Camide Namazı Beklemenin Fazileti

Câmide Namazı Beklemenin Fazîleti

٢٢- عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: صَلاَةُ الرَّجُلِ فِي جَمَاعَةٍ تَزِيدُ عَلَى صَلاَتِهِ فِي بَيْتِهِ وَصَلاَتِهِ فِي سُوقِهِ بِضْعًا وًعِشْرِينَ دَرَجَةً، وَذلِكَ أَنَّ أَحَدَهُمْ إِذَا تَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ ثُمَّ أَتَى الْمَسْجِدَ لاَ يَنْهَزُهُ إِلاَّ الصَّلاَةُ، لاَ يُرِيدُ إِلاَّ الصَّلاَةَ، فَلَمْ يَخْطُ خَطْوَةً إِلاَّ رُفِعَ لَهُ بِهَا دَرَجَةٌ وَ حُطَّ عَنْهُ بِهَا خَطِيئَةٌ حَتَّى يَدْخُلَ الْمَسْجِدَ. فَإِذَا دَخَلَ الْمَسْجِدَ كَانَ فِي الصَّلاَةِ مَا كَانَتِ الصَّلاَةُ هِيَ تَحْبِسُهُ. وَالْمَلاَئِكَةُ يُصَلُّونَ عَلَى أَحَدِكُمْ مَا دَامَ فِي مَجْلِسِهِ الَّذِي صَلَّى فِيهِ، يَقُولُونَ: اللّهُمَّ ارْحَمْهُ، اللّهُمَّ اغْفِرْ لَهُ، اللّهُمَّ تُبْ عَلَيْهِ، مَا لَمْ يُؤْذِ فِيهِ، مَا لَمْ يُحْدِثْ فِيهِ.

22. Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“Bir kimsenin cemaatle kıldığı namazın sevabı, evinde ve dükkânında kıldığı namazdan yirmi küsür derece daha fazladır. Şöyle ki: Bir kimse abdestini güzelce alıp sonra sadece namaz kılmak maksadıyla mescide giderse, oraya girinceye kadar attığı her adım sebebiyle bir derece yükseltilir, bir hatası da silinir. Mescide girdiğinde ise, namazı beklediği sürece namazdaymış gibi kabul edilir. Biriniz, hiç kimseye eziyet vermeden ve abdestini bozmadan, namaz kıldığı yerde bulunduğu müddetçe, melekler onun için:

«Allâh’ım, ona merhamet et! Allâh’ım, onu mağfiret et! Allâh’ım onun tevbesini kabûl buyur!» diye dua ederler.” (Müslim, Mesâcid, 272)

 

٢٣ -سُئِلَ أَنَسٌ: هَلِ اتَّخَذَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خَاتَمًا؟ فَقَالَ: نَعَمْ، أَخَّرَ لَيْلَةً صَلاَةَ الْعِشَاءِ إِلَى شَطْرِ اللَّيْلِ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ بَعْدَمَا صَلَّى، فَقَالَ: صَلَّى النَّاسُ وَرَقَدُوا وَلَمْ تَزَالُوا فِي صَلاَةٍ مُنْذُ انْتَظَرْتُمُوهَا. قَالَ: فَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى وَبِيصِِ خَاتَمِهِ.

23. Enes -radıyallâhu anh-’e:

“–Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- hiç yüzük edinmiş miydi?” diye soruldu.

Şöyle cevap verdi:

“–Evet. Bir gün yatsı namazını gece yarısına kadar tehir etmişti. Namazı kıldıktan sonra yüzünü bize doğru döndü ve şöyle buyurdu:

«–İnsanlar namazlarını kendi başlarına kıldılar ve yattılar. Siz ise bizi namaz için beklediğiniz müddetçe namazdaymış gibi ecir aldınız.»

O esnâda elinde bulunan yüzüğün parıltısı hâla gözümün önünde duruyor.” (Buhârî,    Ezân, 36)

 

٢٤- عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: مَا تَوَطَّنَ رَجُلٌ مُسْلِمٌ الْمَسَاجِدَ لِلصَّلاَةِ وَالذِّكْرِ إِلاَّ تَبَشْبَشَ اللهُ لَهُ كَمَا يَتَبَشْبَشُ أَهْلُ الْغَائِبِ بِغَائِبِهِمْ إِذَا قَدِمَ عَلَيْهِمْ.

24. Ebu Hüreyre -radıyallâhu anh- anlatıyor:

Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdular:

“Müslüman bir kimse, namaz ve zikir için camileri vatan edindiği (yâni oralara çokça gitmeyi alışkanlık hâline getirdiği, cemaatlere devam ettiği) zaman, Allâh Teâlâ onun bu hâlinden dolayı, tıpkı gurbette yakını olan bir âilenin, onun dönmesiyle duydukları sevinç gibi sevinç duyar, çok sevinir.” (İbn-i Mâce, Mesâcid, 19)

 

٢٥- عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمْ اللهُ فِي ظِلِّهِ يَوْمَ لاَ ظِلَّ إِلاَّ ظِلُّهُ الإِمَامُ الْعَادِلُ وَشَابٌّ نَشَأَ فِي عِبَادَةِ رَبِّهِ وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مُعَلَّقٌ فِي الْمَسَاجِدِ وَرَجُلاَنِ تَحَابَّا فِي اللهِ اجْتَمَعَا عَلَيْهِ وَتَفَرَّقَا عَلَيْهِ وَرَجُلٌ طَلَبَتْهُ امْرَأَةٌ ذَاتُ مَنْصِبٍ وَجَمَالٍ فَقَالَ إِنِّي أَخَافُ اللهَ وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ أَخْفَى حَتَّى لاَ تَعْلَمَ شِمَالُهُ مَا تُنْفِقُ يَمِينُهُ وَرَجُلٌ ذَكَرَ اللهَ خَالِيًا فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ.

25. Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-’den rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallâhu aleyhi ve selem- şöyle buyurmuştur:

“Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allâh Teâlâ, yedi insanı, (arşının) gölgesinde barındıracaktır:

Âdil idareci, Rabbına kulluk ederek büyüyen genç, kalbi mescidlere bağlı kimse, birbirlerini Allâh için seven ve buluşmaları da ayrılmaları da Allâh için olan (ölünceye kadar bu muhabbet üzere bulunan) iki kimse, güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğini “Ben Allâh’tan korkarım” diyerek reddeden kimse, sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse, tenhâda Allâh’ı zikredip göz yaşı döken kimse.” (Buhâri, Ezan, 36; Zekât, 16; Müslim,    Zekât 91)

 

٢٦ -إِنّ الْحَصَاةَ لَتُنَاشِدُ الَّذِي يُخْرِجُهَا مِنَ المَسْجِدِ.

26- Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

“Çakıl taşları, kendilerini mescitten çıkaranlara, «Allâh için bizi çıkarmayın!» diye yalvarırlar.”. (Ebû Dâvûd, Salât, 15/460)

Câmilerin mânen feyiz ve bereket dolu mekânlar olduğunu cemâdât dahî bilmektedir. Biz akıllı insanların bunu anlamamasına hayret etmek lâzımdır.

%d bloggers like this: