3. Meclislerde ve İnsanların Bulunduğu Yerlerde Oturma

August 26, 2013 in Üsve-i Hasene 1

Allâh Resûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem-, meclislerde oturma âdâbı ile alakalı da çok güzel esaslar koymuştur. O, “Sizden biriniz bir kimseyi oturduğu yerden kaldırıp yerine kendisi oturmasın. Fakat açılarak halkayı genişletiniz.” buyurmuştur. (Buhârî, Cum’a, 20) Bir başka hadis-i şerifinde de oturduğu yerden kalkan kimsenin geri döndüğünde, önceki oturduğu yere oturmaya herkesten fazla hak sâhibi olduğunu ifâde etmiştir. (Müslim, Selâm, 31) Bu şekilde nebevî bir terbiye alan sahabe-i kiram, Efendimiz’in huzuruna vardıkları zaman, buldukları boş yere otururlardı. (Ebû Dâvûd, Edeb, 14)

Ashâbın bu güzel âdeti, bizler için de örnek alınacak davranışlardan biridir. Çünkü bir toplulukta sonradan gelen birinin başa veya öne geçmek istemesi, birtakım kırgınlık ve dargınlıklara hatta düşmanlıklara sebep olabilir. Meclise sonradan gelen bir kimse için oturacak yer yoksa, halkayı genişletmek ve safları sıklaştırarak ona yer açmak gerekir. Böyle davranmak meclisin âdâbındandır. Kur’ân-ı Kerîm’de bu konunun önemine dikkat çekilerek şöyle buyrulmaktadır.

“Ey îmân edenler! Size, «Meclislerde yer açın!» denildiği zaman hemen yer açın ki Allâh da size genişlik versin.” (el-Mücâdele 58/11)

Bütün bu prensipler, insanlar arasında bu sebeplerle ortaya çıkabilecek ihtilâfları önlemek, topluma çeki düzen vermek ve onları belli edeplere riâyet etmeye alıştırmak için konulmuştur. Toplumumuzda, bütün bu edep kâidelerine hassasiyetle uyulmaktadır. Bir çok mecliste, yaşça küçük olanlar gönülden, sevabına inanarak ve hürmet göstererek yerlerini âlimlere ve büyüklere verirler. Bu davranışlar, Efendimiz’in sünnetinin Müslüman milletimizin günlük hayatına ne kadar tesir ettiğinin bir tezâhürüdür.

Meclislerde riâyet edilmesi gereken edeplerden birisi de müsâade almadan iki kişi arasına oturmamaktır. Zira bu mevzuda Fahr-i Kâinât Efendimiz:

“Kendileri müsâade etmedikçe, iki kişinin arasına oturmak bir kimseye helâl olmaz.” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Edeb, 21)

Yanyana oturan iki kimseyi birbirinden ayırarak aralarına girmek, yahut onların omuzlarından atlayarak ileri geçmek, edebe uygun bir hareket değildir. Çünkü her iki durumda da insanlara eziyet verilir. Çünkü o kişilerin arasında özel bir muhabbet veya başkasının duymasını istemedikleri bir sır söz konusu olabilir. Buna fırsat vermemek için özellikle camide saf tutan cemaatin, öncelikle ön safları doldurmaları ve aralarına başkalarının sokulup giremeyeceği kadar sık oturmaları gerekir. Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- şöyle anlatıyor:

“Nebiyy-i Ekrem Efendimiz birgün hutbe okurken birisi geldi, insanların omuzlarına basarak ilerledi ve Efendimiz’in yakınına oturdu. Sevgili Peygamberimiz namazı bitirince adama:

“– Ey falan seni bizimle birlikte Cuma namazını kılmaktan alıkoyan nedir?” dedi. O şahıs:

– Yâ Resûlallâh! Şu gördüğün yere oturabilmek için böyle yaptım, dedi. Allâh Resûlü:

“– Fakat seni insanların omuzlarına basarken ve onlara eziyet ederken gördüm. (Şunu bil ki) bir Müslümana eziyet eden bana eziyet etmiştir; bana eziyet eden ise Allâh’a eziyet etmiş olur.” buyurdu. (Heysemî, II, 179)

Bu zat namazı Peygamberimiz’in görebileceği bir yerde kıldığı halde Efendimiz’in ona “Cumayı niçin kılmadın?” diye sorması, yaptığı bu hareketin yanlışlığının şiddetini vurgulamak içindir. Yoksa bu hareket, yanlışlığına rağmen fıkhen namazın kabul olmasına mâni değildir.

Sohbet veya vaaz dinlemek yahut ders yapmak üzere teşkil edilmiş bir halkanın tam ortasına oturmak da edebe muğâyir bir davranıştır. Zira Huzeyfe radıyallâhu anh-’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, halka hâlindeki bir topluluğun ortasına oturan kimsenin doğru bir davranışta bulunmadığını ifâde etmiştir. (Ebû Dâvud, Edeb, 14)

Peygamberimiz’in şiddetle sakındırdığı bu hareket, iki bakımdan sakıncalıdır. Birincisi, ileri geçebilmek için oturanları rahatsız edip aralarından veya omuzlarından atlaması icap eder ki bu zâten yasaklanmıştır. İkincisi de halkanın ortasına geçip oturan kimse o meclistekilerin birbirlerinin yüzlerini görmelerine engel olur ki bu da oradaki insanlara bir eziyettir. Bu hareketin son derece kötü görülmesinin bir başka sebebi de, böyle bir davranışta bulunan kişinin olgunlaşmamış ruh hali ve ciddiyetsiz kişiliğidir.

Dinimizce, uygun olmayan şeylerin konuşulduğu ortamlarda Müslümanların bulunması yasaklanmıştır. Allâh Teâlâ şöyle buyurur:

“Allâh’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, (bu konuşmayı bırakıp) başka bir söze geçinceye kadar onlarla berâber oturmayın! (Böyle yaptığınız takdirde) elbette siz de onlar gibi olursunuz.” (en-Nisâ 4/140)

Âyet-i kerimeye göre Allâh Teâlâ’nın âyetlerinin inkâr edilmesi ve Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- ile alay edilmesi gibi hâllerin bulunduğu meclislerde oturulması îmân açısında büyük bir tehlike teşkil etmektedir.

Ancak hayat şartları gereği insan bazen malayani şeylerin konuşulduğu meclislere de tevafuk edebilir. Dikkat etmesine rağmen bu tür meclislerde bulunan bir Müslüman için Merhamet Peygamberi Efendimiz, bir mağfiret kapısı aralayarak:

“Kim mâlayâni konuşmaların çok olduğu bir yerde oturur da, oradan kalkmazdan önce şu duayı okursa, işlemiş olduğu günahlarından arınmış olur:

سُبْحاَنَكَ اَللّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلَهَ اِلاَّ أَنْتَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ اِلَيْكَ

“Allâhım! Sen’i hamdinle tesbih eder, Sen’den başka ilâh olmadığına şehâdet ederim. Sen’den mağfiret diliyor ve Sana tevbe ediyorum.” buyurmuştur. (Tirmizi, Deavât, 39)