d. Kadın ve Eğitim

İslâm, kadın erkek bütün insanların eğitilmesine ehemmiyet verir. Kur’ân-ı Kerîm ayrım yapmadan bütün mü’minlere okumayı, tefekkür etmeyi, araştırmayı, kalemi, kitabı, yazıyı ısrarla tavsiye eder.

Allah Rasûlü r öncelikle kendi hanımlarının tâlim ve terbiyesiyle yakından meşgul olurdu. Her sabah mescidden çıktıktan sonra ve her ikindi namazını müteâkip, hanımlarını tek tek ziyaret ederek kısa bir müddet onlarla sohbet ederdi.[1] Akşamları ise bütün âile efrâdı, yanında kalacağı hanımının odasına gelerek Rasûlullah’tan feyz alırlardı. Daha sonra da herkes odasına çekilirdi. (Müslim, Radâ‘, 46; Ahmed, VI, 107, 157)

Onların, hanım hocalardan istifâde etmelerini de temin ederdi. Şifâ bint-i Abdullah c şöyle anlatır: Ben Hafsa’nın yanındayken Rasûlullah r yanımıza geldi ve bana:

“−Buna yazıyı öğrettiğin gibi nemle tedavisini[2] de öğretir misin?” buyurdu. (Ebû Dâvud, Tıb, 18/3887)

Daha önce insanlar kız çocuğuna sahip olmayı utanç vesilesi sayarken Allah Rasûlü r onları yetiştirmeyi cenneti kazanma yolu olarak göstermiştir:

“Her kim üç kız çocuğunu veya kızkardeşlerini himâye edip büyütür, güzelce terbiye eder, evlendirir ve onlara lütuf ve ihsanlarını devam ettirirse, o kimse cennetliktir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 120-121/5147; Tirmizî, Birr, 13/1912; Ahmed, III, 97)

Bir başka hadîs-i şerîfte de Rasûlullah r:

“Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse, kıyâmet günü o kimseyle ben, şöyle yanyana bulunacağız” buyurmuş ve parmaklarını bitiştirmiştir. (Müslim, Birr, 149; Tirmizî, Birr, 13/1914)

Bir erkeği terbiye ettiğinizde bir insanı yetiştirmiş olursunuz. Bir kadını terbiye ettiğinizde ise bir âileyi, hatta toplumun büyük bir bölümünü yetiştirmiş olursunuz. Bunun aksine terbiyesine ihtimam gösterilmemiş bir kadın, topluma büyük zararlar verir, etrafındaki pek çok insanı ahlâksızlığa sürükler.

Bir kadın Peygamber Efendimiz’e gelip:

“−Ey Allah’ın Rasûlü! Sizin sözlerinizden hep erkekler istifade ediyor. Biz kadınlara da bir gün ayırsanız, o gün toplansak ve Allah’ın size öğrettiklerinden bize öğretseniz!” demişti. Rasûlullah r:

“−Peki, şu gün şurada toplanınız!” buyurdu.

Kadınlar toplandılar. Nebî r de gidip Allah’ın kendisine bildirdiği şeylerden onlara öğretti. (Buhârî, İ’tisam 9; Müslim, Birr, 152)

Peygamber Efendimiz’e Kur’ân inzâl buyrulduğunda onu önce erkeklere, daha sonra da kadınlara okurdu. (İbn-i İshâk, s. 128) Bayram hutbesinde erkeklere Allah’tan korkmayı ve O’na itâati emreder, vaaz edip ilâhî hakîkatleri hatırlatır, sonra kadınların olduğu tarafa giderek onlara da aynı şekilde vaaz u nasihatta bulunurdu. (Müslim, Iydeyn, 4)

Hanım sahâbîler, karşılaştıkları problemlerin çözümü ve akıllarına gelen soruların cevabını alabilmek için her zaman Allah Rasûlü’ne başvurma imkânına sahiptiler. Zira Rasûlullah r onlara değer verir ve sorularına mukabelede bulunur, problemleriyle ilgilenirdi. (Müslim, Fezâil 76; Ebû Dâvûd, Edeb 12)

Âişe c şöyle der:

“Ensâr kadınları ne iyi kadınlardır. Hayâları onları dînî meseleleri derinlemesine öğrenmekten alıkoymamıştır.” (Müslim, Hayz, 61)

Allah Rasûlü r, kendisi ile beraber Hz. Âişe vâlidemiz ve diğer ezvâc-ı tâhirâtı da kadınların eğitimi için vazîfelendirdi. Nitekim kadınlar, hayâ ettikleri bazı meselelerini her zaman rahatlıkla Efendimiz’e soramazlardı. Böyle bir durumda Peygamber Efendimiz’in zevcelerini elçi olarak kullanırlardı. Bizzat sordukları bazı suallere Allah Rasûlü r engin hayâsı sebebiyle kinayeli cevaplar verdiğinde, geniş açıklamayı yine vâlidelerimizden alırlardı.[3]

Bu sâyede sahâbîler ve daha sonraki nesiller arasında dini iyi bilen âlim kadınlar yetişti ve bir­çok dinî hükmün sonraki nesillere intika­linde mühim hizmetler îfâ ettiler. Başta Peygamber Efendimiz’in hanımları olmak üzere birçok kadın sahabî Allah Rasûlü’nün hadislerini öğrenip nakletme, fıkıh gibi konularda temayüz etmişlerdir.[4] Öyle ki Hz. Âişe annemiz en çok hadis rivayet eden (müksirûn) yedi sahabîden biridir.[5] Ayrıca o, fıkıh, şiir, nesep ve tıp ilimlerinde de mütehassıstır. (İbn-i Hacer, el-İsâbe, IV, 360)

Dolayısıyla İslâm tarihinde kadınlar ilim ve kültür hayatında oldukça mühim bir yer işgal et­mişlerdir. İslâm dünyasında eğitimin gay­r-i resmî bir yapı içinde sürdürülmesi ve okula değil hocaya bağlanmanın esas ol­ması, kadınların yakın çevrelerindeki ilim adamlarından eğitim almalarını kolaylaş­tırmıştır. Büyük İslâm âlimlerinden Tâceddin es-Sübkî’nin hadis dinleyip öğrendiği üstatları arasında 19 kadının ismi geçmektedir. Süyûtî 33, İbn-i Hacer 53, İbn-i Asâkir 80 kadından hadis öğrenmiş­tir.[6]



[1] Ebû Davud, Nikâh, 38; İbn-i Sa’d, VIII, 85.

[2] Hadiste geçen “nemle: karınca” kelimesi insanın iki yanında veya vücudunun diğer yerlerinde çıkan bir tür yaraya verilen isimdir.

[3] Bkz. Buhârî, Hayz, 13, 14; Müslim, Hayz, 60; Ebû Dâvud, Tahâret, 107; Darimî, Vudû, 75; Nesaî, Gusl, 21; Muvatta’, Taharet, 105.

[4] Hadis rivâyetinde Hz. Âişe c hâricinde en meşhur hanım sahâbîlerden bir kısmı şunlardır: Hz. Fâtıma, Ümmü Seleme, Ümmü Habîbe, Esmâ bint-i Ebî Bekir, Sevde bint-i Zem‘a, Zeyneb bint-i Cahş, Ümmü Haram, Fâtıma bint-i Kays, Ümmü Ferve, Safiyye bint-i Abdilmuttalib. (Tayyib Okiç, İslâmiyette Kadın öğretimi, s. 24)

[5] Irâkî, Fethu’l-muğîs, s. 350.

[6] İslâm dünyasında çok erken dönemler­den itibaren âlim, mutasavvıf ve şâir ka­dınların yetiştiği bilinmektedir. İbn-i Sa‘d (v. 230/845), et-Tabakâtü’l-kübrâ; İbn-i Hacer, el-İsâbe, Tehzibü’t-Tehzîb, ed-Dürerü’l-kâmine; İbn-i Abdülber, el-İstîâb; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe; Ebû Nuaym’ın Hilyetü’l-evliyâ; Zehebî, Siyer; Abdülkâdir el-Kureşî, el-Cevâhiru’l-mudiyye; Sehâ­vî (9./15. asır), ed-Dav’ü’l-lâmi‘; İbnü’l-İmâd, Şezerâtü’z-zeheb gibi tabakât kitaplarında binlerce hanım sahâbî, âlim, muhaddis, fakih ve sanatkârın hayatına yer verilir. Sırf kadınları anlatan müstakil eserler de vardır. (Prof. Dr. M. Akif Aydın, “Kadın” mad., DİA, XXIV, 92)

%d bloggers like this: