ALTINCI KISIM / İSLÂM ve İLİM

1. İslâm İlme Teşvik Eder

İslâm’ın bugüne kadar “ilim” ile bir ihtilafı veya çatışması olmamıştır. İslâm, ilmi engellemek bir tarafa bilâkis ona en kuvvetli bir şekilde teşvik etmiş ve ilim öğrenmeyi bütün müslümanlara farz kılmıştır. Diğer taraftan, ilmî keşifler hiçbir zaman İslâm’ın hükümlerini yalanlamamış, bilâkis devamlı onları tasdik edegelmiştir. Niçin yalanlasın ki? İlim, Allah’ın yarattığı varlıklar üzerinde araştırma yaparak Allah’ın onlara koyduğu kâideleri keşfetmeye çalışır. İslâm da Allah tarafından gönderilmiş ve aynen gönderildiği gibi aslî hâliyle muhafaza edilmiş ilâhî bir dindir. O hâlde ilim ile İslâm’ın kaynağı aynıdır. İlmî keşifler yapıldıkça ve ilim ilerledikçe Allah’ın azameti, kudreti, hikmetinin nihayetsizliği daha fazla öğrenilerek insanların Allah’a olan îmanları artmaktadır. Bu sebeple ilim İslâm’ın ayrılmaz bir parçasıdır.

Cenâb-ı Hakk’ın, ilim sahibi olduğunu ve gizli açık her şeyi bildiğini ifade eden pek çok esmâ-yı hüsnâsı mevcuttur. O hâlde kul da Allah’ın ilim sıfatından nasib alma gayreti içinde olmalıdır. Çünkü ilim en büyük hazine ve en mühim kuvvettir. İnsanları ilme teşvik eden pek çok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf mevcuttur. Bunların bir kısmını arzedelim:

Allah Teâlâ’nın Peygamber Efendimiz’e ilk hitabı “Oku!” emridir. Bu emrin hemen ardından mü’minlerin dikkati insanın yaratılışına çekilerek bu yöndeki araştırmalar teşvik edilmiştir. Daha sonra “Oku!” emri tekrar edilerek kalemle öğreten ve insana bilmediği şeyleri tâlim eden Rabbimizin çok kerem sahibi olduğu ifade edilmiş ve okuyup araştıran kullarına pek çok ikramlarda bulunacağına işaret edilmiştir. (Alâk, 1-5)

Ardından inen âyetlerde kaleme ve yazdıklarına, kitaba yemin edilmiş, kitap kelimesi pek çok defa ısrarla tekrarlanmış, ilimden, âlimlerden, akletmekten, tefekkür ve tedebbürden övgüyle bahsedilmiştir.[1] Bu yüzden okuma, yazma, eğitim, öğretim, araştırma, tefekkür, akıl yürütme gibi hususlar bu dinin temel karakteri olmuştur.

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Allah, kendisinden başka ilâh olmadığına şahitlik etmiştir. Melekler ve ilim sahibleri de adâletli davranarak şahitlik etmişlerdir ki; O, mutlak gâlip, yegâne hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’tan başka ilâh yotur.” (Âl-i İmrân, 18)

Bu âyet-i kerimede hakîkî âlimler Allah ve melekleriyle birlikte zikredilmişlerdir ki bundan daha büyük bir şeref olamaz.

“De ki: Ey Rabbim! İlmimi artır.” (Tâhâ, 114)

“…Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorunuz!” (Enbiyâ, 7)

“İşte biz, bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onları ancak âlimler düşünüp anlayabilir.” (Ankebût, 43)

“Allah, içinizden iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.” (Mücâdele, 11)

Kur’ân-ı Kerîm’de, müslümanların örnek alması için Hz. Zülkarneyn’in demir kütleleri eritip üzerine erimiş bakır dökerek sağlam bir set inşâ ettiği,[2] Cenâb-ı Hakk’ın demiri Hz. Davud’a yumuşattığı, onun da geniş ve ölçülü zırhlar îmâl ettiği, Cenâb-ı Hakk’ın Hz. Süleyman u için erimiş bakırı kaynağından sel gibi akıttığı, onun da mâbedler, büyük havuzlara benzer çanaklar ve taşınması güç kazanlar yaptırdığı[3], Hz. Dâvud ve Hz. Süleyman’ın hayvanların dilini anladığı ve onlardan ordular kurduğu, Kitap’tan bir ilme sahip olan âlim bir zâtın göz açacak kadar bir zaman bile geçmeden Belkıs’ın tahtını çok uzak mesâfelerden getirdiği[4]… anlatılır.

Cenâb-ı Hak, peygamberleri her hususta insanlara rehber ve önder olarak göndermiştir. Her birine farklı mucizeler verip onları sadece âhiret işlerinde değil, dünyevî keşiflerde de birer üstad kılmıştır. Bugünkü maddî ve manevî terakkînin, fen ve sanat alanındaki ilerlemenin pîrleri peygamberlerdir. Nitekim yaptığı gemiyle uzun müddet su üstünde kalan ve gemi sanayiini kuran Hz. Nuh u, ateşe atıldığında orayı gülistâna çeviren ve yanmayan elbiselerin îmal edilebileceğini gösteren Hz. İbrahim u, Hz. Yûsuf’un kokusunu çok uzaklardan alarak koku nakline işaret eden Yâkûb u, asâsıyla vurduğu taşlardan su fışkırtan ve sondaj makineleriyle aynı şeyi yapabileceğimizi gösteren Hz. Musa u, rüzgâra binerek havada iki aylık yolu bir günde alan Hz. Süleyman u, tedâvî ettiği hastaları muvakkaten ölümden kurtaran Hz. İsa u, bir gecede yedi kat semâyı aşarak mîrâca çıkan ve kalbi açılıp içi ilim, îmân ve hikmetle doldurulan Hz. Muhammed r Kur’ân’da mü’minlere defalarca anlatılır.

Rasûlullah r, okuma ve yazmanın yaygın olmadığı bir cemiyet içinde zuhûr etmiş ümmî bir peygamberdi. Daha önce ne bir kitap okumuş ne de herhangi bir yazı yazmıştı.[5] Bunun hikmeti, Kur’ân’ın kendisinden değil de Allah tarafından indirildiğini insanlara göstermektir. Fakat nübüvvet vazifesi verilip okumayı, araştırmayı, yazmayı teşvik eden, ilmi ve âlimleri medheden âyet-i kerimeler nâzil olunca İslâm ümmeti içinde son derece hızlı bir okuma yazma seferberliği başladı. Rasûlullah r ümmetini ilme teşvik ederek şöyle buyurdu:

“İlim öğrenmek her müslümanın üzerine farzdır.” (İbn-i Mâce, Mukaddime, 17)

“Bir kimse, ilim elde etmek arzusuyla bir yola girerse, Allah o kişiyi cennetin yollarından birine sevkeder. Melekler yaptığından hoşnut oldukları için ilim öğrenmek isteyen kimsenin üzerine kanatlarını gererler. Göklerde ve yerde bulunan her şey, hatta suyun altındaki balıklar bile âlim için Allah’a istiğfar ederler. Âlimin âbide üstünlüğü, dolunayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, mîras olarak altın ve gümüş bırakmazlar; onlar ilmi miras bırakırlar. Kim bu mîrâsı alırsa, büyük bir nasip almış olur.” (Ebû Dâvûd, İlim, 1/3641; Tirmizî, İlim, 19/2682)

“Sadakanın en efdali, bir müslümanın ilim öğrenip sonra da onu müslüman kardeşine öğretmesidir.” (İbn-i Mâce, Mukaddime, 20)

“…İlim ve hikmet ehli ile birlikte olup alçak karakterli ve günahkâr tabiatlı kimselerden uzak duranlara ne mutlu! (Ebû Nuaym, Hilye, III, 202-203)

 “Mü’min, sonunda varacağı yer cennet oluncaya kadar, işittiği hiçbir hayra (ilme) asla doymaz.” (Tirmizî, İlim, 19/2686)

Rasûlullah r okuma yazma bilen sahâbîleri Medine’de müslümanlara yazı öğretmeleri için vazifelendirmiştir. Abdullah bin Saîd, Ubâde bin Sâmit, Hafsa bint-i Ömer, Şifâ bint-i Abdullah yazı öğretmek üzere vazifelendirilen sahabilerdendi. (İslâm’a Giriş -Gençliğin İslâm Bilgisi-, s. 109)

Büyük İslâm âlimlerinden Fudayl bin Iyâz şöyle buyurur:

“Âlim, âmil (ilmiyle amel eden) ve muallim olan kişi, semâvâtın melekûtunda «Büyük» diye anılır.” (Tirmizî, İlim, 19/2685)

Müslümanların anlayışına göre okunması gereken üç kitap vardır:

a) Kur’ân-ı Kerîm. Bu kitaptan doğan ilimler: Akâid, Fıkıh, Tefsir, Hadis, Kıraat, Tecvid vs.

b) Kâinat. Bu kitaptan doğan ilimler: Fizik, Kimya, Biyoloji, Matematik, Astronomi, Botanik, Coğrafya, Mühendislik bilimleri vs.

c) İnsan. Bu kitaptan doğan ilimler: Tıp, Psikoloji, Sosyoloji, Tarih, Antropoloji vs.

Dolayısıyla İslâm’da din ilmi, din dışı ilim diye bir ayrım söz konusu değildir. Kur’ân-ı Kerîm insanı ve tüm kâinatı incelemeyi emreder. Tüm ilimler, âyetleri anlamaya çalışmak sûretiyle Allah’a yönelmeyi ifade eder. Bu sebeple Kur’ân’ı, insanı ve kâinatı anlamaya yönelik ilimler bir arada yürütülmelidir.

Şunu da ifade eldim ki din ve ilim, insanın dışında ve ondan bağımsızdır. İnsan bunları icat edemez, sadece keşf veya idrâk eder.



[1] Kalem, 1; Zuhruf, 2; Duhân, 2; Lokman, 27; Nisâ, 127; Zümer, 1; Mü’min, 2, 67; Bakara, 2, 164, 266; Âl-i İmrân, 118; En’âm, 32, 50; Rûm, 8; Yâsîn, 68; Câsiye, 13…

[2] Kehf, 95-96.

[3] Sebe’, 10-13; Enbiyâ, 80.

[4] Neml, 16-18, 22-26, 40.

[5] Ankebût, 48.

%d bloggers like this: