Gençler Neyle Meşgul?

July 15, 2013 in Muhtelif Mevzular

Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- şöyle buyurur:

“Ensâr’dan 70 genç vardı, Kurrâ diye isimlendirilirlerdi. Mescidde bulunurlardı, akşam olup hava karardığında Medîne-i Münevvere’nin kenârında tâyin ettikleri bir yere çekilirler, orada sabaha kadar Kur’ân-ı Kerîm dersi yapar, onun mânâlarını anlamak için uzun uzun müzâkerelerde bulunurlar ve uzun uzun namaz kılarlardı. Âileleri onların Mescid’de olduğunu, Mescid’deki Ehl-i Suffe de gençlerin evlerine gittiğini zannederlerdi. Sabah olduğunda gücü olan gençler civardaki kuyulardan Mescid’e tatlı su getirir, dağdan odun getirip bunları Rasûlullâh r Efendimiz’in odasının duvarına dayarlardı. (Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in ihtiyacı dışındaki odunları satıp Ehl-i Suffe’ye yiyecek alırlardı.) Mâlî imkânı yerinde olan gençler de toplanıp bir koyun satın alır, onu hazırlayıp pişirir ve yine Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in odasının duvarına asarlardı. (Bu şekilde imkânları nisbetinde infâk eder ve muhtaç mü’minlere ikramlarda bulunurlardı.)

Nebî -sallallâhu aleyhi ve sellem- onların hepsini muallim olarak Arap kabîlelerine gönderdi. Onlar Bi’r-i Maûne’de ihânete uğradılar. Hâinlerle çarpışarak şehîd oldular. Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in onlara üzüldüğü kadar hiçbir şeye üzüldüğünü görmedim. Bu hâdise Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’e o kadar ağır geldi ki Kurrâ’nın kâtillerine (bir ay boyunca) sabah namazından sonra bedduâ ettiler.”[1]

*

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in yanında Ensâr’dan yirmi kadar genç bulunurdu. (Bir ihtiyacı olursa hemen koşmak için hazır beklerlerdi.) Bir defâsında bu gençleri, Ureyneli kâtilleri yakalamak için göndermişti. (Müslim, Kasâme, 13)

*

Abdurrahman bin Avf -radıyallâhu anh- şöyle buyurur:

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in ashabından dördümüz veya beşimiz, herhangi bir ihtiyacı olabilir diye, gece-gündüz nöbetleşe onun yanında kalırdık.” (Ebû Yaʻlâ, Müsned, II, 164/858; M. Yaşar Kandemir, Şifâ-i Şerîf Şerhi, II, 448)



[1] Bkz. Ahmed, III, 235, 137; Buhârî, Cihâd 9, Vitr 7, Meğâzî 28; Müslim, İmâre, 147.