Bilgili Genç: İshâk (a.s)

İshâk (a.s); Hz. İbrahim’in ikinci oğlu olup Hz. Sâre’den doğ­muştur.[1] Yahudilerin Hz. İbrâhim’den sonra ikinci atasıdır ve yaklaşık olarak milâttan önce XIX-XVIII. yüzyıllarda yaşamıştır. Ancak o yahudi değildir. Allah teâlâ Hz. İbrâhim, İsmâil, İshâk, Yakub ve oğullarının yahudi ve hıristiyan olmadığını, bundan berî olduklarını açıkça ifade eder.[2] Zira yahudilik ve hristiyanlık onlardan çok sonra ortaya çıkmıştır.

Hz. İshâk’ın ismi Kur’ân-ı Kerîm’de on yedi yerde geçer. Üç yerde, Hz. İbrâhim’in putperest kavminden ayrılışından sonra kendisine İshâk’ın bağışlandığı, peygamberlik ve kitapların onların neslinden gelenlere verildiği ifade edilir.[3] Bu ifadelerle Yüce Rabbimiz kendisine teslim olan kullarına çok büyük lütuflarda bulunduğunu hatırlatır. Aynı zamanda ilâhi lutufların, Allah için yapılan fedâkârlıkların bir neticesi olduğu görülür. Nitekim İbrâhim (a.s) maddî ve mânevî hicretlerinin neticesinde nesil bereketine nâil olmuş ve daha dünyada iken bütün dinler ve insanlar tarafından övgüyle yâd edilmiştir. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:

“Bunun üzerine Lût ona iman etti. (İbrâhim) «Artık ben Rabbime hicret edeceğim. Şüphesiz O güçlüdür, hikmet sahibidir» dedi. Ona İshâk ve Ya‘kūb’u bağışladık, soyundan gelenlere peygamberlik ve kitap verdik. Ona bu dünyada mükâfatını verdik; o, âhirette de iyiler arasında yer alacaktır.”[4]

İshâk (a.s), babası Hz. İbrahim’in vefatından sonra Şam’­da peygamberlikle vazefelendirildi.[5] Allah teâlâ onu seçkinlerden ve hayırlı insanlardan kıldı. Kur’ân-ı Kerîm ona vahiy gönderildiğini[6], onun hidayete erdirildiğini[7], sâlihlerden olduğunu[8], mübarek kılındığını[9], doğumunun müjdelendiğini[10] ve ilâhî bir bağış olduğunu[11] haber verir.

Güçlü ve Basîretli Kimseleri Örnek Al!

Önce kimleri tanımalı ve kimleri örnek almalıyız? Hayallerimizi süsleyen kahramanlar kimler olmalı? Allah’ın bize devamlı anmamızı emrettiği örnek insanlar mı yoksa her gün bize sunulan hayâlî filim ve oyun kahramanları mı? Hayatta hiçbir zaman öncelik sıralamasını unutmamak gerekir. Önce kendi peygamberimizi, sonra diğer peygamberleri, ondan sonra sahabe, tâbiîn ve İslâm âlimlerini, târihimizdeki mücâhid ve kahramanları tanımalıyız. Ondan sonra kültürümüzü artırmak için doğunun ve batının bütün meşhur sîmâlarını öğrenebiliriz. Ama bugün maalesef hep tersten başlanıyor ve bir türlü düze çıkılamıyor. Allah teâlâ şöyle buyuruyor:

“Güçlü ve basîretli kullarımız İbrâhim, İshâk ve Ya’kūb’u da zikret! Âhiret yurdunu hatırda tutmadaki samimiyetleri sayesinde onları günahlardan arındırdık. Doğrusu onlar bizim katımızda gerçekten seçkin kılınmış, hayırlı kimselerdendirler.”[12]

Allah’ın bize örnek gösterdiği bu kahramanları devamlı gündemde tutmamız, hayatlarını okuyup ahlâkî faziletlerini dinlememiz gerekiyor. Çünkü onlar ibadette, Allah’a itaatte  kuvvetli; dinde, ilimde ve hakkı görmede basiret ve fıkıh sahibi kimselerdi. Hâdiselere Allah’ın nûru ile bakarlardı. En büyük dertleri âhiret yurdu idi, hep orayı düşünür, orası için çalışırlardı. Âhiret korkusu içinde yaşar ve bütün insanları oraya hazırlanmaya davet ederlerdi. Kalplerinden dünya sevgisi, dillerinden dünya zikri sökülüp alınmış, onun yerine âhiret muhabbeti ve zikri yerleştirilmişti. Hayatlarına âhiret inancıyla planlamışlardı. Böylece cennetin en üst makamını elde ettiler. İki cihanda da huzurlu ve mutlu olmak isteyen herkesin tâkip etmesi gereken örnek insanlar işte bunlardır. Oyun ve filim kahramanları insanı hiçbir zaman bu hedefe ulaştıramazlar. Onlar insanın en değerli sermayesi olan imtihan vaktini zâyî etmekten başka bir şey yapmazlar.

Doğruya Yönel İstikâmete Çağır!

İshâk (a.s) ve âilesi iyi insanlardan oldukları için Allah mükâfat olarak onlarıdoğru yola iletmişti.[13] Nitekim Rasûlullah (s.a.v); “Kerîm oğlu kerîm oğlu kerîm oğlu kerîm, İbrahim oğlu İshâk oğlu Yaʻkûb oğlu Yûsuf’tur, (aleyhimüsselâm).” buyurmuş,[14] onların âilece güzel ahlâklı ve değerli insanlar olduğunu bildirmiştir.

Onlar aynı zamanda diğer insanlara da doğru yolu gösteriyorlardı: “İbrâhim’e İshâk’ı ve fazladan bir ihsan olarak Ya’kūb’u lutfettik; her birinin sâlih insan olmasını sağladık. Onları, emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler kıldık ve kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar, bize hep kulluk ettiler.”[15]

Onlar Allah’ın emrine çağıran ve kendilerine uyulan hidayet imamları, hayır önderleri idi. Devamlı hayırlı işlere, sâlih amellere, nâfile ibadetlere, namaza ve zekâta koştular, hayatlarını tevhid üzere Allah’a kulluk yaparak geçirdiler.

O hâlde hayırlı gençler sadece kendileri güzel bir hayat yaşamakla yetinmeyecek, diğer insanlara da doğru yolu göstereceklerdir. Çünkü insan eğitimiyle meşgul olmak bir peygamber mesleğidir. Ebedî hayat açısından en kârlı iş de budur. Zira bir hayra vesile olan kimse o hayrı işleyenlerin sevaplarından da bir mislini alır.[16] Bir misâl vermek gerekirse, İslâm’ın bir emrini öğrenip onunla amel eden kişiye bir ecir yazılır. Ona bu bilgiyi öğreten hocasına da bir misli yazılır. Hocasının hocasına ise bu ecrin iki katı yazılır. Üçüncü hocaya dört, dördüncü hocaya sekiz katı yazılır ve bu böyle her kademede kendisinden sonrakilerin ecirleri kadar katlanarak (x2) Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’e kadar devam eder.

 Bizden sonra 10 kişi olduğunu farzetsek öğrettiğimiz bir iyilik sebebiyle bize 1024 ecir yazılır. 11. kişi de o bilgiyle amel ederse ecrimiz 2048 olur. Bu şekilde her bir kişinin artmasıyla kendinden öncekilerin ecri katlanır. Bu, kıyâmete kadar böyle devam eder. Sonrakiler ecirlerini artırdıkça otamatik olarak önceki müslümanların da ecirleri artar. Bu öyle bir durumdur ki onun keyfiyetini Allah teâlâ’dan başka kimse bilemez ve akıl bunun hakîkatini idrâkten âciz kalır.

Bu durumu düşünen kimseler, bütün himmetlerini İslâmî tâlim ve terbiyeye verirler. Herhangi bir bidʻat ve zulüm ihdâs etmekten şiddetle sakınırlar. Zira bunların günahları da, aynen sevaplar gibi işlendikçe katlanarak artar.[17]

İlim Sahibi Genç Çok Değerlidir

Hakîm ve Alîm olan Allah, yaşlı çifte ilim sahibi bir evlat müjdelemişti:

“(Melekler, Hz. İbrâhim’e) «Korkma» dediler, «Biz sana bilgili bir çocuk müjdeliyoruz».”[18]

“…Ona derin bilgi sahibi olacak bir oğul müjdesi verdiler. Karısı heyecanla bağırarak alnına vurdu; «Benim gibi yaşlı ve kısır bir kadın ha!» dedi. «Rabbin böyle buyurdu» dediler; «Şüphesiz hikmeti sonsuz, ilmi sınırsız olan yalnız O’dur».”[19]

Hz. İshâk’ın en mühim vasfı alîm bir genç olması idi. O çok bilgili, engin ilim sâhibi bir delikanlı idi. İlim öğrenecek yaşa gelmiş, peygamber olarak seçilip Allah’tan vahiy almış, ilim ve hikmetle dolmuştu. Dînin ahkâmını ve kânunlarını çok iyi biliyordu. Bugün bizim için de Allah’ın kelâmı, onu tefsir eden Rasûlullah (s.a.v)’in sözleri, fiilleri ve halleri ve bunları anlamaya yardımcı olacak diğer ilimler çok önem arzetmektedir. Yani vahiy bilgisi ve onu anlamaya yardımcı ilimler birinci önceliğimiz olmalı. Bunlarla meşgul olmak hem ilim hem de ibadettir. Kur’ân’ı anlamak için târih, coğrafya, tıp, matematik, astronomi, arkeoloji gibi bütün ilimlere ihtiyaç duyulduğunu da unutmayalım.

Âyetlerde gördüğümüz gibi bilgili bir genç Allah tarafından sevilmiş, övülmüş ve özendirilmiştir. Allah teâlâ bilgili bir genci büyük bir lütuf ve nimet olarak takdim etmiştir. Çünkü bilgi insana değer kazandırır. İlim, sâhibini yüksek ahlâkî meziyetlere ulaştırır.

İshâk (a.s) vefat edince, babası İbrahim (a.s)ın Mezrea’daki kabrinin ya­nına gömüldü.Kabirleri, Beytülmakdise on sekiz mil uzaklıktaki Mescid-i İbrahim’in yanındadır.[20]


[1] İbn Saʻd, Tabakât, I, 47; Taberî, Târih, I, 160.

[2] el-Bakara 2/140; Taberî, Câmiu’l-beyân, II, 611-612.

[3] Meryem 19/49-50; el-Enbiyâ 21/72; el-Ankebût 29/27.

[4] el-Ankebût 29/26-27.

[5] Yâkubî, Târih, I, 28.

[6] en-Nisâ 4/163.

[7] el-Enʻâm 6/84.

[8] el-Enbiyâ 21/72.

[9] es-Sâffât 37/113.

[10] Hûd 11/71; es-Sâffât 37/112.

[11] el-En’âm 6/84; İbrâhîm 14/39; Meryem 19/49; el-Enbiyâ 21/72; el-Ankebût 29/27.

[12] Sâd 38/45-47.

[13] el-Enʻâm 6/84.

[14] Buhârî, Enbiyâ, 19.

[15] el-Enbiyâ 21/72-73.

[16] Müslim, Zekât 69; Nesâî, Zekât 64.

[17] İmâm Sübkî, Şifâü’s-Sekâm, Beyrut: Mektebetü’l-Asrıyye, 1431, s. 409-410.

[18] el-Hicr 15/53.

[19] ez-Zâriyât 51/28-30.

[20] İbn Kuteybe, Maârif, s. 17; Mesʻûdî, Mürûcü’z-zeheb, I, 47; Sâlebî, Arâis, s. 102; İbn Esîr, el-Kâmil, I, 127.

%d bloggers like this: