a. Cenâze Teşyîi

August 26, 2013 in Üsve-i Hasene 1

“Herkes, yarın için ne hazırladığına

bir baksın!”

el-Haşr 59/18

Cenâze namazını kılıp kabre kadar taşıma manasına gelen teşyî yani uğurlama, bir mü’mine yapılacak son hizmetlerden biridir. Allâh Teâlâ buna büyük ecirler ihsân etmektedir.

Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, bu konuda yapılacak işleri tatbîkî olarak öğretmiştir. Meselâ vefat etmiş olan Ebû Seleme’nin yanına girmiş, açık kalan gözlerini kapatmış ve sonra şöyle buyurmuştur; “Ruh çıkınca gözler onu izler!” Bu sırada Ebû Seleme’nin aile fertlerinden bazıları bağıra çağıra ağlamaya başlayınca Allah Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“Kendinize hayırdan başka bir şeyle dua etmeyin. Çünkü melekler dualarınıza «âmin» derler!” buyurarak ölçüyü muhâfaza etmek gerektiğini bildirmiştir. Sonra da cenâze için yapılacak duâlara bir örnek olarak:

“Allâhım! Ebû Seleme’yi bağışla! Derecesini, hidâyete ermişler seviyesine yükselt! Geride bıraktıkları için de ona Sen vekil ol! Ey Âlemlerin Rabbi! Bizi de onu da bağışla! Kabrini genişlet ve nûrla doldur!” duâsında bulunmuştur. (Müslim, Cenâiz, 7)

Resûlullah Efendimiz ölülerin emin kimseler tarafından yıkanmasını tavsiye ederek (İbn-i Mâce, Cenâiz, 8) cenâzeye ihtimâm gösterilmesini, güzelce yıkanıp kokulanmasını ve kefenlenmesini istemiştir. Ölüyü yıkayıp da gördüğü kusurları örten kimsenin nâil olacağı mükâfat hakkında şöyle buyurmuştur:

“Ölüyü yıkayıp da onda gördüğü hoş olmayan halleri gizleyen kimseyi Allâh Teâlâ kırk kere bağışlar. Ölüyü kefenleyene ipekten yapılmış cennet elbiseleri giydirir. Yine ölü için kabir kazıp onu oraya yerleştirene, bir fakiri kıyâmete kadar kalacağı bir eve yerleştiren kimsenin elde edeceği kadar ecir verir.” (Hâkim, I, 505-506)

Allâh Resûlü’nün kızı Hz. Zeyneb vefât ettiğinde onu, vâlidelerimizden Hz. Sevde, Ümmü Seleme, Ümmü Eymen ve Ensâr kadınlarından Ümmü Atiyye yıkamışlardı. Yıkama esnâsında Efendimiz yanlarına varıp:

“Onu yıkamaya, sağ tarafından ve abdest âzâlarından başlayınız! Su ve sidr[1] ile tek sayıda; üç, beş veya yedi kere, gerekli görürseniz daha fazla yıkayınız! Sonuncusunda suya kâfur koyunuz! Yıkama işini bitirince bana haber veriniz!” buyurdu.

Hz. Zeyneb’in saçlarını taradılar, üçe ayırıp her birini bir bukle yaptılar. Buklelerden ikisi Hz. Zeyneb’in yan taraflarındaki, biri de ön tarafındaki saçlarındandı. Yıkamayı bitirdiklerinde Allâh Resûlü, beline bağladığı peştamalını onlara verip:

“– Bunu Zeyneb’e iç gömleği yapınız!” [2] buyurdu. (Buhârî, Cenâiz, 9, 13, 17; Müslim Cenâiz, 36; İbn-i Sa’d, VIII, 34-36)

Hazırlanmış olan cenâzeyi kabrine kadar uğurlamak, duâ etmek ve onun hakkında şehâdette bulunmak son derece mühimdir. Çünkü Cenâb-ı Hak cenâzeye bu şehâdetlere göre muâmele edecektir. Enes -radıyallâhu anh- şöyle anlatıyor:

“Peygamber -aleyhisselâm- ile bazı sahâbîler birlikte bulunurlarken yanlarından bir cenâze geçti. Ashâptan bazıları o cenâzeyi hayırla yâdetti. Bunun üzerine Efendimiz:

“– Kesinleşti!” buyurdu. Sonra bir cenâze daha geçti. Orada bulunanlar onu kötü bir şekilde andılar. Resûl-i Ekrem yine:

“– Kesinleşti!” buyurdu. Bunun üzerine Ömer bin Hattâb:

– Yâ Resûlallâh kesinleşen nedir? diye sordu. Peygamber -aleyhisselâm-:

“– Önce geçen cenâzeyi hayırla yâdettiniz, bu sebeple onun cennete girmesi kesinleşti. Sonrakini de kötülükle andınız, onun da cehenneme girmesi kesinleşti. Çünkü siz (mü’minler), Allâh’ın yeryüzündeki şâhitlerisiniz.” buyurdu. (Buhârî, Cenâiz, 86; Müslim, Cenâiz, 60)

Şu bir hakîkattir ki insanlar, sebepsiz yere birisi hakkında iyi veya kötü hüküm üzerinde birleşmezler. Bu sebeple hayâttayken ona göre hareket edip Allâh’ın şâhitlerinin, hakkımızda iyi şehâdette bulunmalarını sağlamamız lâzımdır.

Cenâze hazırlandıktan sonra namaz kılınarak Allâh’a niyâz edilir, Efendimiz’e salavât getirilir ve ölü için istiğfarda bulunulur. Bu, cenâze için bir rahmet vesîlesidir. Bunun için her insan kendi cenâzesine daha çok kimsenin katılmasını ve kendisi için duâ etmesini ister. Avf bin Mâlik -radıyallâhu anh- Peygamber Efendimiz’in cenâzelere katıldığını ve onlara duâ ettiğini bildiren bir rivâyetinde şöyle der:

“Fahr-i Kâinât Efendimiz, bir cenâze namazı kıldırmıştı. O esnâda Allâh Resulü’nün şöyle dua ettiğini duydum ve ezberledim:

«Allâhım! Onu bağışla, ona rahmet et, onu azap ve sıkıntılardan kurtar. Kusurlarını affet. Cennetten nasibini ihsan et, gireceği yeri (kabrini) genişlet! Onu su ile, karla ve buzla yıka(nmış gibi tertemiz et). Beyaz giysileri kirden temizler gibi onu günahlarından arındır. Ona kendi evinden daha güzel bir ev, âilesinden daha hayırlı bir âile, hanımından daha hayırlı bir zevce ver. Onu cennete koy, kabir ve cehennem azabından koru.»

Bu güzel duâyı duyunca «keşke ölen ben olsaydım» diye içimden geçirdim.” (Müslim, Cenâiz, 85)

Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- cenâze namazı kılmanın ve onu mezara kadar uğurlamanın sevâbını şöyle bildirmiştir:

“Kim, sevâbına inanarak, karşılığını sâdece Allâh’tan bekleyerek bir Müslüman cenâzesi ile birlikte gider ve namazı kılınıp gömülünceye kadar beklerse her biri Uhud dağı kadar olan iki kırat[3] sevapla döner. Kim de cenâze namazını kılar, defnolunmadan önce ayrılırsa bir kırat sevapla döner.” (Buhârî, İmân 35)

Abdullah bin Ömer, Sa’d bin Ebî Vakkas’la birlikte otururken Habbâb bin Eret gelmiş ve:

– Ey Abdullah! Baksana Ebû Hureyre ne diyor, diye bu hadisi nakletmişti. Bunun üzerine İbn-i Ömer:

– Ebû Hureyre de çok oldu, demiş ve Habbâb’ı, bu hadisi tahkik etmek üzere Hz. Âişe’ye göndermiş; “Bunu ondan sor gel!” demişti. Habbab gidince İbn-i Ömer yerden bir avuç çakıl taşı alarak sinirli bir şekilde taşları elinde evirip çevirmeye başlamıştı. Bir müddet sonra Habbâb, Hz. Âişe’nin; “Ebû Hureyre doğru söylüyor; ben de Resûlullah’ın öyle buyurduğunu duydum.” dediği haberini getirince, elindeki taşları yere fırlatmış ve:

– Desene biz çok kırat kaçırdık! diye teessürünü ifâde etmiştir. (Müslim, Cenâiz, 56)

Cenâzeyi tabutun dört tarafından onar adım taşımak müstehaptır. Daha çok taşınırsa sevabı da ziyâdeleşir. Önce cenâze sağ ön tarafından, sonra sağ arka tarafından taşınır. Daha sonra sol tarafına geçilerek sol ön ve sol arka tarafından omuzlanır. Böylece her tarafından onar adım olmak üzere kırk adım taşınmış olur. Cenâzenin defninde acele etmek de müstehaptır. (Buhârî, Cenâiz, 51) Zîrâ Efendimiz, bir cenâzenin, ailesi yanında bekletilmesinin uygun olmadığını söylemiştir. (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 34)

Cenâzeyi sükûnetle taşımak lâzımdır. Nitekim Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir cenâzenin süratle götürüldüğünü gördüğünde müdâhale ederek; “Sükûnetle gidin!” buyurmuştur. (İbn-i Mâce, Cenâiz, 15)

Cenâzeyi takip edenler, yolda lüzumsuz lâkırdı etmez ve yüksek sesle konuşmazlar. Hatta yüksek sesle zikredip Kur’an-ı Kerîm okunması da uygun değildir. Bu esnâda ölümü ve ahireti tefekkür etmek lâzımdır. Yunus Emre hazretleri bu tefekküre misâl olabilecek şekilde şöyle demektedir:

Aceb bu benim hâlim

Yer altında ahvâlim

Varıp yatacak yerim

Akrep dola mı Yâ Rab

            Can hulkuma geldikte

            Azrâil’i gördükte

            Ya cânımı aldıkta

            Âsân ola mı Yâ Rab

Yûnus kabre vardıkta

Münker Nekir geldikte

Bize suâl ettikte

Dilim döne mi Yâ Rab

Cenâzeyi mümkün olduğu ölçüde binit üzerinde tâkib etmekten kaçınmalıdır. Zîrâ yürümek mümkünken böyle bir hareket hoş görülmemiştir. Sevbân -radıyallâhu anh-’ın anlattığına göre Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir cenâzeye katılmıştı. Bir kısım insanları binek üzerinde gördü. Bu hâlin cenâzeye hürmetsizlik olduğunu beyân etmek üzere:

“– Hayâ etmiyor musunuz? Allâh’ın melekleri yaya olarak giderken siz hayvanların sırtında gidiyorsunuz!” buyurdu. (Tirmizî, Cenâiz, 28)

Bir kimse yanından geçen cenâzeye katılamasa bile hürmeti de elden bırakmamalı; geçinceye veya yere konuncaya kadar oturmamalıdır. (Buhârî, Cenâiz, 47-48)



[1] Sidr: Arabistanda yetişen, gölgesi koyu, latîf ve hafif olan bir çeşit kiraz ağacıdır. Halkımızın Trabzon Hurması dediği ağaç da bu cinstendir. Sidr ağacının yaprakları ile cenâze yıkanır. (Âsım Efendi, Kâmus, II, 385)

[2] Sünnet olan kefen; erkek için izâr, gömlek ve sargı olmak üzere üç parçadır. Kadın için ise izâr, başörtüsü, sargı, göğüsleriyle karnını bağlamak için kullanılan bir bez ve gömlek olmak üzere beş parçadır.

[3] Kırat: Bir ağırlık ölçüsüdür.