (a.s): “Sen benden daha hayırlısın, çünkü ben kendi üzerime selâm ettim[80] sana ise Allah selâm etti”[81] dedi.[82] Bu rivayette iki peygamber, bir taraftan istiğfarın ehemmiyet ve lüzumunu anlatırken bir taraftan da tevazu ve karşıdakine hürmetin en güzel örneğini sergilemişlerdir.

 

2.5.2. İffetli ve Nefsine Hâkim olması

Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Yahyâ’nın iffetli ve nefsine hâkim bir genç olduğu bildirilirken “hasûr” kelimesi kullanılır.[83] Tefsirlerde Hz. Yahyâ’nın kadınlara ilgi duymamasının iktidarsızlıktan kaynaklandığını söyleyen rivayetler nakledilse de, حصور kelimesinin حاصر manasında[84] “gücü olmasına rağmen kendisini kadınlardan alıkoyan”[85] olarak anlaşılması peygamberlerin sıfatlarındaki kemali vurgulamak ve onlara noksanlık izafe etmemek adına daha isabetli görünmektedir.[86] Nitekim Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (ö. 1942) bu kelimeyi: “Kudreti var iken, gerek kadın ve gerek sâir şehevât-ı dünyâdan nefsini son derece hasr ü zapteden mücerred (bekâr), afîf, zâhid, târik-i dünya” diye tefsir eder.[87] Burada mübalağa sîgasının kullanılması, Hz. Yahyâ’nın iffetini koruma, şehvetine hâkim olma ve haramlardan uzak durma hususundaki itina ve dikkatini ve bu vasfın Allah katındaki değerini göstermektedir.[88]

Bir gencin nefsine ve şehvetine hâkim olması, aşırı dünyevî arzularını kontrolü altında tutması, günahlardan korunmasının en büyük adımıdır. Şehvetin en kuvvetli olduğu gençlik devrinde, birçok günahlar bu duygu sebebiyle işlenir ve insan pek çok zarara bu vesileyle uğrar. Dolayısıyla çocuklara ve gençlere iffetin önemi iyice anlatılmalı ve bunun eğitimi verilmelidir. Bunun yanında büyüklere düşen vazife de gençlerin bulunduğu ortamları onların iffetlerini kolayca koruyabilecekleri bir şekilde tanzim etmektir.

 

2.5.3. Selâmette Olması

Allah Teâlâ doğduğu gün Hz. Yahyâ’ya selâm etti. Aynı şekilde öleceği gün ve dirileceği gün de selâm edeceğini bildirdi.[89] Bu selâm şöyle anlaşılmıştır: Allah Teâlâ, Hz. Yahyâ’nın doğduğu gün Şeytan’ın ona bir kötülük yapmasına müsaade etmemiş, ona eman vermiştir. Bu sebeple kıyamet günü herkes mutlaka bir günah işlemiş olarak gelirken Hz. Yahyâ’nın hiç günahı olmadığı hâlde geleceği rivayet edilir. Öldüğü gün de kabir fitnesinden emin olmuştur. Yeniden diriltileceği gün ise kıyamet gününün azabından, o dehşetli günün korkularından emin olacaktır.[90]

Taberî’nin nakline göre İbn Atıyye şöyle demiştir: “İnsanın kendini en yalnız hissettiği ve farklı bir ortama girdiği yerler üç tanedir:

  • Doğduğu gün, kendini bulunduğu yerden çıkmış olarak görür,
  • Öldüğü gün, daha evvel hiç görmediği kişileri görür,
  • Yeniden diriltildiği gün, kendini büyük bir mahşerin içinde bulur. Allah Teâlâ bu yerlerde Yahyâ (a.s)’a ikram etmiş, onu selamette kılmıştır.”[91]

Çocuğun doğarken selamette olabilmesi için âilenin zararlı gıda ve alışkanlıklardan uzak durması, helâl ve faydalı gıdalarla beslenmesi ve Allah’a itaat üzere bir hayat yaşayarak evde manevî bir ortam oluşturması gerekir. Dünyaya gelen yavrunun, ölüm esnâsında ve yeniden dirilirken selamette olabilmesi için de ona güzel bir hayat yaşama ve o günlere hazırlanma şuuru verilmesi lâzımdır.

 

2.6. Ailede Model Olması

2.6.1. Anne Babasına İyi Davranması

Yahyâ (a.s) anne babasını çok sever, emirlerine itaat eder, isteklerini yerine getirmek için koşar, onlara asla karşı gelmez ve isyan etmezdi.[92]

İslâm’da Allah’a ibadetten hemen sonra ana-babaya iyilik ve itaat etmek gelir.[93] Allah Teâlâ, “Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını vasiyet ettik! Çünkü anası, onu nice sıkıntılara katlanarak (karnında) taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için:) «Önce bana, sonra da ana-babana şükret!» diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır” buyurur.[94]

 

2.6.2. İsyancı Bir Zorba Olmaması

Allah Teâlâ, Hz. Yahyâ’nın cebbâr ve isyankâr olmadığını bildirir.[95] O, insanları Allah’a isyana zorlamaz, öfkelenip kimseye vurmaz, kimseyi öfkeyle öldürmezdi.[96] Râzî, nefsinin öfkesine kapılarak haksız yere cezalandıran herkesin cebbâr olduğu görüşünü nakleder.[97] Yahyâ (a.s) ise tüm bunların aksine Rabbine ve anne babasına itaatten çekinmez, büyüklenmez, bilakis onlara karşı son derece mütevazı ve alçak gönüllü davranır, emrettikleri şeyleri yapar, nehyettikleri şeylerden uzaklaşır, Rabbine ve anne babasına asla isyan etmez, âsî gelmezdi.[98]

Nebiyy-i Ekrem (s.a.v); “Büyük günahların en ağırını size haber vereyim mi?” diye üç defa sorduktan sonra, “Allah’a şirk koşmak, ana babaya itaatsizlik etmek” buyurmuş, daha sonra yaslandığı yerden doğrulup oturarak, “İyi dinleyin, bir de yalan söylemek” diye ilave etmiş ve bu sözü çokça tekrar etmiştir.[99]

Gençlere öfke kontrolünü öğretmek gerekir. Bunu başarabilen bir genç gerek anne babasına gerekse diğer insanlara karşı zorba ve isyankâr olmaktan daha kolay kurtulabilir. Ebû Hüreyre’den rivâyet edildiğine göre, bir adam Nebî (s.a.v)’e, “Bana öğüt ver” dedi. Rasûlullah (s.a.v), “Kızma!” buyurdu. Adam dileğini bir kaç kez tekrar etti. Peygamber Efendimiz her defasında ısrarla “Kızma!” buyurdu.[100]

 

2.6.3. Âilece Hayır İşlerinde Yarışmaları

Âyet-i kerimede “Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlardı” buyrulur.[101] Zekeriyyâ (a.s), onun hanımı ve Yahyâ (a.s) Allah’a itaat ederek ve kendilerini O’na yaklaştıracak ameller işleyerek hayırlara koşarlardı.[102]

Buradan anlaşıldığına göre âile fertleri hayırlı işleri yapma konusunda birbirlerine örnek ve destek olmalı, birbirlerini teşvik etmeli ve bu hayır yarışına bilhassa gençleri de katmalıdır. Nasıl ki Yahyâ (a.s) anne babasıyla birlikte hayırlara koşmuş ve Allah Teâlâ’nın methine mazhar olmuşsa bugünkü gençleri de bu minval üzere yetiştirmelidir.

 

2.6.4. Velî Olması

Taberî “Bana katından bir velî lütfeyle”[103] âyetini, “beni katından bana vâris ve yardımcı olacak bir çocukla rızıklandır” diye tefsir etmiştir.[104]

Hz. Zekeriyyâ’nın bu ifadesinden şöyle bir ders çıkarabiliriz: Müslüman bir genç babasının ve soyunun maddî ve mânevî varlığına sahip çıkmalı, âilesine güzel işlerinde yardımcı olmalıdır. Bilhassa da onların dinî hayatına sahip çıkarak sahih din anlayışını gelecek nesillere aktarmaya çalışmalıdır.

 

2.7. Toplumda Model Olması

2.7.1. Sâlih Olması

İki âyette Hz. Yahyâ’nın sâlihlerden olduğu bildirilir.[105] “Sâlih” kelimesi lügatte “faydalı, iyi, doğru ve güzel olan, işe yarar, her türlü bozukluk ve yanlışlıktan arınmış; barışçı, uyumlu” gibi mânalara gelmekte olup fâsid (bozuk, düzensiz) ve sû’ (kötü, çirkin) kelimelerinin zıddıdır.[106] İman, takvâ, affetme, tevbe, hidayet gibi kelimelerle anlam yakınlığı içinde; küfür, zulüm, fesat, seyyie gibi kelimelerle onların zıddı olarak kullanılır.[107] Istılahta, dinî ve ahlâkî bakımdan iyi davranışlara sahip,[108] Allah’a ve âhiret gününe iman eden, iyiliği emredip kötülükten nehyeden ve hayırlarda yarışan kişiye “sâlih” denir.[109] Fahreddin er-Râzî, en-Nisâ 4/69 âyetini açıklarken itikadı doğru, Allah’ın emirlere itaat eden ve günahlardan korunan her insanın sâlih olduğunu ifade eder.[110] Kur’ân-ı Kerîm’de başta peygamberler olmak üzere inancıyla, tutum ve davranışlarıyla mükemmel bir insanlık örneği sergileyen kimseler sâlihler arasında zikredilmiştir.[111] Yahyâ (a.s) da bunlardan biridir. Dolayısıyla onu “sâlih bir genç modeli” olarak kabul edebiliriz. Aslında genç, orta yaş, yaşlı bütün insanlar sâlih olmaya teşvik edilmelidir. Ancak bir gencin sâlih olması daha farklı bir anlam ifade eder. Allah Teâlâ sâlihlerin dostu ve gözeticisi olduğunu,[112] yeryüzüne Allah’ın sâlih kullarının hâkim olacağını,[113] erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak sâlih işler yapanlara Allah’ın güzel ve hoş bir hayat yaşatacağını ve onlara âhirette çok değerli mükâfatlar vereceğini haber vermektedir.[114] Bu sebeple peygamberler her vesileyle, “Beni sâlihlerden eyle” diye Allah’a dua etmişlerdir.[115]

 

2.7.2. Efendi Olması

Hz. Yahyâ’nın bir sıfatı olarak zikredilen “Seyyid” kelimesi yüksek seciyeli; ilimde, fıkıhta, anlayışta, ibadette, hilimde, veraʻda üstün; şerefli, akıllı, takvâ sahibi, kerîm, güzel ahlâklı, Allah katında değerli olan ve öfkesine mağlup olmayan diye tefsir edilmiştir.[116] Bunun yanında kerîm, halîm, bâtıla tenezzül etmeden güzel bir şekilde insanların rızasını alan, yaşıtlarına üstün, idareciliğe lâyık diye de anlaşılmıştır.[117] Bunların hepsi de gençlerin önüne ideal olarak konulacak çok güzel vasıflardır. Bu sebeple büyükler devamlı gençleri efendi olmaya teşvik ederler.

 

2.8.  Her Yönüyle Benzersiz Bir Genç Olması

Meryem sûresinin 7. âyetinde geçen “semiyy” kelimesi farklı şekillerde anlaşılmıştır. Müfessirlerin çoğu, “adaş” manasını kuvvetli bulmuşlardır. Bu durumda “Yahyâ” isminin daha önce kimseye verilmediği anlaşılmaktadır. Nitekim araştırmalar bu ismin daha evvel hiç kullanılmadığını, Hz. Yahyâ’dan sonra yaygınlaştığını ortaya koymuştur.[118] Yahudiler çocuklarına atalarının ismini vermeye çok önem verirlerdi. Hz. Yahyâ’ya atalarından birinin değil de daha önce hiç kullanılmayan bir ismin verilmesi, onları çok şaşırtmış, bu uygulama yahudilerdeki “soyun üstünlüğü” ve “aile geleneğine dayalı kurumsal din anlayışı”nın yıkılışını başlatmış ve zamanla din adamları sınıfı ile Yahudi kohen geleneğinin lağvedilmesine yol açmıştır.[119]

Mücâhid, Said b. Cübeyr (ö. 94/713 [?]) gibi bazı âlimler ise “semiyy” kelimesinin “eşi ve benzeri olmayan” manasını tercih etmişlerdir.[120] Mâtürîdî, daha önce fazilet ve makam itibariyle onun bir benzerinin gelmediğini söylemiş ve onun hiç günah işlemediği, buna istek bile duymadığı rivayetine yer vermiştir.[121] İkinci manayı esas aldığımızda Hz. Yahyâ’nın bu vasfı da gençlere örnek gösterilebilir. Büyükler ve eğitimciler, gençleri imanda, ilimde, amelde, edepte, ahlâkta benzersiz bir genç olma hedefine yönlendirebilirler.

 

Sonuç

Yahyâ (a.s) Kur’ân’da güzel vasıfları zikredilerek methedilen örnek bir gençtir. Dolayısıyla her asırdaki gençlere model bir şahsiyet olarak takdim edilebilir. Âyetlerde zikredilen güzel ahlâkı geniş bir şekilde işlenerek gençlerin bu özellikleri kazanmaları sağlanabilir. Kur’ân’daki bütün peygamberlerin insanlara örnek gösterildiği, peygamberlerin ortak vasıflarının gençlere anlatılabileceği düşünülebilir. Ancak hususî olarak muayyen bir şahsın model olarak gösterilmesi insan üzerinde daha kuvvetli bir tesir icra eder. İnsanların onunla aynîleşmesini kolaylaştırır. Hz. Yahyâ gibi genç yaşta şehit edilen ve hayatın sadece çocukluk ve gençlik devrelerini yaşayan bir peygamber de geçler için daha farklı bir anlam ifade edebilir. Onların daha fazla dikkatini çeker ve kendi yaşlarına ait problemlerin çözümünü onun hayatında daha rahat bulabilirler. Bu sebeple gençlerin dikkati özellikle Hz. Yahyâ’nın iffetli hayatına çekilebilir.

Hz. Yahyâ’ya ve bütün peygamberlere selâm olsun!

 

Bibliyografya

Abdülbâkī, Muhammed Fuâd. el-Muʻcemü’l-müfehres li-elfâzi’l-Kur’âni’l-Azîm. İstanbul: Çağrı Yayınları, 1411/1990.

Ahmed b. Muhammed b. Hanbel b. Hilâl b. Esed eş-Şeybânî, Ebû Abdullah. Müsned. 6 cilt. Kâhire: Müessesetü Kurtuba, ts.

Ahmed b. Muhammed b. Hanbel b. Hilâl b. Esed eş-Şeybânî, Ebû Abdullah. ez-Zühd. Nşr. Muhammed Abdüsselam Şâhîn. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1420/1999.

Altınel, Tolga Savaş. “Soyun Önemi Bağlamında Yahudi-Haşmoni Krallığı ve Vaftizci Yahyâ”. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi 52 (Haziran 2017): 115-138.

Aydın, Mahmut. “Yahyâ”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 43: 232-234. Ankara: TDV Yayınları, 2013.

Beyhakī, Ebû Bekr Ahmed b. Hüseyn b. Alî. Şuabu’l-iman. Thk. Abdülalî Abdülhamid Hâmid – Muhtâr Ahmed en-Nedvî. 14 cilt. Riyâd: Mektebetü’r-Rüşd, 1423/2003.

Bikâî, Ebü’l-Hasen Burhânüddîn İbrâhîm b. Ömer b. Hasen er-Rubât el-Hırbevî. Nazmü’d-dürer fî tenâsübi’l-âyi ve’s-süver. 22 cilt. Kâhire: Dâru’l-Kitâbi’l-İslâmî, ts.

Buhârî, Ebû Abdillah Muhammed bin İsmail el-Cuʻfî. el-Câmiʻu’l-müsnedü’s-sahîhu’l-muhtasar min umûri Rasûlillâh (s.a.v) ve sünenihî ve eyyâmih. 8 cilt. İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992.

Çağrıcı, Mustafa. “Salih”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 36: 31-32. Ankara: TDV Yayınları, 2009.

Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eşʻas b. İshâk es-Sicistânî el-Ezdî. Sünenü Ebî Dâvud. 5 cilt. İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992.

Elmalılı Muhammed Hamdî Yazır. Hak Dîni Kur’ân Dili. 8 cilt. İstanbul: Bedir Yayınevi, 1993.

Günay, İlhami. “Kur’ân-ı Kerîm’de Gençlerin Duygu Gelişimi ve Eğitimi”. Turkish Studies International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic 10/2 (Winter 2015): 435-460.

Hâkim, Ebû Abdillah Muhammed bin Abdillah b. Muhammed en-Neysâbûrî. el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn. Thk. Mustafa Abdülkâdir Atâ. 4 cilt. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1411/1990.

Hâzin, Ebü’l-Hasen Alâüddîn Alî b. Muhammed b. İbrâhîm el-Bağdâdî. Lübâbü’t-te’vîl fî meâni’t-Tenzîl. Tashih: Muhammed Ali Şâhin. 4 cilt. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1415.

Heysemî, Ebü’l-Hasen Nureddin Ali bin Ebî Bekr bin Süleyman. Mecmau’z-zevâid ve menbau’l-fevâid. Thk. Hüsâmüddîn el-Kudsî. 10 cilt. Kâhire: Mektebetü’l-Kudsî, 1414/1994.

İbn Abdilberr, Ebû Ömer Cemâlüddîn Yûsuf b. Abdillâh b. Muhammed b. Abdilberr en-Nemerî. Câmiu beyâni’l-ilmi ve fadlih. Thk. Ebi’l-Eşbâl ez-Züheyrî. el-Memleketü’l-Arabiyyetü’s-Suûdiyye: Dâru İbn Hazm, 1414/1994.

İbn Allân, Muhammed Alî b. Muhammed Allân b. İbrâhîm el-Bekrî es-Sıddîkī. Delîlü’l-fâlihîn li-turuki Riyâdı’s-sâlihîn. Nşr. Halil Me’mûn Şeyhâ. 8 cilt. Beyrut: Dâru’l-Maʻrife, 1425/2004.

İbn Atıyye, Ebû Muhammed Abdülhak b. Galib b. Abdurrahman b. Temmâm el-Endelüsî el-Muhâribî. el-Muharraru’l-vecîz fî tefsiri’l-Kitâbi’l-Azîz. Thk. Abdü’s-Selam Abdü’ş-Şâfî Muhammed. 6 cilt. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1422.

İbn Ebî Hâtim, Ebû Muhammed Abdurrahman b. İdris b. Münzir et-Temîmî el-Hanzalî er-Râzî. Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm. Thk. Es’ad Muhammed et-Tîb. 13 cilt. Memleketü’l-Arabiyyeti’s-Suûdiyye: Mektebetü Nizâr Mustafa el-Bâz, 1419.

İbn Ebî Şeybe, Ebû Bekir Abdullah b. Muhammed b. İbrahim b. Osmân el-Absî. Kitâbü’l-Musannef fi’l-ehâdîsi ve’l-âsâr. Thk. Kemâl Yûsuf el-Hût. 7 cilt. Riyâd: Mektebetü’r-Rüşd, 1409.

İbn Kuteybe, Ebû Muhammed Abdullāh b. Müslim ed-Dîneverî. Uyûnu’l-ahbâr. 4 cilt. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1418.

İbn Mâce, Ebû Abdillâh Muhammed b. Yezîd Mâce el-Kazvînî. es-Sünen. Nşr. Muhammed Fuad Abdülbaki. 2 cilt. İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992.

İbn Manzûr, Ebü’l-Fadl Muhammed b. Mükerrem b. Ali, Cemâlüddîn el-Ensârî el-İfrîkî. Lisânü’l-Arab. 15 cilt. Beyrut: Dâru Sâdır, 1414.

İbnü’l-Esîr Ebü’l-Hasen İzzüddîn Alî b. Muhammed b. Muhammed eş-Şeybânî el-Cezerî. el-Kâmil fi’t-târîh. Thk. Ömer Abüsselâm Tedmürî. 10 cilt. Beyrut: Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî, 1417/1997.

Kādî İyâz b. Mûsâ b. İyâz el-Yahsubî, Ebü’l-Fazl. Tertîbü’l-Medârik ve takrîbu’l-mesâlik. Thk. İbn Tâvît et-Tancî. Mağrib, 1965.

Kaya, Mehmet. “Kur’ân’da Gençler Aracılığıyla Verilen Ahlaki Mesajlar”. Uluslararası Gençlik ve Ahlak Sempozyumu (Sinop Üniversitesi 6-7-8 Ekim 2016). Editörler: Hasan Barlak, Emrah Dindi, Tuna Kuzucan, 2/758-785. Sinop, 2016.

Korkmaz, Hatice. Kitâb-ı Mukaddes’te ve Kur’ân-ı Kerim’de Yahyâ Peygamber. Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi, 2011.

Kuşeyrî, Ebü’l-Kāsım Zeynülislâm Abdülkerîm b. Hevâzin b. Abdilmelik. er-Risâletü’l-Kuşeyriyye. Thk. Abdülhalîm Mahmûd – Mahmûd b. eş-Şerîf. Kâhire: Dâru’l-Maârif, ts.

Maʻmer b. Râşid el-Ezdî Ebû Urve el-Basrî. el-Câmiʻ (Abdürrazzak’ın Musannef’inin sonunda 10 ve 11. ciltler). Thk. Habiburrahman el-Aʻzamî. Pakistan: el-Meclisü’l-İlmî, 1403.

Mâtürîdî, Muhammed b. Muhammed b. Mahmûd, Ebû Mansûr. Te’vîlâtü Ehli’s-Sünne. Thk. Mecdî Baslûm. 10 cilt. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1426/2005.

Meral, Yasin. “Biz Yahyâ ismini daha önce kimseye vermedik!”. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 58:1 (2017): 213-223.

Mukâtil b. Süleyman b. Beşîr el-Ezdî el-Belhî, Ebü’l-Hasen. Tefsîru Mukâtil b. Süleymân. Thk. Abdullah Mahmûd Şahhâte. 5 cilt. Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâs, 1423.

Mücâhid b. Cebr et-Tâbiî el-Mekkî el-Kureşî el-Mahzûmî, Ebü’l-Haccâc. Tefsîru Mücâhid. Thk. Dr. Muhammed Abdüsselâm Ebu’n-Nîl. Mısır: Dâru’l-Fikri’l-İslâmi’l-Hadîs, 1410/1989.

Müslim, Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî. es-Sahîh. 3 cilt. İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992.

Râgıb el-İsfahânî, Ebü’l-Kāsım Hüseyn b. Muhammed b. el-Mufaddal. Müfredâtü elfâzi’l-Kur’ân. Thk. Safvân Adnân Dâvûdî. Dımeşk: Dâru’l-Kalem, 1418/1997.

Râzî, Ebû Abdullah Fahreddin Muhammed b. Ömer b. Hasen b. Hüseyn et-Teymî. et-Tefsîru’l-kebîr (Mefâtîhu’l-ğayb). 32 cilt. Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 1420.

Sa’lebî, Ebû İshâk Ahmed b. Muhammed b. İbrâhîm en-Nîsâbûrî. Arâisü’l-mecâlis. Mısır, 1370/1951.

Sâbûnî, Muhammed Ali. en-Nübüvve ve’l-enbiyâ. Mekke, 1980.

Semerkandî, Ebü’l-Leys İmâmü’l-hüdâ Nasr b. Muhammed b. Ahmed b. İbrâhîm. Bahru’l-ulûm. 3 cilt. Yy., ts.

Seyyid Şerîf Cürcânî, Ebü’l-Hasen Alî b. Muhammed b. Alî el-Hanefî. et-Taʻrîfât. Y.y., ts.

Şener, Mehmet. “Huşû”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 18: 422-423. Ankara: TDV Yayınları, 1998.

Taberî, Muhammed b. Cerîr b. Yezîd b. Kesîr b. Gâlib el-Âmulî, Ebû Cafer. Câmiu’l-beyân fî te’vîli’l-Kur’ân. Thk. Ahmed Muhammed Şâkir. 24 cilt. Müessesetü’r-Risâle, 1420/2000.

Taberî, Muhammed b. Cerîr b. Yezîd b. Kesîr b. Gâlib el-Âmulî, Ebû Cafer. Târîhu’r-rusül ve’l-mülûk. 11 cilt. Beyrut: Dâru’t-Türâs, 1387.

Tirmizî, Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ b. Sevre (Yezîd) b. Musa b. Dahhâk. es-Sünen. Thk. Ahmed Muhammed Şâkir – M. Fuad Abdülbâkî – İbrahim Atve Ivaz. 5 cilt. Mısır: Mektebetü Mustafa el-Bâbî, 1395/1975; İstanbul: çağrı Yayınları, 1992.

Uzundağ, Mehmet Sait. Hz. Zekeriyyâ ve Yahyâ (a.s) İle İlgili Rivayetler. Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi, 2005.

Wensinck, A. J. el-Muʻcemü’l-müfehres li-elfâzi’l-hadîsi’n-Nebevî / Concordance et Indices de la Tradition Muslimane. “Slh” md.

Yahyâ b. Sellâm b. Ebî Saʻlebe et-Teymî el-Basrî. Tefsîru Yahyâ b. Sellâm. Thk. Dr. Hind Şelebî. 2 cilt. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1425/2004.

Yüksek, Muhammed İsa. “Müşkil Ayetler Bağlamında Zekeriya-Yahyâ Kıssası”. Marife 15/1 (Yaz 2015): 67-86.

Yüksek, Muhammed İsa. “Zekeriya-Yahyâ Kıssasında İşkâle Sebep Olan İfadelerin Tahlili”. Usûl İslam Araştırmaları Dergisi 25 (2016): 231-264.

Zemahşerî, Ebü’l-Kâsım Cârullah Mahmûd b. Ömer b. Muhammed el-Hârizmî. el-Keşşâf an hakâiki gavâmızı’t-Tenzîl ve uyûni’l-ekâvîl fî vücûhi’t-te’vîl. 6 cilt. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-Arabî, 1407.

 

[1] Bu tebliğ 26-27-28 Nisan 2018 tarihlerinde Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi tarafından tertip edilen Uluslararası İslâm ve Model İnsan Sempozyumu’nda sunulmuştur.

[2] Dr. Öğr. Üyesi. İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, Tefsir Anabilim Dalı. muratkaya43@gmail.com

[3] Istanbul Sabahattin Zaim University, Faculty of Islamic Sciences. muratkaya43@gmail.com

[4] Hûd 11/120.

[5] el-En’âm 6/90. Ebû Ömer Cemâlüddîn Yûsuf b. Abdillâh b. Muhammed b. Abdilberr en-Nemerî, Câmiu beyâni’l-ilmi ve fadlih, thk. Ebi’l-Eşbâl ez-Züheyrî (el-Memleketü’l-Arabiyyetü’s-Suûdiyye: Dâru İbn Hazm, 1414/1994), 1: 509; Ebü’l-Fazl İyâz b. Mûsâ b. İyâz el-Yahsubî, Tertîbü’l-Medârik ve takrîbu’l-mesâlik, thk. İbn Tâvît et-Tancî (Mağrib, 1965), 1: 23.

[6] Ebü’l-Kāsım Zeynülislâm Abdülkerîm b. Hevâzin b. Abdilmelik el-Kuşeyrî, er-Risâletü’l-Kuşeyriyye, thk. Abdülhalîm Mahmûd – Mahmûd b. eş-Şerîf (Kâhire: Dâru’l-Maârif, ts.), 2: 354; Kādı Iyâz, Tertîbü’l-Medârik, 1: 23.

[7] Âl-i İmrân 3/39, el-Enʻâm 6/85, Meryem 19/7, 12, el-Enbiyâ 21/90.

[8] Âl-i İmrân 3/33-41.

[9] Meryem 19/6; Ebû Cafer Muhammed b. Cerîr b. Yezîd b. Kesîr b. Gâlib el-Âmulî et-Taberî, Câmiu’l-beyân fî te’vîli’l-Kur’ân, thk. Ahmed Muhammed Şâkir (Müessesetü’r-Risâle, 1420/2000), 18: 145.

[10] Ebû Abdillah Muhammed bin İsmail el-Cuʻfî el-Buhârî, el-Câmiʻu’l-müsnedü’s-sahîhu’l-muhtasar min umûri Rasûlillâh (s.a.v) ve sünenihî ve eyyâmih (İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992), “Enbiyâ”, 43; Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccâc b. Müslim el-Kuşeyrî, es-Sahîh (İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992), “İman”, 259.

[11] Meryem 19/4-6.

[12] el-Enbiyâ 21/89.

[13] Âl-i İmrân 3/37-38; Taberî, 6: 359-361.

[14] el-Furkân 25/74.

[15] Buhârî, “Tefsîr”, 25.

[16] Muhammed Alî b. Muhammed Allân b. İbrâhîm el-Bekrî es-Sıddîkī, Delîlü’l-fâlihîn li-turuki Riyâdı’s-sâlihîn, nşr. Halil Me’mûn Şeyhâ (Beyrut: Dâru’l-Maʻrife, 1425/2004), 7: 302. Bu durum duada acele etmeden ısrarla devam etmek gerektiğini göstermektedir Nitekim Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz:

“–Bir kul günah olan veya akrabâsı ile darılmasına yol açan bir şeyi dilemedikçe yahut acele etmedikçe duâsı kabûl olunur” buyurmuştu.

“–Yâ Rasûlallâh! Acele etmek ne demektir?” diye sordular.

Allah Rasûlü (s.a.v):

“–Kul; «Nice defâlar hep duâ ediyorum da Rabbim duâmı kabûl etmiyor» der. Duâsının hemen kabûl edilmemesi sebebiyle bıkar ve duâyı bırakır. (İşte o zaman acele etmiş olur)” cevâbını verdi. (Müslim, “Zikir”, 92)

[17] Mukâtil b. Süleyman b. Beşîr el-Ezdî el-Belhî, Ebü’l-Hasen, Tefsîru Mukâtil b. Süleymân, thk. Abdullah Mahmûd Şahhâte (Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâs, 1423), 2: 621.

[18] Meryem 19/7-11.

[19] Âl-i İmrân 3/38-41.

[20] Âl-i İmrân 3/41.

[21] Taberî, 6: 391.

[22] Ebü’l-Kâsım Cârullah Mahmûd b. Ömer b. Muhammed el-Hârizmî ez-Zemahşerî, el-Keşşâf an hakâiki gavâmızı’t-Tenzîl ve uyûni’l-ekâvîl fî vücûhi’t-te’vîl (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-Arabî, 1407), 1: 360.

[23] Mukâtil, 2: 621; Taberî, 18: 143, 150.

[24] İbnü’l-Esîr Ebü’l-Hasen İzzüddîn Alî b. Muhammed b. Muhammed eş-Şeybânî el-Cezerî, el-Kâmil fi’t-târîh, thk. Ömer Abüsselâm Tedmürî (Beyrut: Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî, 1417/1997), 1: 268.

[25] Meryem 19/15.

[26] Meryem 19/12-14.

[27] Ebû Muhammed Abdullāh b. Müslim b. Kuteybe ed-Dîneverî, Uyûnu’l-ahbâr (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1418), 2: 317.

[28] İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-târîh, 1: 267.

[29] Ahmed b. Hanbel, ez-Zühd, nşr. Muhammed Abdüsselam Şâhîn (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1420/1999), 65.

[30] Meryem 19/12.

[31] Ahmed b. Hanbel, ez-Zühd, 76.

[32] Meryem 19/12; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-târîh, 1: 268.

[33] Meryem 19/12.

[34] Ahmed b. Hanbel, ez-Zühd, 68, 76; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-târîh, 1: 268; Muhammed Ali es-Sâbûnî, en-Nübüvve ve’l-enbiyâ, Mekke, 1980, 312.

[35] Ebû İshâk Ahmed b. Muhammed b. İbrâhîm es-Sa’lebî en-Nîsâbûrî, Arâisü’l-mecâlis (Mısır, 1370/1951), 379.

[36] Ebû Abdillah el-Hâkim Muhammed bin Abdillah b. Muhammed en-Neysâbûrî, el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, thk. Mustafa Abdülkâdir Atâ (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1411/1990), 2: 647/4150.

[37] Mustafa Âsım Köksal, Peygamberler Tarihi (Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2004), 298.

[38] Mahmut Aydın, “Yahyâ”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2013), 43: 233-234.

[39] Ebû Abdullah Ahmed b. Muhammed b. Hanbel b. Hilâl b. Esed eş-Şeybânî, Müsned (Kâhire: Müessesetü Kurtuba, ts.), 2: 148; 4: 207; Buhârî, “Bed’ü’l-Halķ”, 6, “Enbiyâ”, 43, “Menâķıbü’l-ensâr”, 42; Müslim, “Îmân”, 259, 264.

[40] İlhami Günay, “Kur’ân-ı Kerîm’de Gençlerin Duygu Gelişimi ve Eğitimi”, Turkish Studies International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic 10/2 (Winter 2015): 444-445.

[41] Meryem 19/7; Taberî, 18: 147.

[42] Mukâtil, 2: 621.

[43] Âl-i İmrân 3/39; Taberî, 6: 372; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-târîh, 1: 267.

[44] Meryem 19/5-6; Zemahşerî, 3: 4.

[45] Sa’lebî, Arâisü’l-mecâlis, 376; Köksal, Peygamberler Tarihi, 295.

[46] Sa’lebî, Arâisü’l-mecâlis, 376; Köksal, Peygamberler Tarihi, 298.

[47] Muhammed b. Cerîr b. Yezîd b. Kesîr b. Gâlib el-Âmulî, Ebû Cafer et-Taberî, Târîhu’r-rusül ve’l-mülûk (Beyrut: Dâru’t-Türâs, 1387), 1: 586; Sa’lebî, Arâisü’l-mecâlis, 379.

[48] Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ b. Sevre (Yezîd) b. Musa b. Dahhâk et-Tirmizî, es-Sünen, thk. Ahmed Muhammed Şâkir – M. Fuad Abdülbâkî – İbrahim Atve Ivaz (Mısır: Mektebetü Mustafa el-Bâbî, 1395/1975), “Edeb”, 78/2863; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4: 130, 202.

[49] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4: 130, 202.

[50] Meryem 19/12; Mukâtil, 2: 622; Ebû Muhammed Abdülhak b. Galib b. Abdurrahman b. Temmâm b. Atıyye el-Endelüsî el-Muhâribî, el-Muharraru’l-vecîz fî tefsiri’l-Kitâbi’l-Azîz, thk. Abdü’s-Selam Abdü’ş-Şâfî Muhammed (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1422), 4: 7.

[51] Meryem 19/12.

[52] Mukâtil, 2: 622; Taberî, 18: 155; İbn Atıyye, 4: 7.

[53] Mukâtil, 2: 622; Taberî, 18: 155.

[54] Zemahşerî, 3: 8.

[55] Mukâtil, 2: 620.

[56] Meryem 19/6; Taberî, 18: 146.

[57] Ebû Dâvûd Süleymân b. el-Eşʻas b. İshâk es-Sicistânî el-Ezdî, Sünenü Ebî Dâvud (İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992), “İlim”, 1/3641; Tirmizî, “İlim”, 19/2682. Ayrıca bkz. Buhârî, “İlim”, 10; İbn Mâce Ebû Abdillâh Muhammed b. Yezîd Mâce el-Kazvînî, es-Sünen, nşr. Muhammed Fuad Abdülbaki (İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992), “Mukaddime”, 17.

[58] Hâkim, el-Müstedrek, 2: 647/4150.

[59] el-Enbiyâ 21/90; Taberî, 18: 521.

[60] el-Enbiyâ 21/90; İbn Kesîr, 5: 370. Krş. Hâkim, el-Müstedrek, 2: 415/3447; Ebû Bekr Ahmed b. Hüseyn b. Alî el-Beyhakī, Şuabu’l-iman, thk. Abdülalî Abdülhamid Hâmid – Muhtâr Ahmed en-Nedvî (Riyâd: Mektebetü’r-Rüşd, 1423/2003), 13: 162/10110.

[61] Krş. Günay, “Gençlerin Duygu Gelişimi ve Eğitimi”, 451-452.

[62] el-Enbiyâ 21/90.

[63] Taberî, 18: 522.

[64] Mehmet Şener, “Huşû”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 1998), 18: 422-423.

[65] Taberî, 18: 155-159; İbn Ebî Hâtim, Ebû Muhammed Abdurrahman b. İdris b. Münzir et-Temîmî el-Hanzalî er-Râzî, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, thk. Es’ad Muhammed et-Tîb (Memleketü’l-Arabiyyeti’s-Suûdiyye: Mektebetü Nizâr Mustafa el-Bâz, 1419), 7: 2400; Elmalılı Muhammed Hamdî Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili (İstanbul: Bedir Yayınevi, 1993), 4: 3300.

[66] Bkz. Muhammed b. Muhammed b. Mahmûd, Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Te’vîlâtü Ehli’s-Sünne, thk. Mecdî Baslûm (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1426/2005), 7: 224; Zemahşerî, 3: 8.

[67] Meryem 19/13; Taberî, 18: 159.

[68] İbn Atıyye, 4: 8.

[69] Ebü’l-Hasen Nureddin Ali bin Ebî Bekr bin Süleyman el-Heysemî, Mecmau’z-zevâid ve menbau’l-fevâid, thk. Hüsâmüddîn el-Kudsî (Kâhire: Mektebetü’l-Kudsî, 1414/1994), 8: 209. Râvîlerinden Ali b. Zeyd b. Cüdʻân’ı cumhur zayıf görmüştür.

[70] Bkz. Âl-i İmrân 3/38; Meryem 19/6; Taberî, 18: 147.

[71] Meryem 19/13; Taberî, 1420: 18/159.

[72] Elmalılı, Hak Dîni, 4: 3300.

[73] Ahmed b. Hanbel, ez-Zühd, 76.

[74] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1: 292, 295, 301 (Senedinin zayıf olduğu bildirilmiştir). Krş. Hâkim, el-Müstedrek, 2: 647/4149 (Zehebî isnadının “ceyyid” olduğunu bildirmiştir).

[75] Âl-i İmrân 3/39.

[76] Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Abdullah b. Muhammed b. İbrahim b. Osmân el-Absî, Kitâbü’l-Musannef fi’l-ehâdîsi ve’l-âsâr, thk. Kemâl Yûsuf el-Hût (Riyâd: Mektebetü’r-Rüşd, 1409), 7: 128.

[77] Hâkim, el-Müstedrek, 2: 404/3411.

[78] Meryem 19/15; Maʻmer b. Râşid el-Ezdî Ebû Urve el-Basrî, el-Câmiʻ (Abdürrazzak’ın Musannef’inin sonunda 10 ve 11. ciltler), thk. Habiburrahman el-Aʻzamî (Pakistan: el-Meclisü’l-İlmî, 1403), 11: 184; Taberî, 18: 160.

[79] Ebû Abdullah Fahreddin Muhammed b. Ömer b. Hasen b. Hüseyn et-Teymî er-Râzî, et-Tefsîru’l-kebîr (Mefâtîhu’l-ğayb) (Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 1420), 21: 518.

[80] Meryem 19/33.

[81] Meryem 19/15.

[82] Yahyâ b. Sellâm b. Ebî Saʻlebe et-Teymî el-Basrî, Tefsîru Yahyâ b. Sellâm, thk. Dr. Hind Şelebî (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1425/2004), 1: 218; Ahmed b. Hanbel, ez-Zühd, 65; Taberî, 18: 160.

[83] Âl-i İmrân 3/39.

[84] Ebü’l-Hasen Alâüddîn Alî b. Muhammed b. İbrâhîm el-Hâzin el-Bağdâdî, Lübâbü’t-te’vîl fî meâni’t-Tenzîl, tashih: Muhammed Ali Şâhin (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1415), 1: 242.

[85] Ebü’l-Hasen Burhânüddîn İbrâhîm b. Ömer b. Hasen er-Rubât el-Hırbevî el-Bikâî, Nazmü’d-dürer fî tenâsübi’l-âyi ve’s-süver (Kâhire: Dâru’l-Kitâbi’l-İslâmî, ts.), 4: 366.

[86] Muhammed İsa Yüksek, “Zekeriya-Yahya Kıssasında İşkâle Sebep Olan İfadelerin Tahlili”, Usûl İslam Araştırmaları Dergisi 25 (2016): 249.

[87] Elmalılı, Hak Dîni, 2: 1096.

[88] Mehmet Kaya, “Kur’an’da Gençler Aracılığıyla Verilen Ahlaki Mesajlar”, Uluslararası Gençlik ve Ahlak Sempozyumu (Sinop Üniversitesi 6-7-8 Ekim 2016), editörler: Hasan Barlak v.dğr. (Sinop, 2016): 2: 776.

[89] Meryem 19/15.

[90] Taberî, 18: 160.

[91] Taberî, 18: 161.

[92] Meryem 19/14; Taberî, 18: 160.

[93] en-Nisâ 4/36.

[94] Lokmân 31/14.

[95] Meryem 19/14.

[96] Mâtürîdî, 7: 225. Krş. el-Kasas 28/19.

[97] Râzî, 21: 518. Krş. eş-Şuʻarâ 26/130.

[98] Taberî, 18: 160.

[99] Buhârî, “Şehâdât”, 10, “Edeb”, 6, “İsti’zân”, 35, İstitâbe, 1; Müslim, Îmân, 143.

[100] Buhârî, “Edeb”, 76. Ayrıca bkz. Tirmizî, “Birr”, 73.

[101] el-Enbiyâ 21/90.

[102] Taberî, 18: 521.

[103] Meryem 19/5.

[104] Taberî, 18: 145.

[105] el-Enʻâm 6/85; Âl-i İmrân 3/39.

[106] Ebü’l-Kāsım Hüseyn b. Muhammed b. el-Mufaddal er-Râgıb el-İsfahânî, Müfredâtü elfâzi’l-Kur’ân, thk. Safvân Adnân Dâvûdî (Dımeşk: Dâru’l-Kalem, 1418/1997), “slh” md., 489-490; Ebü’l-Hasen Alî b. Muhammed b. Alî es-Seyyid eş-Şerîf el-Cürcânî el-Hanefî, et-Taʻrîfât (y.y., ts.), “sâlih” md., 131; Ebü’l-Fadl Muhammed b. Mükerrem b. Ali, Cemâlüddîn İbn Manzûr el-Ensârî el-İfrîkî, Lisânü’l-Arab (Beyrut: Dâru Sâdır, 1414), “slh” md., 2: 516-517.

[107] Muhammed Fuâd Abdülbâkī, el-Muʻcemü’l-müfehres li-elfâzi’l-Kur’âni’l-Azîm (İstanbul: Çağrı Yayınları, 1411/1990), “slh” md., 410-412; A. J. Wensinck, el-Muʻcemü’l-müfehres li-elfâzi’l-hadîsi’n-Nebevî / Concordance et Indices de la Tradition Muslimane, “slh” md.

[108] Hûd 11/46; el-Ankebût 29/9.

[109] Âl-i İmrân 3/114.

[110] Râzî, 10: 135.

[111] Meselâ bkz. el-En’âm 6/83-87; el-Enbiyâ 21/69-86; Mustafa Çağrıcı, “Salih”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Ankara: TDV Yayınları, 2009), 36: 31-32.

[112] el-A’râf 7/196.

[113] el-Enbiyâ 21/105.

[114] en-Nahl 16/97.

[115] Bkz. Yûnus 12/101; eş-Şuarâ 26/83; en-Neml 27/19.

[116] Âl-i İmrân 3/39; Taberî, 6: 374-376.

[117] Elmalılı, Hak Dîni, 2: 1096.

[118] Yasin Meral, “Biz Yahya ismini daha önce kimseye vermedik!”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 58:1 (2017): 213-223.

[119] Meral, “Biz Yahya ismini daha önce kimseye vermedik!”, 223; Tolga Savaş Altınel, “Soyun Önemi Bağlamında Yahudi-Haşmoni Krallığı ve Vaftizci Yahya”, Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi 52 (Haziran 2017): 134.

[120] Ebü’l-Haccâc Mücâhid b. Cebr et-Tâbiî el-Mekkî el-Kureşî el-Mahzûmî, Tefsîru Mücâhid, thk. Dr. Muhammed Abdüsselâm Ebu’n-Nîl (Mısır: Dâru’l-Fikri’l-İslâmi’l-Hadîs,    1410/1989), 454; Taberî, 18: 148; İbn Ebî Hâtim, 7: 2399; Ebü’l-Leys İmâmü’l-hüdâ Nasr b. Muhammed b. Ahmed b. İbrâhîm es-Semerkandî, Bahru’l-ulûm (yy., ts.), 2: 369; Zemahşerî, 3: 5.

[121] Mâtürîdî, Te’vîlâtü Ehli’s-Sünne, 7: 221.