Ashab-ı Kiram Teravih Namazını Nasıl Kılardı?

July 8, 2013 in Mes'eleler

  • Hz. Âişe -radıyallâhu anhâ- şöyle anlatır:

“Bir gece Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Mescid’de teravih namazı kıldı. İnsanlar da ona tâbî olarak namaz kıldı. İkinci gece yine kıldı, o gece cemaat çoğaldı. Daha sonra üçüncü veya dördüncü gece cemaat toplandı, fakat Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- mescide çıkmadı. Sabah olunca:
«‒Gece toplandığınızı gördüm, ama teravih namazının size farz kılınmasından korktuğum için çıkıp size teravih kıldırmadım.» buyurdu. Bu hadise Ramazan’da olmuştu.” (Muvatta’, es-Salâtü fî Ramadân, 1. Krş. Buhârî, Terâvîh, 1, Cuma, 29; Müslim, Sıyâm 59, Müsâfirîn, 177; Ebû Dâvûd, Ramadân, 1/1375)

  • Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-, Ramazan gecelerini ihyâ etmeye teşvîk ederek şöyle buyurdular:

“Kim, inanarak ve sevâbını Allâh’tan umarak Ramazan gecelerini ihyâ ederse, geçmiş günâhları affolunur.” (Buhârî, Terâvih, 1; Muvatta’, es-Salâtü fî Ramadân, 2)

  • Bu sebeple ashâb-ı güzîn Ramazan gecelerinde uzun uzun ibâdet etmeyi îtiyâd hâline getirmişlerdir. Nitekim Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, Ramazan’da bir gün evinden çıktığında, mescidin kenarında namaz kılan bir topluluk görmüştü:

“–Onlar ne yapıyor?” diye sordu.
“–Bunlar, ezberlerinde fazla Kur’ân olmayan kimselerdir, Übey bin Kâ’b -radıyallâhu anh- onlara namaz kıldırıyor!” dediler. Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
“–İsabet etmişler, ne kadar güzel ve iyi bir şey yapıyorlar!” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Ramazan, 1/1377)

  • Abdurrahmân bin Abdülkâri şöyle demiştir:

Bir Ramazân gecesi Ömer bin Hattâb (r.a) ile Mescid’e çıktım. Bir de baktık ki, insanlar dağı­nık vaziyette terâvîh namazı kılıyorlar. Kimisi kendi ba­şına kılıyor, kimisi namaz kılarken bir kısım insanlar ona uyup namaz kılıyordu. Ömer (r.a):

“‒Bu in­sanları bir tek imamın arkasında toplamamın daha doğru alacağını düşünüyorum” dedi. Sonra buna azmetti ve insanları Übey bin Kaʻb’ın arkasında topladı.

Sonra diğer bir gece yine Hazret-i Ömer’le birlikte Mescid’e çıktım. İnsanlar imama uymuş namaz kılıyorlardı. Ömer (r.a) bu manzarayı görünce:

“‒Bu, ne güzel bir bidʻat oldu. Fakat bu namazı gecenin sonuna bı­rakanlar, şimdi kılanlardan daha faziletlidir.” dedi.

Ömer (r.a) son sözüyle, terâvîhi gecenin sonunda kılmanın daha faziletli olduğunu ifade ediyor. İnsanlar ise terâvîhi gecenin evvelinde kılıyordu. (Buhârî, Terâvîh, 1)

Nevfel bin İyâs el-Hüzelî şöyle anlatır:

Ömer ibnü’l-Hattâb (r.a) zamanında biz Mescid’de Terâvih Namazı kılardık. Şuraya bir grup, buraya bir grup ayrılırdı. İnsanlar sesi daha güzel olan imama meylederlerdi. Ömer (r.a):

«–Öyle zannediyorum ki onlar Kur’ân’ı musıkî edindiler. (Güzel nağmeye heves ediyorlar.) Ama vallâhi eğer gücüm yeterse bu hâli değiştireceğim!» dedi.

Daha üç gün geçmişti ki (kıraat ilmini en iyi bilen) Übeyy ibn-i Ka’b’a emretti, o da bütün cemaate Terâvih Namazı kıldırmaya başladı. (Buhârî, Halku ef’âli’l-ıbâd, Riyâd: Dâru’l-Meârif, s. 69; İbn-i Sa’d, Tabakât, V, 59)

Ömer (r.a) safların arkasından ayağa kalkıp:

«–Eğer bu bid’at ise ne güzel bir bid’at oldu!» buyurdu.” (İbn-i Sa’d, Tabakât, V, 59)

  • Sahabe-i kirâm terâvîh ve teheccüd namazlarını çok uzun kılıyorlardı. Nitekim Sâib bin Yezid -radıyallâhu anh- şöyle der:

“Hz. Ömer -radıyallâhu anh-, Übey bin Kâ‘b ile Temîm ed-Dârî’ye -radıyallâhu anhümâ-, (Ramazan geceleri) cemaate imam olarak 11 rekât namaz kıldırmalarını emretti. İmam namazda âyet sayısı yüz civârında olan (Yûsuf, İsrâ, Kehf gibi) sûrelerden okuyordu. Öyle ki, namaz çok uzun olduğu için bastonlara dayandığımız oluyordu. Namazdan ancak şafak yükselmeye başlayınca dönüyorduk.” (Muvatta’, es-Salâtü fî Ramadân, 4)

  • Yezid bin Rûmân -radıyallâhu anh- der ki:

“Müslümanlar Hz. Ömer -radıyallâhu anh- zamanında Ramazan’da 23 rekât teravih na-mazı kılıyorlardı.” (Muvatta’, es-Salâtü fî Ramadân, 5)
Bir önceki rivâyette bahsedilen 11 rekâtın 8’i teravih, 3’ü vitirdir. Burada bahsedilen 23 rekâtın da 20’si teravih, 3’ü vitirdir. Bu mevzûdaki rivâyetler toplu olarak mütalâa edildiğinde ashâb-ı kirâmın teravih namazını çoğu zaman 20 rekât, bazen de 8 rekât kıldığı anlaşılır.

İmâm Mâlik’e göre Terâvîh namazı otuz altı (36) rekâttır. İmâm buna delil olarak “Medîne ehlinin ameli”ni göstermiştir. (Zeylaî, Tebyînü’l-hakâik, Kâhire 1313, I, 178; İbn-i Âbidîn, ed-Dürrü’l-muhtâr, Beyrut 1412, II, 45)

Ashâb-ı kirâm Terâvih’i cemaat hâlinde ikişer rekât hâlinde kılıyor ve dört rekâtta bir dinleniyordu. Sonunda biraz istirahat ettikleri için her bir dört rekâta “tervîha” ismini veriyorlardı. Bu dinlenme esnâsında Mekkeliler Kaʻbe’yi tavâf ediyor, Medîneliler de kendi başlarına hafifçe dört rekât daha namaz kılıyorlardı. Böylece Medinelilerin Terâvîh’i 36 rekâtı buluyordu. İşte İmâm Mâlik (r.a), bu tatbikatı esas almıştır.

8 rekât kıldıkları zamanlarda ashâb-ı kiramın kıldığı bu namaz ile bugün kılınan 20 rekât namaz, aslâ kıyâs edilemez. Nitekim A‘rac -radıyallâhu anh- şöyle der:
“Ramazan’da imam, (50 sayfa olan) Bakara Sûresi’ni 8 rekâtta okuyordu. Eğer bu sûreyi 12 rekâtta okursa, insanlar imamın namazı hafif kıldırdığını düşünüyorlardı.” (Muvatta’, es-Salâtü fî Ramadân, 6)

  • Ebû Bekir -radıyallâhu anh- şöyle der:

“Ramazan’da (teravih) namazından ayrılıp, hizmetçilerden ale’l-acele sahur yemeği getirmelerini isterdik, çünkü fecrin doğmasından korkardık.” (Muvatta’, es-Salâtü fî Ramadân, 7)

  • Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Gece namazı iki iki kılınır. Sabahın olmasından korktuğunuzda en son tek rekât vitir namazı kılar, böylece namazınızı tek sayı ile nihâyete erdirmiş olursunuz.” (Buhârî, Vitr, 1)
Bu hadîs-i şeriften anlaşıldığına göre husûsî olarak gece namazı, umûmî olarak da nâfile namazlar için bir sayı ve sınır tâyin edilmemiştir. Herkes gücü nisbetinde kılabilir. Selef-i sâlihînin teravihteki rekât sayısını artırmaları, insanlara hafiflik ve kolaylık sağlamak içindir. Zira rekât sayısını azaltmak, kıyâmı uzatmak mânâsına gelir. Hâlbuki insanlar hep aynı seviyede değildir. İçlerinde zayıf, hasta ve işi olan vardır.

  • Teravih namazının en mühim maksatlarından biri, Kur’ân-ı Kerîm tilâveti ve onu dinlemektir. Rekât sayısını azaltan kişilerin kıyâm ve kıraatı uzatmaları, bu maksada daha muvafıktır. Bir kişi hem rekât sayısını 8 veya 10 gibi azaltır, hem de kıraati hafif tutarsa, sünnet-i seniyyeye riâyet etmemiş olur, zira sünnet, rekât sayısını azaltınca kıraati uzatmaktır. (Abdü’l-Azîz el-Kâri, Sünenü’l-Kurrâ, Medîne-i Münevvere 1414, s. 155-156)

Ashâb-ı kirâmın ibâdete düşkünlüğü Ramazan’la sınırlı değildi. Onlar ibadet için yaratıldıklarını idrâk etmişlerdi. Bu sebeple her ân imkân nisbetinde ibâdet hâlinde idiler. Meselâ Hz. Osman -radıyallâhu anh- devamlı oruç tutardı. Gecenin başında az bir şey uyur, geri kalanını hep ibadetle ihyâ ederdi. (İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, II, 73/6611)
Hz. Osman’ın tek rekâtta Kur’ân-ı Kerîm’i baştan sona hatmettiği rivâyet edilir. O, Kur’ân’ı baştan sonra okuyarak tek rekâtlık vitir namazı kılardı. (Tirmizî, Kırâât, 11/2946; Heysemî, Mecmau’z-zevâid, IX, 94; Ahmed, ez-Zühd, s. 127)

  • Abdurrahman bin Osman et-Teymî şöyle der:

“Bir gece Hz. Osman’ı Makâm-ı İbrahim’in yanında gördüm. İleri geçti ve namaza durarak tek rekâtta bütün Kur’ân’ı hatmetti. Sonra dönüp gitmeye başladı. Ben:
“–Ey Mü’minlerin Emîri! Tek rekât kıldınız!” dedim.
Hz. Osman -radıyallâhu anh- şu cevâbı verdi:
“–O benim vitir namazımdı.” (Ali el-Müttakî, Kenzü’l-ummâl, XIII, 31/36168)

  • Kur’ân’ı bir rekâtta hatmeden başka sahâbîler de vardı. Meselâ Temim bin Evs ed-Dârî -radıyallâhu anh- bunlardandı. Bu sahâbinin bazen bir âyet-i kerîmeyi sabaha kadar tekrar ettiği olurdu. (Beyhakî, Şuab, III, 489/1994; Sem‘ânî, Ensâb, V, 282)

Aynı şekilde tâbiîn ve tebe-i tâbiîn de Kur’ân-ı Kerîmi çok okurlardı. Bunlardan her gün bir hatim indiren pek çok sâlih zât mevcuttur. Selef-i sâlihînin çoğu üç günde, ekseriyeti de yedi günde Kur’ân-ı Kerîm’i hatmederdi.

  • Yine Hz. Ömer -radıyallâhu anh- insanlara yatsı namazını kıldırıp evine gider, sabaha kadar nâfile namaz kılardı. Devamlı da oruç tutardı. (İbn-i Kesîr, el-Bidâye ve’n-nihâye, VII, 135)

Hz. Ali -radıyallâhu anh- de günde birden fazla hatim indirirdi. (Leknevî, İkâmetü’l-hucce, s. 64)

  • Abdullah bin Ömer -radıyallâhu anhümâ- geceyi namazla ihyâ ederdi. Sonra hizmetçisine:

“‒Ey Nâfî, seher vaktine girdik mi?” diye sorardı. O:
“‒Hayır.” deyince namaza devam eder, bir müddet sonra tekrar sorardı. Nâfî, seher vaktinin girdiğini söyleyince oturur, sabaha kadar Allah’a istiğfâr ve dua ederdi. (Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, I, 303)
Şeddâd bin Evs -radıyallâhu anh- yatağa girer, sağa sola döner ancak bir türlü gözüne uyku girmezdi. Nihâyet:
“Allah’ım! Cehennem korkusu uykumu kaçırdı!” diye kalkar ve sabaha kadar namaz kılardı.” (Ebû Nuaym, Hilye, I, 264)

  • Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“…Benden sonraya kalanlar pek çok ihtilaflar göreceklerdir. O zaman yapmanız gereken şey, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-yı Râşidîn’in sünnetine sarılmaktır. Bu sünnetlere sımsıkı sarılınız!” (Ebû Dâvûd, Sünnet, 5/4607)
Yukarıda görüldüğü üzere terâvîhi cemaatle kılmak, geceleri çok namaz kılmak ve Kur’ân okumak gibi husûslarda hem Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in takrîr ve tahsîni, hem de Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali -radıyallâhu anhüm- gibi Hulefâ-i Râşidîn’in sünneti mevcuttur. Bu durumda, bir belde halkı teravih namazını camide kılmayı terkederse, Peygamber Efendimiz’in sünnetlerinden birini terketmiş olurlar. (Abdü’l-Azîz el-Kâri, Sünenü’l-Kurrâ, s. 154)
Dolayısıyla bu ibâdetleri hafîfe almak doğru değildir. Belki imkân bulan ve gücü yeten kişileri buna teşvik etmek lâzımdır.

  • Peygamber Efendimiz’in hadîs-i şerîflerine baktığımızda, bazılarının çok ibadet etmeye, bazılarının ise îtidalli davranmaya teşvik ettiğini görürüz. Her biri makâma münâsip olarak vârid olmuştur. Çok ibadet etmeye teşvik eden rivâyetler, buna hakkıyla güç yetirebilenler içindir. Îtidâli tavsiye eden hadîs-i şerîfler ise, çok ibadete güç yetiremeyecek, bunun hakkını veremeyecek olanlar içindir.

Ashâb-ı kirâm ve tâbiînden nakledilen; bütün geceyi ibadetle geçirmek, bir rekâtta Kur’ân’ı hatmetmek, uzun uzun namaz kılmak gibi hallere de şaşırmama-lıdır. Zira her insanın tâkati aynı değildir. Cenâb-ı Hak bazı kullarına üstün bir kâbiliyet vermiş ve muhtelif ikramlarda bulunmuştur.