7. Anne Baba Hakkı

İslâm’a göre Allah’a ve Rasûlü’ne muhabbet ve itaatten sonra anne babaya muhabbet ve itaat gelir. Zira anne ve babalarımız, yokluktan varlık âlemine çıkmamıza sebep olmuş, bizi yetiştirip dînimizi öğretmişlerdir. Dolayısıyla anne-babanın evlâdı üzerindeki hakları hesaba gelmeyecek kadar çoktur. Cenâb-ı Hak, kendi haklarından sonra anne-babaya iyi ve güzel davranmayı zikrederek şöyle emreder:

“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın! Anneye, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve mâliki bulunduğunuz kimselere iyi davranın…” (Nisâ, 36)

“Biz insana, anne babasına iyi davranmasını vasiyet ettik. Çünkü annesi onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için:) «Önce bana, sonra da anne babana şükret!» diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır.” (Lokmân, 14)

Peygamber Efendimiz’in anne babasına ve diğer akrabalarına hürmetini gösteren şu hâdise bizim için ne güzel bir nümûnedir:

Rasûlullah (s.a.v) birgün otururken sütbabası çıkagelmişti. Efendimiz hemen ona hürmet ederek elbisesinin bir kısmını yere serdi ve onu üzerine oturttu. Az sonra sütannesi geldi. Allah Rasûlü r annesi için de elbisesinin diğer tarafını serdi, o da elbisenin üzerine oturdu. Biraz sonra sütkardeşi geldi. Rasûlullah (s.a.v) onun için de ayağa kalktı ve onu da önüne oturttu. (Ebû Dâvud, Edeb, 119-120/5145)

Bir şahıs Peygamber Efendimiz’e gelerek:

“–Kendisine en iyi davranmam gereken kimdir?” diye sormuştu. Rasûlullah (s.a.v):

“–Annen!” buyurdu. O sahâbî:

“–Ondan sonra kimdir?” diye sordu. Efendimiz (s.a.v):

“–Annen!” buyurdu. Sahâbî tekrar:

“–Ondan sonra kim gelir?” diye sordu. Allah Rasûlü (s.a.v) yine:

“–Annen!” buyurdu. Sahâbî tekrar:

“–Sonra kim gelir?” diye sorunca Rasûl-i Ekrem Efendimiz bu sefer:

“–Baban!” cevabını verdi. (Buhârî, Edeb, 2; Müslim, Birr, 1)

Diğer bir rivayete göre:

“–Annen, sonra annen, daha sonra yine annen, sonra baban, sonra da sana en yakın olan akrabaların” buyurmuştur. (Müslim, Birr, 2)

Yine birgün Peygamber Efendimiz’in yanına bir kişi gelmişti. Beraberinde yaşlı bir zât vardı. Allah Rasûlü (s.a.v):

“–Ey fülân! Yanındaki kimdir?” diye sordu. O kişi:

“–Babamdır” cevabını verdi. Bunun üzerine Efendimiz şu îkâzı yaptı:

“–Onun önünde yürüme, ondan evvel oturma, onu ismiyle çağırma ve ona hakâret ettirme!” (Heysemî, VIII, 137)

Bir kişi başkasının babasına hakaret eder veya kötü davranırsa o da bunun babasına aynısını yapar, böylece evlât kendi babasına kötülük etmiş olur.

Cenâb-ı Hak, kendi rızâsını anne babanın rızâsına bağlamıştır. Rasûlullah r Efendimiz şöyle haber verir:

“Allah Teâlâ’nın rızâsı, anne ve babayı hoşnut ederek kazanılır. Allah Teâlâ’nın gazabı, anne ve babayı öfkelendirmek sûretiyle celbedilir.” (Tirmizî, Birr, 3/1899)

Evlatların, bir iş yaparken anne babalarının izin ve rızâsını alması onları son derece memnûn eder. Bu sebeple Rasûlullah r, müslümanların böyle davranmasını istemektedir. Ashâb-ı kirâmdan bir zât Yemen’den hicret ederek Medine-i Münevvere’ye Efendimiz’in huzûruna gelmiş ve cihâda katılmak üzere ondan izin istemişti. Allah Rasûlü r ile aralarında şöyle bir konuşma geçti:

“–Yemen’de kimsen var mı?”

“–Annem babam var, yâ Rasûlallah.”

“–Onlar sana izin verdiler mi?”

“–Hayır, vermediler.”

“–Haydi, Yemen’e git onlardan izin iste! İzin verirlerse gel, cihâd et! Vermezlerse, anne-babanı memnun etmeye çalış!” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 31/2530)

Yine bir sahâbî, Allah Rasûlü’nün huzûruna gelmiş ve:

“–Anne ve babamı geride ağlar durumda bıraktım ve hicret etmek üzere sana bey’at etmeye geldim” demişti. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz bu zâta şu mânidâr cevabı verdi:

“–Hemen onların yanına dön! Onları ağlattığın gibi yüzlerini tekrar güldür!” (Ebû Dâvûd, Cihâd 31/2528; Nesâî, Bey`at 10)

Peygamber Efendimiz’in şu müjde ve duası bir mü’min için ne büyük bir ganimettir:

“Anne babasına iyilik edene ne mutlu! Allah Teâlâ onun ömrünü ziyâdeleştirsin!” (Heysemî, VIII, 137)

Çocuklar, uzakta yaşıyorsa, anne babalarını ziyâret edip gönüllerini almalı, dualarını istemelidirler. Bilhassa yaşlandıkları zaman onlara hizmet, güzel söz ve ikram, evlâdların en büyük vefâ borcudur. Yüce Rabbimiz, evlatların anne babalarına karşı en ufak bir memnûniyetsizlik göstermesine bile müsâade etmemiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:

“Rabbin, yalnız kendisine ibadet etmenizi ve anne babaya iyilikte bulunmayı emretmiştir. Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı «öf» bile deme, onları azarlama! İkisine de hep tatlı söz söyle! Onlara rahmet ve tevâzu kanatlarını ger ve: «Rabbim! Küçükken beni (merhametle) yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet eyle!» de!” (İsrâ, 23-24)

Zübeyr (r.a) âyetin Onlara rahmet ve tevâzu kanatlarını ger kısmını şöyle tefsir etmiştir:

“Onların sevdiği ve istediği hiçbir şeyi yerine getirmekten kaçınma!” (Buhârî, el-Edebü’l-müfred, no: 9)

Ebû Hüreyre (r.a) Zülhuleyfe’de otururdu. Evinden çıkıp gideceği zaman annesinin kapısında durur ve:

“–Anneciğim Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun!” diye seslenirdi. Annesi:

“–Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi senin de üzerine olsun yavrum!” karşılığını verirdi. Sonra Ebû Hüreyre (r.a):

“–Beni küçükken şefkatle büyütüp yetiştirdiğin gibi Allah da sana merhamet eylesin!” derdi. Annesi de:

“–Bana yaşlılığımda iyilik ve ihsanda bulunduğun gibi Allah da sana merhamet eylesin, seni hayırla mükâfatlandırsın ve senden râzı olsun!” cevabını verirdi. Ebû Hüreyre Hazretleri evine döndüğü zaman da aynı şeyleri yapardı. (Buhârî, el-Edebü’l-müfred, no: 12, 14)

Anne Babaya Hizmet Etmek

Anne babaya hizmette bulunmak, çok fazîletli bir amel-i sâlihtir. Ebü’l-Hasan Harakânî Hazretleri şöyle anlatır:

“İki kardeş vardı, bir de anneleri. Gece nöbetleşe biri annelerinin hizmetiyle, diğeri de Allah’a ibadetle meşgûl olurdu. İbâdetle meşgul olan kardeş, hâlinden memnundu, kardeşine:

«–Bu gece ibadet hakkından benim için ferâgat eder misin?» dedi. O da:

«–Peki, öyle olsun» dedi. O gece ibadet eden kardeş başını secdeye koydu, bir rüyâ gördü. Bir ses:

«–Kardeşini affetik, seni de onun hatırı için bağışladık» dedi. O:

«–Ama ben Allah’a ibadette, o ise annemizin hizmetinde bulunuyor, ben onun ameli sâyesinde mi bağışlanıyorum?» dedi. Ses:

«–Evet, öyle, zira senin yapmış olduğun ibadete Allah’ın ihtiyacı yok, hâlbuki kardeşinin yaptığı işe annenin zaruri ihtiyacı var» dedi.” (Ferîdüddin Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ, II, 250)

Anne babalarına hizmet ederek çokça sevap kazanma fırsatını kaçıran kişiler, büyük bir hüsrân içindedirler. Nitekim Rasûlullah r tehdid ve îkâz mâhiyetinde şöyle buyurmuştur:

“Anne-babasına veya onlardan sadece birine yaşlılık günlerinde yetişip de cennete giremeyen kimse perişan olsun, perişan olsun, perişan olsun!” (Müslim, Birr, 9, 10)

Rasûlullah r, kıyamet gününde Allah Teâlâ’nın anne-babasına itaatsizlik eden kimselerin yüzüne bakmayacağını ve onların cennete giremeyeceğini haber verir. (Nesâî, Zekât, 69)

Cenâb-ı Hak, anne baba gayr-i müslim bile olsa onlarla dünyada iyi geçinmeyi, emirlerine itaat edip her isteklerini yerine getirmeyi, sadece Allah’a or­tak koşmaya ve günah işlemeye zorladıkları takdirde sözlerini dinlememeyi emreder. (Lokman, 15)

Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ (r.a) diyor ki:

“İslâm’ı kabul etmemiş olan annem, Rasûlullah (s.a.v) zamanında yanıma gelmişti. Peygamber Efendimiz’in görüşünü almak için:

«–Annem beni özleyip gelmiş. Ona iyi davranıp kendisiyle ilgileneyim mi?» diye sordum. Rasûlullah r:

“–Evet, annene iyi davran!” buyurdu. (Buhârî, Hibe, 29; Edeb, 7-8; Müslim, Zekât, 50)

Ebeveynlerine karşı kötülük yapan ve kırıcı davrananların, nihayette kendi evlâtları tarafından aynı muâmeleye tâbî tutulduğu, çok sık rastlanan ibret manzaralarındandır.

Anne babanın duası makbuldür. Onların hayır dualarını almaya gayret etmeli, beddualarından da sakınmalıdır. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur:

“Makbul olduğunda şüphe bulunmayan üç dua vardır: Babanın çocuğuna duası; misâfirin ve mazlumun duası.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 29/1536; Tirmizî, Birr, 7/1905)

“Babanın oğluna duası, peygamberin ümmetine duası gibidir.” (Suyûtî, II, 12/4199)

Annenin duası ise babanınkinden daha tesirlidir. Bu yüzden hadiste zikredilmeye ihtiyâç hissedilmemiştir.

Anne baba vefat ettikten sonra evlatları vefâkâr davranarak arkalarından hayırlı ameller işlemeli, onların akraba ve dostlarına sahip çıkmalıdır. Peygamber Efendimiz’e:

“–Yâ Rasûlallah! Annem-babam öldükten sonra onlara yapabileceğim bir iyilik var mı?” diye sorulduğunda:

“–Evet, onlara dua ve istiğfârda bulunursun; vasiyetlerini yerine getirirsin; akrabalarını koruyup gözetirsin; dostlarına da ikramda bulunursun!” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Edeb, 119-120/5142; İbn-i Mâce, Edeb, 2)

Sa‘d bin Ubâ­de t Efen­di­miz’e ge­le­rek:

“–Ey Al­lah’ın Ra­sû­lü! An­nem ve­fat etti. Onun adı­na yapacağım hangi sadaka daha faziletlidir?” di­ye sor­du. Al­lah Ra­sû­lü r:

“–Su!” bu­yu­rdu.

Bunun üzerine Sa‘d t bir kuyu kazdırdı ve “Bu, Saʻd’ın annesi içindir.” dedi. (Ebû Dâvûd, Zekât, 41/1681; Nesâî, Vesâyâ, 9; İbn-i Mâce, Edeb, 8; Ahmed, V, 285; VI, 7)

Hz. Ömer’in oğlu Abdullah v Mekke’ye gitmek üzere yola çıkmıştı. Deveye binmekten usandığı zaman üzerinde istirahat edeceği bir merkebi ile başına sardığı bir de sarığı vardı. Birgün merkebinin üzerinde dinlenirken bir bedeviye rastladı. Ona:

“–Sen falan oğlu falan değil misin?” diye sordu. O şahıs:

“–Evet” deyince merkebini ona verdi ve:

“–Buna bin!” dedi. Sarığını da uzatarak, “Bunu da başına sar!” dedi. Arkadaşlarından biri:

“–Allah seni affetsin! Üzerinde dinlendiğin merkep ile başına sardığın sarığı şu bedeviye verdin, (hâlbuki onlar daha az bir şeyle memnûn olurlar)” deyince Abdullah t şunları söyledi:

“–Ben Peygamber r Efendimiz’i «İyiliklerin en değerlisi, insanın babası öldükten sonra, baba dostunun âilesini kollayıp gözetmesidir» buyururken işittim. Bu zâtın babası, babam Hz. Ömer’in dostuydu.” (Müslim, Birr, 11-13; Ebû Dâvûd, Edeb, 120)[1]



[1] Osman Nûri Topbaş, Faziletler Medeniyeti, II, 403-416; http://faziletlermedeniyeti2.darulerkam.altinoluk.com/

%d bloggers like this: