Cehennem

July 25, 2013 in Muhtelif Mevzular

CEHENNEM AZABIYLA ALÂKALI ÂYET MEALLERİ

“Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız; onların derileri pişip acı duymaz hâle geldikçe, derilerini başka derilerle değiştiririz ki acıyı duysunlar! Allah daima üstün ve hakîmdir.” (Nisa 4/56)

*

“Allah Teâlâ buyuracak ki: «Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin!» Her ümmet girdikçe yoldaşlarına lânet edecekler. Hepsi birbiri ardından orada (cehennemde) toplanınca, sonrakiler öncekiler için, «Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten bir kat daha fazla azap ver!» diyecekler. Allah da: «Zaten herkes için bir kat daha fazla azap vardır, fakat siz bilmezsiniz» diyecektir.” (A’raf 7/38)

“Öncekiler de sonrakilere derler ki: «Sizin bize bir üstünlüğünüz yok. O halde siz de yaptıklarınıza karşılık azabı tadın!» Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremeyeceklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırız! Onlar için cehennem ateşinden döşekler, üstlerine de örtüler vardır. İşte zalimleri böyle cezalandırırız!” (A’raf 7/39-41)

*

“Cehennem ehli, cennet ehline: «Suyunuzdan veya Allah’ın size verdiği rızıktan biraz da bize verin!» diye seslenirler. Onlar da: «Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır» derler. O kâfirler ki, dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler de dünya hayatı onları aldattı. Onlar, bu günleri ile karşılaşacaklarını unuttukları ve âyetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi biz de bugün onları unuturuz.” (A’raf 7/50-51)

*

“Ey iman edenler! (Biliniz ki), hahamlardan ve râhiplerden birçoğu insanların mallarını haksız yollardan yerler ve (insanları) Allah yolundan engellerler. Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele! (Bu paralar) cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün (onlara denilir ki): «İşte bu kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin (azabını) tadın!» (Tevbe 9/34-35)

*

“Rasuller Allah’tan yardım ve zafer istediler. Neticede her inatçı, zorba zâlim hüsrana uğradı. İş bununla bitmeyecek, ardından cehenneme girecek. Orada kendisine kanlı irinli su içirilecek, yutmaya çalışacak ama boğazından geçiremeyecek. Ölüm her yandan ona geldiği halde yine de ölmeyecek. Bunun arkasından da pek şiddetli bir azap daha vardır.” (İbrahim 14/15-17)

*

“Ve de ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Biz, zâlimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) imdat dileyecek olsalar imdatlarına, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir kalma yeri!” (Kehf 18/29)

*

“Orada onlara inim inim inlemek düşer. Yine onlar orada (hiçbir iyi haber) duymazlar.” (Enbiya 21/100)

*

“Şu iki gurup, Rableri hakkında çekişen iki hasımdır: İmdi, inkâr edenler için ateşten bir elbise biçilmiştir. Onların başlarının üstünden kaynar su dökülecektir!” (Hac 22/19)

*

“Izdıraptan dolayı oradan her çıkmak istediklerinde, oraya geri döndürülürler ve: «Tadın bu yakıcı azabı!» (denilir).” (Hac 22/22)

*

“Nihayet o müşriklerden birine ölüm gelip çatınca:

Rabbim, der. Ne olur beni dünyaya geri gönder. Ömrümü boşa geçirdiğim dünyada iyi işler yapayım.

Hayır, hayır. Onun bu söyledikleri boş lâftan ibarettir. Tekrar dirilecekleri güne kadar onların önlerinde bir engel vardır, geri dönemezler.

Sûra üflendiği zaman artık aralarında soy sop ilişkisi kalmaz. Birbirlerinin hâlini de sormazlar.

Kimin yaptığı iyilikler ağır basarsa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

Kimin yaptıkları da hafif gelirse, işte onlar zarara uğrayanlardır. Onlar cehennemde devamlı kalacaklardır.

Bunların yüzlerini ateş yalar da, dişleri sırıtır kalır.

Allah Teâlâ onlara:

– “Benim âyetlerim size okunurdu da, siz onları yalanlardınız, değil mi?” der.

Derler ki:

– Rabbimiz! Azgınlığımız bizleri altetti. Biz sapıklık içinde kalmış bir kavim olduk.

Rabbimiz! Ne olur, bizi buradan çıkar! Eğer tekrar önceki hâlimize dönersek, kendimize zulmetmiş oluruz.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

– “Alçaldıkça alçalın orada. Bana artık bir şey söylemeyin! Çünkü kullarımdan bir grup insan: Rabbimiz, biz iman ettik, bizi bağışla. Bağışlayanların en iyisi sensin, demişlerdi. Fakat siz onlarla eğlenir, beni anmayı unutarak onlara gülerdiniz. Sabrettikleri için bugün ben onları mükâfatlandırdım. Onlar muradlarına erenlerdir.”

Allah Teâlâ inkârcılara:

– “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye sorar.

– Bir gün veya daha az bir zaman kaldık; sayanlara sor, derler.

Allah Teâlâ da onlara şöyle buyurur:

– “Pek az kaldınız. Keşke bunu bilseydiniz (dünyaya tapmazdınız). Sizi boşuna yarattığımızı, bize dönmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minun 23/99-115)

*

“Cehennem ateşi uzak bir mesafeden kendilerini görünce, onun öfkelenişini (müthiş kaynamasını) ve uğultusunu işitirler. Elleri boyunlarına bağlı olarak onun (cehennemin) dar bir yerine atıldıkları zaman, oracıkta yok oluvermeyi isterler. (Onlara şöyle denir:) «Bugün (yalnız) bir defa yok olmayı istemeyin; aksine birçok defalar yok olmayı isteyin!»” (Furkan 25/12-14)

*

“Kıyamet gününde Allah hakkında yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Kibirlenenlerin kalacağı yer cehennemde değil midir?” (Zümer 39/60)

*

“Münafık erkeklerle münafık kadınların, müminlere: «Bizi bekleyin, nurunuzdan bir parça ışık alalım» diyeceği günde kendilerine: «Arkanıza dönün de bir ışık arayın!» denilir. Nihayet onların arasına, içinde rahmet, dışında azap bulunan kapılı bir sur çekilir.” (Hadid 57/13)

*

“Doğrusu biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.” (İnsan 76/4)

*

“Hayır! Onlar şüphesiz o gün Rablerinden (O’nu görmekten) mahrum kalmışlardır” (Mutaffifîn 83/15)

*

“O gün bir takım yüzler zelildir, durmadan çalışır, (fakat boşuna) yorulur, kızgın ateşe girer. Onlara kaynar su pınarından içirilir. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur, o ise ne besler ne de açlığı giderir.” (Gâşiye 88/2-7 )

*

“Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay haline! O ki, mal toplamış ve onu sayıp durmuştur. (O), malının kendisini ebedî kılacağını zanneder. Hayır! Andolsun ki o, Hutame’ye atılacaktır. Hutame’nin ne olduğunu bilir misin? Allah’ın, tutuşturulmuş, (yandıkça) tırmanıp kalplerin ta üstüne çıkan ateşidir. Onlar (bu ateşin içinde) uzatılmış sütunlara bağlanmışlar ve o vaziyette o (ateş) üzerlerine kapatılmıştır.” (Hümeze 104/1-9)

 

CEHENNEM AZABIYLA ALÂKALI HADİS-İ ŞERİFLER

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet günü bir adam getirilir ve cehennem ateşine atılır. Bağırsakları karnından dışarı çıkar ve onlarla birlikte değirmen döndüren merkeb gibi döner durur. Cehennem halkı onun yanına toplanırlar ve derler ki:

– Ey filân! Sana ne oldu? Sen iyiliği emredip kötülükten nehyetmez miydin? O kişi de:

– Evet, iyiliği emrederdim, fakat kendim yapmazdım, münkerden nehyederdim, fakat kendim yapardım, der.” (Buhârî, Bed’ül-halk 10; Müslim, Zühd 51)

*

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Cennet ile cehennem münakaşa ettiler.

Cehennem:

– Bende zorbalar ve kibirliler var, dedi.

Cennet:

– Bende yalnız zayıflar ve yoksullar var, dedi.

Bunun üzerine Allah Teâlâ onların çekişmesini şöyle halletti:

– Ey cennet! Sen benim rahmetimsin, dilediğime seninle merhamet ederim. Ey cehennem! Sen de benim azâbımsın. Dilediğime seninle azâb ederim. Ben her ikinizi de dolduracağım.” (Müslim, Cennet 34; Buhârî, Tefsîru sûre (50), 1, Tevhîd 25. Ayrıca bk. Tirmizî, Cennet 22)

*

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Hesap gününde cehennem getirilir. Cehennemin yetmiş bin dizgini ve her bir dizgini çeken yetmiş bin de melek vardır.” (Müslim, Cennet 29. Ayrıca bk. Tirmizî, Cehennem 1)

*

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz kıyamet gününde cehennemliklerin azâbı en hafif olanı, ayaklarının altına iki kor konulup da bu sebeple beyni kaynayan kişidir. Hâlbuki o, hiç kimsenin kendisinden daha şiddetli azâb gördüğünü zannetmez. Halbuki kendisi, cehennemliklerin azâbı en hafif olanıdır.” (Buhârî, Enbiyâ 1, Rikak 51; Müslim, Îmân 362-364. Ayrıca bk. Tirmizî, Cehennem 12)

*

Rasûlullah (s.a.v), şöyle buyurmuştur:

“Allah Tebâreke ve Teâlâ, cehennemliklerden azapça en hafif olan kimseye:

«–Dünya ve içindekiler senin olsa bu azaptan kurtulmak için onları verir miydin?» buyurur, o da: «Evet» diye cevap verir. Allah Teâlâ:

“–Sen Âdem’in sulbünde iken ben senden bundan daha hafif bir şey istemiştim: Şirk koşmayacaktın, ben de seni cehenneme koymayacaktım. Lâkin sen şirk koşmakta direttin» buyurur.” (Müslim, Münâfıkîn, 51)

*

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Cehennem ateşi, cehennem ehlinin bazısının topuklarına, bazısının dizlerine, bazısının kuşak yerlerine, bazısının da köprücük kemiklerine kadar çıkar.” (Müslim, Cennet 33)

*

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“İnsanlar, âlemlerin Rabbi huzurunda hesap vermek üzere kabirlerinden kalkarlar. Onlardan bazıları kulaklarının yarısına kadar ter içindedirler.” (Buhârî, Rikak 47, Tefsîru sûre 83; Müslim, Cennet 60. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyamet 2, Tefsîru sûre (83); İbni Mâce, Zühd 33)

*

Mikdâd radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Güneş, kıyamet gününde insanlara bir mil mesâfe kalıncaya kadar yaklaştırılır.”

Hadisi Mikdâd’tan rivayet eden Süleym İbni Âmir :

Allah’a yemin ederim ki, Resûlullah mil ile yeryüzündeki mesafe ölçüsünü mü yoksa göze sürme çekmek için kullanılan mili mi kastetti bilmiyorum, demiştir. Resûl-i Ekrem:

“İnsanlar, işledikleri kötü amelleri kadar tere batarlar. Onlardan bir kısmı topuklarına, bir kısmı dizlerine, bazıları kuşak yerlerine kadar ter içinde kalır; bazılarının da ter âdeta ağızlarına gem vurur” buyurarak eliyle ağzına işaret etti. (Müslim, Cennet 62. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyamet 6)

*

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kıyamet gününde insanlar o kadar terlerler ki, onların teri yerin yetmiş arşın derinliğine ulaşır. Ter onların ağızlarına âdetâ gem vurur da tâ kulaklarına kadar çıkar.” (Buhârî, Rikak 47; Müslim, Cennet 61)

*

Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bizlere benzerini hiç duymadığım bir konuşma yaptı ve şöyle buyurdu:

“Eğer sizler benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.”

Bunun üzerine Resûlullah’ın ashâbı yüzlerini kapatarak hıçkıra hıçkıra ağladılar. (Buhârî, Tefsîru sûre (5), 12; Müslim, Fezâil 134)

Müslim’in rivayeti şöyledir:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashâbının durumuyla ilgili bir haber alınca şöyle bir konuşma yaptı:

“Cennet ve cehennem gözlerimin önüne serilip bana gösterildi. Hayır ve şer açısından bugün gibisini görmedim. Eğer sizler benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız” buyurdu.

Resûlullah’ın ashâbına bundan daha ağır gelen bir gün olmamıştı. Başlarını örterek hıçkıra hıçkıra ağladılar. (Müslim, Fezâil 134

*

Ebû Saîd (r.a) şöyle anlatır:

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdular:

“Kıyamet günü ölüm alaca bir koç sûretinde getirilip Cennet’le Cehennem arasında durdurulur. Sonra:

«–Ey Cennet halkı, bunu tanıyor musunuz?» denilir. Onlar da başlarını uzatıp bakarlar:

«–Evet, bu ölümdür” derler. Sonra:

«–Ey Cehennem halkı, bunu tanıyor musunuz?» denilir. Onlar da başlarını uzatıp bakarlar:

«–Evet, bu ölümdür» derler. Bunun üzerine emredilir ve ölüm kesilir. Sonra:

«–Ey cennet ehli ebediyet üzeresiniz, artık ölüm yok! Ey cehennem halkı, ebediyet üzeresiniz artık ölüm yok!» denilir.”

Bundan sonra Rasûlullah Efendimiz (s.a.v):

“Onlar gaflet içindeyken ve îmân etmemişken işin bitiriliverdiği o pişmanlık gününün dehşetine karşı onları îkâz et!” (Meryem, 39) âyetini tilâvet buyurdular.

Allah Rasûlü (s.a.v), (bu âyet-i kerimeyi okurken, gaflet içerisinde olanları göstermek için) eliyle dünyaya işaret etti. (Müslim, Cennet, 40)

Tirmizî’nin rivâyetinde şöyle buyrulur:

“…Koç yatırılır ve kesilir. Eğer, Allah cennet ahâlîsinin yaşamasına hükmetmemiş olsaydı, sevinç ve sürurlarından ölürlerdi. Cehennem ahâlîsinin orada ebedî kalmasına hükmetmemiş olsaydı onlar da üzüntülerinden ölürlerdi.” (Tirmizi, Tefsir, 19/3156)

*

Rasûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Cehennemliklerden olup, dünyada pek müreffeh hayat yaşayan bir kişi kıyâmet gününde getirilip cehenneme bir kere daldırılır. Sonra:

«–Ey âdemoğlu! Sen hayırlı bir gün gördün mü? Herhangi bir nimete nâil oldun mu?» denilir. O kişi:

«–Hayır, vallahi Rabbim! Öyle bir şey görmedim.» der. Cennetliklerden olup, dünyada insanların en yoksul olanı getirilir cennete bir kere daldırılır. Ona da:

«–Ey âdemoğlu! Sen herhangi bir yoksulluk ve sıkıntı gördün mü? Hiç zorluk ve darlık çektin mi?» denilir. O kişi de:

«–Hayır, vallahi Rabbim! Hiçbir yoksulluk ve sıkıntı görmedim, zorluk ve darlık çekmedim.» der.” (Müslim, Münâfikîn, 55)

*

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, gülmekte olan bazı insanların yanına varmıştı. Onlara:

“‒Cennet ve cehennemden bahseden kitap aranızda olduğu hâlde siz gülüyor musunuz?!” buyurdular.

Oradakilerden hiçbirini, vefat edinceye kadar bir daha gülerken gören olmadı. (Heysemî, X, 307)

*

Âişe (r.a) anlatıyor: Bir defasında ateşi hatırlayıp ağladım. Rasûlullâh (s.a.v) ağladığımı görünce:

“–Âişe neyin var?” diye sordu.

“–Cehennem ateşi hatırıma geldi de ağladım. Siz (peygamber)ler kıyâmet günü aile fertlerinizi hatırlar mısınız?” dedim. Şu karşılığı verdi:

“–Üç yer var ki buralarda hiç kimse bir başkasını düşünmez:

1. Mizan’da (ameller tartılırken) ki terazinin hafif mi, ağır mı çektiğini öğrenmeden.

2. «İşte buyurun kitabımı, okuyun.» (el-Hâkka 69/19) deyinceye kadar amel defterleri verilirken, defterinin sağından mı, solundan mı, arkasından mı verileceğini öğrenmedikçe.

3. Cehennemin sırtlarına sırat köprüsü kurulduğunda ki köprünün iki yanında pek çok kancalar ve sert haseke dikenleri vardır. Allâh bu kancalar vasıtasıyla mahluklarından dilediklerini alıkor. İşte kişi bu sırat köprüsünden kurtulup kurtulamayacağını da öğrenmedikçe kimseyi düşünemez.” (Hâkim, IV, 622/8722)

*

Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Meyyit mezara konulur. Sâlih bir zât ise kabrinde endişesiz ve korkusuz bir şekilde oturtulur. Sonra ona:

«–Sen hangi dinde idin?» diye sorulur. O:

«–Ben İslâm dininde idim» diye cevab verir. Sonra ona şu zât kimdir?» diye (Rasûlullah [s.a.v] hakkındaki itikadı ve kanaati) sorulur. O da:

«–Muhammed (s.a.v) Allah’ın Rasûlü’dür. O, bize Allah katından apaçık deliller getirdi. Biz de onu tasdik ettik» diye cevab verir. Daha sonra ona:

«–Sen Allah’ı gördün mü?» diye sorulur. O da:

«–Hiç bir kimse Allah’ı (dünyada) göremez» diye ce­vab verir.

Daha sonra onun için cehennem tarafına bir pencere açılır. Ölü ona bakarak cehennem alevlerinin (şiddetli hararet ve sıkışıklıktan) birbirlerini kırıp geçirdiğini görür. Ona:

«–Allah’ın seni koruduğu ateşe bak!» denilir.

Sonra onun için cennet ta­rafına bir pencere açılır. Cennetin süslerine ve nimetleri­ne bakmaya başlar. Kendisine:

«–İşte bu güzel yer senin makamındır» denildik­ten sonra:

«–Sen (dünyada) yakînî imân üzere idin, bu sağlam imân üzere öldün ve (kıyâmet günü) inşâallah bu iman üzerine diriltile­ceksin» denilir.

Kötü kişi de dehşet ve korku içinde mezarında oturtulur ve ken­disine:

«–Sen hangi dinde idin?» diye sorulur.

«–Bilmiyorum» diye cevab verir. Sonra ona:

«–Şu zât kimdir?» diye (Rasûlullah [s.a.v] hakkındaki itikadı ve kanaati) sorulur. O da:

«–İnsanlar onun hakkında bir şeyler söylüyorlardı, ben de onu söyledim (Dini konularla pek ilgilenmez, insanları taklit ederdim)» der.

Cennet ta­rafına bir pencere açılır. Cennetin süslerine ve nimetleri­ne bakmaya başlar. Kendisine:

«–(Kötülüğünden dolayı) Allah’ın senden uzaklaştırdığı cennete bak!» denilir.

Daha sonra onun için ateş tarafı­na bir pencere açılır. Oraya bakar, alevlerin birbirini kırıp geçirdiğini görür. Ona:

«–İşte bu, senin yerindir. (İslâm hakkında) şüphe üzerinde yaşadın, şüphe üzerine öldün ve inşâallahu Teâlâ (kıyâmet günü) şüphe üzerine diriltilirsin» denilir.” (İbn-i Mâce, Zühd, 32)

*

Allah Rasûlü (s.a.v) ümmetinin sırattan geçişini şöyle anlatır:

“…Sırat’tan ilk geçenleriniz şimşek süratiyle geçerler… Sonra rüzgâr gibi, sonra kuşun uçuşu ve bir adamın hızla koşması gibi geçerler. Onları bu şekilde amelleri geçirir. Bu esnâda Peygamberiniz de Sırat’ın başında durur ve devamlı olarak:

رَبِّ سَلِّمْ سَلِّمْ

«Yâ Rabbî, selâmet ver, selâmet ver!» der. İnsanların amelleri kendilerini Sırat’tan geçiremez hâle gelinceye kadar bu durum böyle devam eder. Hatta bir kişi gelir, yürümeye güç yetiremez de sürünerek gitmeye çalışır. Sırat’ın iki tarafında asılı çengeller vardır. Bunlar emrolundukları insanları yakalamakla vazifelidirler. İnsanların bir kısmı bu çengeller tarafından tırmalanmış ve yaralanmış vaziyette kurtulur, bir kısmı da cehenneme atılıverir.”

Hadîsi rivâyet eden Ebû Hüreyre (r.a) şöyle der:

“Ebû Hüreyre’nin nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki Cehennem’in dibi yetmiş yıllık mesâfededir.” (Müslim, İman, 329)

*

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, şefaat-ı uzmâ hadîsinin sonunda şöyle buyurmuşlardır:

“…Mü’minler, cehennemden kurtulunca, orada kalan din kardeşlerinin kurtulması için Cenâb-ı Hakk’a ısrarla yalvarıp yakarır, yüksek sesle dua ederler. Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki; sizden hiç biriniz, hasmından hakkını tam olarak alma husûsunda, mü’minlerin kıya­met günü cehennemdeki kardeşlerini kurtarmak için Allah’a yalvarmalarından daha fazla niyazda bulunamaz.

«−Ya Rabbena! (Bu cehennemde kalan kardeşlerimiz) bizimle bir­likte oruç tutar, namaz kılar ve hac ederlerdi» diye niyazda bulunurlar.

Bunun üzerine kendilerine:

«−Haydi, tanıdıklarınızı çakarın; bundan böy­le onların sûretleri cehenneme haram olur.» denilecek; onlar da kimi ba­caklarının yarısına kadar, kimi dizlerine kadar ateşe dalmış pek çok kim­seleri cehennemden çıkaracaklar…” (Müslim, İman, 302)

*

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:

“Cehennem, nefse hoş gelen şeylerle kuşatılmış; cennet ise, nefsin istemediği şeylerle çepeçevre sarılmıştır.” (Buhârî, Rikak 28; Müslim, Cennet 1. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 22; Tirmizî, Cennet 21; Nesâî, Eymân 3)

*

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Cennet size, ayakkabınızın bağından daha yakındır. Cehennem de öyledir.” (Buhârî, Rikak 29)

*

Hz. Ömer (r.a) şöyle buyurmuştur:

– “Cehennemi çok zikredip hatırlayın! Zira onun harareti pek şiddetli, derinliği çok fazla ve kamçıları da demirdendir.” (Tirmizî, Cehennem 2/2575)

*

Ebû Mûsâ el-Eş`arî radıyallâhu anh talebelerini yumuşak kalbli olmaya teşvik eder, Allah korkusundan dolayı ağlamayı tavsiye eder ve:

“‒Ağlayamıyorsanız, ağlamaya gayret edin! Zira cehennem ehli, göz pınarları kuruyana kadar ağlayacak, sonra içinde gemiler yüzecek kadar kanlı yaşlar dökecekler” derdi.