İslâm Huzûr ve Selâmet Dînidir

July 20, 2013 in İslâm (Broşür)

Engin merhamet sâhibi olan Yüce Rabbimiz, insanlar ve hayvanlar başta olmak üzere bütün mahlûkâtın huzûr ve selâmet içinde olmasını arzu etmektedir. Bunu sağlama vazifesini de insana yüklemiştir. İnsan, öncelikle kendisinin, sonra da hayvanların ve diğer varlıkların huzûrunu temin etmeyi ana gâye edinmelidir.

Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Hep birden bütün benliğinizle Allah’a teslim olup itaat ederek sulh ve selâmete (İslâm’a) girin ve onun bütün hükümlerine riâyet edin! Şeytanın adımlarını izlemeyin! Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.” (el-Bakara 2/208)

Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Mü’min bal arısına benzer. Arı; dâimâ temiz olan şeyleri yer, temiz olan şeyler ortaya koyar, temiz yerlere konar ve nâzik davrandığı için konduğu yere zarar vermez, orayı kırıp bozmaz. Düştüğünde ise kırılmaz, bozulmaz.”[1]

Bal arısı, son derece mâhir, hâzık, akıllı, faydalı, mütevâzı bir varlıktır. Geceleri bile çalışır. Hep temiz ve güzel şeyler yer. Gıdâsını çiçeklerin üzerinden toplar. Başlarındaki beye, yani idarecilerine itaat eder. Kimseye bir eziyeti, zahmeti ve zararı yoktur. Pis şeylerden uzak durur, başkasının kazancını yemez.

İşte mü’min de aynen bal arısı gibi helâl mal kazanır, helâl yiyecekler yer ve nezih mekânlarda bulunur. Bulunduğu her yerde gönlünden rahmet tevzî eder. Kimseyi incitmez ve kimseden incinmez. Bir hatâ yaptığında hemen doğruyu görüp kendini düzeltir, dâimâ şahsiyetini ve vakârını muhâfaza eder. Tevâzû sahibi olup herkesin iyiliği için çalışır. Zulümden, gafletten, fitneden, haramlardan, nefsin hevâ ve heveslerinden uzak durur.

Bir gün Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“Vaktiyle bir kişi yolda giderken çok susadı. Bir kuyu buldu, içine indi, su içti ve dışarı çıktı. Bir de ne görsün; bir köpek, dili bir karış dışarıda soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalayıp duruyordu. O kişi kendi kendine:

«–Bu köpek de tıpkı benim gibi pek susamış!» diye içinde bir vicdan muhâsebesi yaptı. Hemen kuyuya indi, ayakkabısını su ile doldurdu, onu ağzına alarak yukarıya çıktı ve köpeği suladı. Onun bu hareketinden Allah Teâlâ râzı oldu ve günahlarını affetti.”

Sahâbîler hayretle:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Bizim için hayvanlardan dolayı da sevap var mıdır?” diye sordular.

Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

“–Her canlı sebebiyle sevap vardır.” buyurdular. (Buhârî, Şürb, 9; Müslim, Selâm, 153)

Sevâde bin Rebî -radıyallâhu anh- şu muhteşem incelik ve merhamet misâlini nakleder:

“Peygamber Efendimiz’in huzûr-i âlîlerine çıkıp bir şeyler istedim. Bana birkaç deve verilmesini söyledi. Sonra da şu tavsiyede bulundu:

«–Evine döndüğün zaman hâne halkına söyle, hayvanlara iyi baksınlar, yemlerini güzelce versinler! Yine onlara tırnaklarını kesmelerini emret ki süt sağarken hayvanların memelerini incitip yaralamasınlar!»” (Ahmed bin Hanbel, Müsned, III, 484; Heysemî, Mecmau’z-zevâid, V, 168, 259, VIII, 196)

Asbâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden Ebu’d-Derdâ -radıyallâhu anh- Şam’da ağaç dikmekteydi. Yanına birisi yaklaştı ve hayretle:

“–Sen, Peygamber Efendimiz’in yakın arkadaşı olduğun hâlde, ağaç dikmekle mi meşgul oluyorsun?” dedi. Ebu’d-Derdâ Hazretleri şu cevâbı verdi:

“–Dur bakalım, hakkımda böyle acele hüküm verme! Ben Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’i şöyle buyururken işittim:

«Bir kimse ağaç diker de o ağacın meyvesinden bir insan veya Allâh’ın mahlûkâtından herhangi bir varlık yerse bu, o ağacı diken kimse için sadaka olur.»” (Ahmed bin Hanbel, Müsned, VI, 444. Bkz. Müslim, Müsâkât, 7)

Bir gün Peygamber Efendimiz’in yanından bir cenâze geçmişti. Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-:

“Rahata ermiş ya da kendisinden kurtulunmuş!” buyurdular. Sahâbîler:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü, «Rahata ermiş ya da kendisinden kurtulunmuş!» ifadesinden kasdınız nedir?” diye sordular. Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-:

“–Mü’min bir kul vefât ettiğinde dünyanın yorgunluğundan ve sıkıntılarından rahatlayıp Allâh’ın rahmetine kavuşur. Fâcir biri öldüğünde ise insanlar, beldeler, ağaçlar ve hayvanlar ondan kurtulup rahata ererler.” buyurdular. (Buhârî, Rikâk, 42; Nesâî, Cenâiz, 48; Ahmed bin Hanbel, Müsned, V, 296, 302, 304)

Demek ki Allah’ın râzı olduğu bir müslüman, hayvanlardan ve bitkilerden sonra taşa toprağa da iyi davranır. Cansız varlıkları dahî incitmez.



[1] Bkz. Ahmed bin Hanbel, Müsned, II, 199; Hâkim, I, 147; Beyhakî, Şuab, V, 58; Süyûtî, el-Câmi, no: 8147.