P. ZİYÂRET ÂDÂBI

August 26, 2013 in Üsve-i Hasene 1

“Akraba ve dost ilişkilerini kesmeyenlere ve birbirlerini ziyâret edenlere sevgim hak olmuştur.”

İbn-i Hanbel, V, 229

Bir kimseyi görmeye, hâlini hatırını sormaya, gönlünü almaya gitmek Müslüman olmanın ve İslâm kardeşliğinin îcâbıdır. Allâh Teâlâ bütün Müslümanları kardeş ilan etmiş ve onların birbirlerini sevip saymalarını, yardımlaşmalarını emretmiştir. İnsanlar arasında sevginin yerleşmesine yardımcı olan en önemli sebeplerden birisi de ziyâretlerdir. Bu bakımdan İslâm, ziyârete büyük bir ehemmiyet vermiştir.

Ziyâret; hastalık, bayram, doğum, vefât gibi muhtelif vesîlelerle gerçekleştirilebilir. Hiçbir sebep olmadan nezâketen yapılan ziyâretler de vardır. Müslümanlar, ziyâret yoluyla birbirlerinin sıkıntılarını, problemlerini ve ihtiyaçlarını öğrenerek yardımlaşma fırsatı bulurlar. Aynı zamanda birbirlerinin görüş, düşünce ve tecrübelerinden istifâde ederek, pek çok konuyu aralarında müzâkere edip karar verme imkânı elde ederler. Toplum içinde yalnız olmadıkları duygusunu kazanır, geleceğe ümit ve güvenle bakarlar. Sevinç ve üzüntülü anlarında çevrelerinde gördükleri kardeşleri, onlar için huzur kaynağı olur. Bu sebeple komşu ve tanıdıkları ziyâret etmek bir çok fâideyi muhtevîdir. Allâh Resûlü, bu hikmete binâen ashâbını devamlı ziyâret ederdi. Onun güzel ziyâretlerinden birini Kays bin Sa’d -radıyallâhu anh- şöyle anlatıyor:

“Resûl-i Ekrem Efendimiz bir gün bizi ziyârete gelmişti.

«– es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâh» dedi. Babam, Peygamberimiz’in duymayacağı şekilde hafif bir sesle selâmı aldı. Ben:

– Allâh’ın Resûlü’ne izin vermiyor musun? dedim. Babam:

– Dur, acele etme! Bize daha çok selâm versin, dedi. Efendimiz yine:

«– es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâh» dedi. Babam bu defâ da selâmı hafif sesle aldı. Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- üçüncü defâ:

«– es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâh» buyurdu. Sonra dönüp giderken babam hemen arkasından koşarak:

– Ey Allâh’ın Resûlü! Ben verdiğin selâmı duyuyordum, fakat bize daha fazla selâm veresin diye hafif bir sesle selâmını aldım, dedi. Efendimiz onunla birlikte geri döndü.

Babam, Resûlullâh için su hazırlanmasını emretti. Efendimiz gusletti ve za’feran ile boyanmış bir peştemale büründü. Sonra da ellerini kaldırarak:

«– Allâhım! Sa’d bin Ubâde’nin âilesine rahmet ve bereket ihsân eyle!» diye duâ etti. Daha sonra ikrâm ettiğimiz yemekten biraz yedi. Dönmek isteyince babam sırtında kadife örtü bulunan bir merkep getirdi ve bana:

– Kays! Resûlullâh’a arkadaşlık et! dedi. Ben de Efendimiz ile birlikte yola çıktım. Sevgili Peygamberimiz:

«– Gel sen de bin!» dedi. Ben çekindim. Bu sefer:

«– Ya bin ya da (yorulma) geri dön!» dedi. Ben de geri döndüm.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 127-128)

Başka bir hadîste de Rasûlullâh Efendimiz’in Ensâr’dan bir âileyi ziyâret ettiği, evlerinde yemek yediği, namaz kıldığı ve kendilerine dua ettiği haber verilmiştir. (Buhârî, Edeb, 65)

Resûl-i Ekrem Efendimiz ümmetine de hasta ve din kardeşlerini ziyâret etmelerini emrederdi. Bir hadîs-i şerifinde şöyle buyurmuştur:

“Kim Allâh için bir hastayı veya bir Müslüman kardeşini ziyâret ederse, bir münâdî ona şöyle seslenir; «Ne güzel ve ne hoş bir amel işledin. Bunu yapmakla senin yürüyüşünün ecri de güzel oldu ve cennette kendine bir yer hazırladın!»” (Tirmizî, Birr, 64)

Ziyâretler, herhangi bir menfaat için değil, sırf Allâh rızası için yapılmalıdır. Allâh Teâlâ, hâlis niyetle ziyârette bulunanları sevdiğini bildirmiştir. Bir kudsî hadiste şöyle buyrulur:

“Benim rızâm için birbirlerini sevenlere, benim rızâm için bolca infâk edenlere, birbirlerini sevmede samîmî davranan sâdıklara, akraba ve dost ilişkilerini kesmeyenlere veya birbirlerini ziyâret edenlere sevgim hak olmuştur.” (İbn-i Hanbel, V, 229)

Allâh ve Resûlü’nün tavsiye ettiği ve üzerinde önemle durduğu ziyâretleşmenin çeşitlerini, Üsve-i Hasene Efendimiz’in hayatından örneklerle şu şekilde îzâh etmek mümkündür: