ı. İslâm’ın Birden Fazla Evliliğe Ruhsat Vermesi

Çok evlilik insanlık tarihi boyunca muhtelif sebeplerle müracaat edilen bir toplum gerçeğidir. Nitekim Kitab-ı Mukaddes’te Hz. İbrahim, Hz. Yakub, Hz. Dâvud, Hz. Süleyman ve diğer pek çok peygamberin birden fazla evli olduğu bildirilmektedir. Diğer kültür ve milletlerde de çok evliliğe izin verilmiş veya teşvik edilmiş olup buna bir sınır da getirilmemiştir. Prof. Dr. M. Hamidullah’ın ifadesiyle, İslâm dini çok evliliği (poligami) sınırlandıran ilk ve yagâne dindir. Ne Hz. Musa ne de Hz. İsa, zevcelerin sayısını sınırlandırmamıştır. (Kur’ân-ı Kerîm Tarihi, s. 32)

İslâm, esas itibariyle tek evliliği ısrarla tavsiye etmiş, adâletten ayrılmamak ve âilenin geçimini rahatça sağlayabilmek için en uygun tercihin tek evlilik olduğunu bildirmiş, ancak zarûret hallerinde belli şartlar dâhilinde birden fazla evliliğe de müsaade etmiştir. Bunun da üst sınırı dört’tür.[1] Savaş, hastalık, sakatlık, uzun ayrılıklar gibi sebeplerle âilelerin parçalanmaması, kadınların sahipsiz ve himâyesiz kalmaması için gerektiğinde buna müsaade edilebilir. Meselâ çocuk doğurmayan veya fizikî-biyolojik durumu müsait olmayan bir kadınla evlenmiş olan bir kişi, o kadını boşamaksızın ikinci bir kadın daha alabilir. Böylece bir âilenin yıkılmasından doğacak maddî-mânevî zararlar asgarîye indirilmiş olur.

Harp görmüş bir memlekette birden fazla evliliğe izin vermek, azalan nüfûsun telâfîsi ve fuhşun önlenmesi için bir zarûret hâline gelebilir. Bunun misâlleri geçmişte Almanya ve benzeri memleketlerde görüldüğü gibi gelecekte de ortaya çıkabilir. Bu tür ruhsât ve izinler, hayatı rahatlatır ve tabiî seyrinde devamını sağlar. İşte bu keyfiyet, İslâm’ın her zaman ve mekân için hayatî zarûretleri karşılayabilecek bir vasıfta olduğunu göstermektedir.

Bu şekilde ferdî, âilevî ve içtimâî sebeplerle birden fazla kadınla evlenmek zorunda kalan kişilerin, hanımlar arasında adâleti sağlaması ve hepsinin maddî mânevî ihtiyaçlarını karşılaması gerekmektedir. Rasûlullah r şöyle buyurur:

“Bir erkeğin nikâhında iki kadın bulunur da, aralarında adâlet gözetmezse, kıyâmet gününde bir tarafı felçli olarak diriltilir.” (İbn-i Mâce, Nikâh, 47)

Bu teorik imkâna rağmen İslâm toplumunda birden fazla evlilik yaygınlaşmamıştır. Zira bu hususta getirilen şartlar âdetâ müslümanlara; “Birden fazla evlenmeyiniz!” demektedir.[2] Büyük İslâm âlimlerinden Zemahşerî, Nevâbiğu’l-kelim isimli eserinde:

“Denizde dalgalarla boğuşanlar mı, yoksa birden çok kadına koca olanlar mı daha tâlihsizdir, bilemem!” demiştir.

Osmanlı tereke defterleri üzerinde yapılan araştırmalar, şehir veya kırsal kesimde yaşama duru­muna bağlı olarak birden fazla evlilik oranının % 5-9 civarında olduğunu ortaya koymakta­dır. Bunlar da umûmiyetle ikinci evlilikle iktifâ etmiştir. Birden fazla evlilik oranı son döneme ait nüfus kayıt­larından daha açık bir şekilde tesbit edilebilmektedir. İstanbul’da 1885 yılında birden fazla evlilik oranı % 2,52, 1907’de % 2,16’dır.[3]

Osmanlı Devleti’ne gelen seyyahlar, eserlerinde, birden fazla evliliğin halk arasında yaygın olmadığını, fakirlerde ise hiç rastlanmadığını ifade ederler. O hâlde bu mevzûun bugüne kadar abartıldığı anlaşılmaktadır.[4]

Cat Stevens, bu hususta şöyle der:

“İslâm, kadına, bugün birçok kişinin rüyâsında bile göremediği hakları 1400 sene evvel hediye etmiştir. Bugün dünyada müslüman erkeklerin % 99’u tek evlidir. Batılı erkeğin bir tek karısı vardır, ancak metreslerinin sayısı belli değildir…” (İslâm Üzerine Konuşmalar, s. 6)

Birden fazla kadınla münasebette bulunmak, toplumlarda zanne­dildiğinden çok daha yaygın görünmektedir. Bu mesele hukûkî bir zemine oturtulmazsa, ikinci kadın çeşitli haklar, sosyal baskı ve benzeri yönlerden zarar gördüğü gibi ilk hanım da gayr-i meşrû yollara başvuran bir erkekle evli olma­nın çeşitli sıkıntılarını çeker. Ayrıca doğacak çocuklar, âile müessesesi ve toplum da muhtelif problemlerle karşılaşır. İslâm bu zararları önlemek için birden fazla evliliği hukûkî bir zemine oturtmuştur. Dolayısıyla birden fazla evlilik İslâm’ın ihtiyaç hâlinde, belli kayıt ve şartlarda kullanı­labilen bir müsâadesi, toplumda denge­yi sağlayan ve bazı problemleri çözen bir çözüm şekli ve bir tür “sosyal sigor­ta” olarak kabul edilmelidir.[5]

Diğer bir husus da, eşlerinin ikinci evliliğini istemeyen ka­dınlar, Hanbelî mezhebine göre bunu ni­kâh esnasında şart olarak ileri sürebilir ve bu şart bağlayıcı olur. Uygulamada bunun pekçok ör­neğine rastlamak mümkündür. Hukûk-ı Âile Kararna­mesi de 38. maddesinde bu şartın geçerli ve bağlayıcı ol­duğunu kabul etmiştir.[6]

Herhangi bir zorlayıcı sebep olmadan birden fazla hanımla evlenmek çeşitli mahzurları göz önünde bulundurularak hoş karşılanmamıştır. Erkeğin hanımları arasındaki adâleti sağlamasının çok zor olması, kadınların kıskançlık duyguları ve neticede âile içinde muhtelif problemlerin zuhur etmesi, tek evliliğin daha sıhhatli olduğunu göstermektedir. Kur’ân, birden fazla evlilik meselesini, içtimâî bir yaranın sarılması ve ihtiyaç ânında mü’minler topluluğunun bir fedakârlığa dâvet edilmesi sebebiyle sözkonusu etmiştir.

Yaratılıştaki ilâhî gâyeyi dikkate almadan sırf düz bir mantık ile bakıldığında, kadının da birden fazla kocasının olması mâkul gibi görülse de bu aslâ doğru değildir. Çünkü bu takdirde doğacak çocuğun nesebi ihtilâflı olur. Kime nisbet edilmesi lâzım geldiği bilinemez. Bu yüzden “fücûr” denilen bu evliliğe hiçbir dîn hattâ hiçbir lâ-dînî hukuk sistemi cevaz vermez. Üstelik İslâm, neseb tâyinindeki hassâsiyeti sebebiyle, boşanma olduğu takdirde, yeni bir evlilik için kadınların bir müddet beklemesini şart koşar.[7]



[1] Nisâ, 3, 129; Tirmizî, Nikâh, 33; İbn-i Mâce, Nikâh, 40; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, VII, 184.

[2] M. Sâdık Vicdânî, Hz. Muhammed Niçin Çok Evlendi, s. 41-42.

[3] Prof. Dr. M. Akif Aydın, “Kadın” mad., DİA, XXIV, 89; Kevser Kâmil Ali – Salim Öğüt, “Çok Evlilik”, mad., DİA, VIII, 368.

[4] S. Faroqhi, Osmanlı Kültürü, trc. Elif Kılıç, İst. 1998, s. 116-117; Dr. Gürsoy Şahin, İngiliz Seyahatnamelerinde Osmanlı Toplumu ve Türk İmajı, İst. 2007, s. 287.

[5] Kevser Kâmil Ali – Salim Öğüt, “Çok Evlilik”, mad., DİA, VIII, 368.

[6] Prof. Dr. Hayreddin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukûku, İstanbul 1996, I, 290; Prof. Dr. M. Akif Aydın, “Kadın” mad., DİA, XXIV, 89; Prof. Dr. M. Hamidullah, Kur’ân-ı Kerîm Tarihi, s. 32.

[7] Osman Nûri Topbaş, Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v), I, 140.

%d bloggers like this: