KİTÂBU BED’İ’L-VAHY / Vahyin Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’e Gelmeye Başlaması Nasıl Oldu? / Ameller Niyetlere Göredir / Niyetin Ehemmiyeti (1. Hadis-i Şerif Dersi)

KİTÂBU BED’İ’L-VAHY

Vahyin Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’e Gelmeye Başlaması Nasıl Oldu?

Îmânın ve ilmin kaynağı vahiydir. İnsan neye ve nasıl inanacağını vahiy yoluyla öğrenir. Gayba ve âhirete dâir bilgilerinin yegâne kaynağı vahiydir. Dünyaya dâir en doğru ve en sağlam bilgi kaynağı da yine vahiydir.

İnsanın muhtelif bilgi kaynakları mevcuttur. Bunlar içinde ilk sırayı alan vahiydir. Zîrâ onda hiç hatâ ihtimâli yoktur. Eksik ve kusuru da yoktur. Her şeyi yaratan ve bilen Yüce Allah’ın verdiği bilgiden daha doğru ve sağlam hangi söz olabilir ki!

Bu sebeple öncelikle bizler için paha biçilmez bir kıymet ve nimet olan vahyin Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’e nasıl gelmeye başladığını ve hangi şekillerde geldiğini görecek, daha sonra o vahiyle gelen îmân ve ilme geçeceğiz.

 

Ameller Niyetlere Göredir / Niyetin Ehemmiyeti

Ömer bin Hattâb (r.a) şöyle buyurmuştur:

“Rasûlullâh (s.a.v) Efendimiz’in şöyle buyurduklarını işittim:

«Amellerin kıymeti ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise eline geçecek olan ancak odur. Artık nâil olacağı bir dünyâ veya nikâh edeceği bir kadından dolayı hicret etmiş kimse varsa onun hicreti, (Allâh’ın ve Rasûlü’nün rızâsı için değil), hicret ettiği o şey içindir».” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1)

Şerh:

Diğer rivâyette:

“Her kimin hicreti Allah’a ve Rasûlü’ne yönelik ise hicreti Allah ve Rasûlü içindir. Her kimin de hicreti nâil olacağı bir dünyâ…” diye vârid olmuştur.

Dünyevî-uhrevî, maddî-mânevî bütün ameller ancak niyet ile bir değer kazanır. Sözlere ve fiillere değer katan ve yön veren niyettir. Niyetsiz fiiller ve kasıtsız sözler boştur.

Aslında ibadet olmayan bazı işler, iyi niyetle yapıldığı takdirde ibadete dönüşebilir. Meselâ; yemek yiyen kimse, bu gıdalardan elde edeceği kuvvetle ibadet edeceğini düşünürse, yemek yerken bile sevap kazanmış olur. Normal ticaretini yapan kimse, işini en iyi şekilde yaparak âilesinin maîşetini helâl yoldan temin etmeyi ve insanlara hizmet etmeyi düşünürse, hem para hem de sevap kazanabilir. Aksine iyi bir işi kötü niyetle yaparsa günah kazanır.

Allah katında makbul olan bir işi imkânsızlıkları sebebiyle yapamayan kişi, onu yapmayı ihlâs ve samimiyetle arzu ederse, yapmış gibi sevap kazanır.

Allah Teâlâ bütün peygamberlere, kendisine ibadetin ihlâsla yapılması gerektiğini vahyetmiştir. İhlâs ise niyetle alâkalıdır. Din de ihlâstan ibârettir. O hâlde ihlâs ve niyet İslâm’ın en mühim meselesidir.

Bütün işlere güzel bir niyetle ve ihlâsla, sırf Allah rızâsı için başlamalıdır. İmâm Buhârî (r.a) de kitabına hâlis bir niyetle başlamış olmayı ve bu vesileyle Cenâb-ı Hakk’a yaklaşmayı niyâz ediyor.

Bu hadîs-i şerifte, hem nübüvvet, niyet ve ihlâs ile Mekke devrinin başlangıcına, hem de hicret ile Medîne devrinin başlangıcına işaret vardır.

Vahyin başlamasıyla Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz’in Rabbine hicreti, münâcâtı ve O’nunla halveti başlamıştır. Yani bu hadîs-i şerîf, muhtelif başlangıçlara işâret etmekte ve bir işe nasıl başlamak gerektiğini haber vermektedir.

Âlimler bu hadîs-i şerîfi, ilmin üçte biri olarak görürler. İnsanların ibâdet ve muâmeleleri husûsunda “Ümmü’l-Kavânîn: Kânunların esâsı” sayılan baş meselelerin en mühiminin ihlâs olduğunu ifade ederler.

Mecelle’de bu hadîs-i şerîf şu şekilde kanunlaştırılmıştır:

“Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir.”

%d bloggers like this: