2. Helâl Gıda

İslâm, insanın maddî ve mânevî yapısını muhafaza etmek için, yenilen gıdaya çok ehemmiyet verir. Bu sebeple insanlık târihinde ilk defa bir gıda rejimi ortaya koymuş, neyi nasıl yemek gerektiğini açıklamıştır. Bunlara ilâveten bir de gıdanın helâl olması gerektiği üzerinde hassâsiyetle durmuştur. Zira gıdaların kimyevî muhtevâları kadar, mânevî vasıfları da, kendisiyle beslenenlerin rûhî temâyülleri ve irâdeleri üzerinde rol oynar. Hatta babanın yediği gıdanın helâl veya haram olması, ondan meydana gelen çocuğun bile irâde ve ihtiyarı üzerinde müessir olur.

Kazanılan mal ve yenilen gıdaların helâl veya haram olması, insanın duygularına ve amellerine tesir ettiği gibi hayatının akışına da yön verir. Zira malda öyle bir hususiyet vardır ki helal mal, haram yollara gitmediği gibi, haram mal da helal yola ve hayırlı bir işe nasîb olmaz. Bu sebeple “Para yılan gibidir, girdiği delikten çıkar” denilmiştir.

Cenâb-ı Hak, Hz. Âdem ile Havvâ vâlidemizi cennette yarattığında, oradaki meyvelerden bol bol yemelerini, sadece bir ağaca yaklaşmamalarını söylemişti. Ancak şeytan vesvese vererek onlara bu yasağı câzip gösterdi. Ağaçtan yedikleri takdirde melek olacakları ve cennette ebedî kalacakları gibi yüksek mânevî vaadlerde bulunarak Allah’ın yasağını çiğnetti.[1] Aynı şekilde dünyada da Allah Teâlâ’nın helâl kıldığı rızıklar pek çoktur. Haramları ise mahduttur. Lâkin nefis ve şeytan; daha çok ve daha kolay kazanmak, hayır yapmak gibi muhtelif vaadlerde bulunarak haramları câzip gösterir ve pek çok kişiyi aldatır. Cenâb-ı Hak bu hakîkatlere işâretle şöyle buyurur:

“Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helal ve temiz olanlarından yiyin, fakat şeytanın peşine düşmeyin, zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.” (Bakara, 168)

“Allah’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yeyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah’tan korkun!” (Mâide, 88. Bkz. Nahl, 114; Enfâl, 69)

Yine Kur’ân-ı Kerim’de haber verildiğine göre, önceki ümmetler içinde yaşayan Ashâb-ı Kehf, asırlar süren uykularından uyanınca, canlarından evvel Allah’ın emrini düşünerek:

“…Şimdi, içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de, baksın, (şehrin) hangi yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin!..” dediler. (Kehf, 19) Böylece helâl gıda konusundaki hassasiyete güzel bir örnek oldular.

Demek ki insan, hem kendisi hem de bakmakla yükümlü olduğu kişiler için helâl yollardan kazanç elde etmek zorundadır. Peygamber Efendimiz’in âzadlısı Râfi t şöyle der:

“–Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim çocukların üzerinde hakkımız olduğu gibi onların da bizim üzerimizde hakları var mıdır?” diye sordum. Şöyle buyurdu:

“–Çocuğun baba üzerindeki hakkı ona yazı yazmayı, yüzmeyi, atıcılığı öğretmesi ve kendisine helâlden başka rızık yedirmemesidir.” (Beyhakî, Şuab, VI, 401; Ali el-Müttakî, XVI, 443)

Rasûlullah r:

 “Kim temiz rızık yer, sünnete uygun amelde bulunur ve insanlar onun şerrinden emin olurlarsa, o kişi cennete girer” buyurmuştur. (Tirmizî, Kıyâmet, 60/2520; Hâkim, IV, 117/7073)

En helâl rızık kişinin kendi el emeğiyle kazandığıdır. Allah Rasûlü r Tebük’ten dönerken, Sa‘d el-Ensârî t kendisini karşıladı. Rasûlullah r onunla musâfaha yapıp ellerinin nasırlaşmış olduğunu görünce:

“–Elin neden böyle?” diye sordu. O da:

“–Bunlar kürek ve çapa izidir. Bunlarla çalışıp âilemin nafakasını kazanıyorum” dedi. Onun bu hâlinde ziyâdesiyle memnûn kalan Rasûlullah r:

“–Bunlar ateşin temas etmeyeceği ellerdir” buyurdu. (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, I, 424-425; İbn-i Hacer, el-İsâbe, III, 86)

Diğer bir rivâyette:

“–Bunlar, Allah Teâlâ’nın sevdiği ellerdir” buyurmuştur. (Serahsî, Mebsût, VII, 62)

Haramla beslenen vücut ise, cehennem odunu olmaya lâyıktır. Dolayısıyla, müslümanlar “Bir ağzından girene, bir de ağzından çıkana dikkat et!” sözünü düstûr edinirler.

Hz. Ebû Be­kir Sıd­dîk’ın bir hizmetçisi var­dı, ka­zan­cı­nın bel­li bir kıs­mı­nı ona ve­rir, o da bun­dan yer­di. Yi­ne birgün hizmetçi ka­zan­dı­ğı bir şeyi ge­tir­di. Hz. Ebû Be­kir t de ondan bir lokma aldı. Bu­nun üze­ri­ne hizmetçi:

“–Her akşam bana kazancımın mâhiyetini sorardın, bu akşam sormadın?!” dedi. Ebû Be­kir t:

“–Çok acıkmıştım, sormayı unuttum, peki söy­le ba­ka­lım nasıl kazandın?” di­ye­rek açık­la­ma­sı­nı is­te­di. Hizmetçi:

“–Câ­hi­li­ye dev­rin­de, hiç an­la­ma­dı­ğım hâl­de fal­cı­lık ya­pa­rak bir kişiyi al­dat­mış­tım. Bu­gün onun­la kar­şı­laş­tık. O yap­tı­ğım işe kar­şı­lık si­ze ik­ram et­ti­ğim bu yi­ye­ce­ği ver­di” de­yin­ce Hz. Ebû Be­kir, par­ma­ğı­nı bo­ğa­zı­na gö­tü­rdü ve (tüm ezi­ye­ti­ne rağ­men) ye­dik­le­ri­nin hep­si­ni çı­kar­dı. Hizmetçiye dönerek:

“–Yazıklar olsun sana! Az kaldı beni helâk ediyordun” dedi. Kendisine:

“–Bir lok­ma için bu ka­dar ezi­ye­te de­ğer miy­di?” diyenlere Hz. Sıd­dîk t:

“–Ca­nımın çı­ka­ca­ğı­nı bil­seydim, yi­ne o lok­ma­yı çı­ka­rır­dım. Çünkü Peygamber Efendimiz’den duydum:

«Haramla beslenen vücuda cehennem daha lâyıktır» buyurdu” ceva­bı­nı ver­di.[2] Bu hâdise üzerine Cenâb-ı Hak, Hz. Ebû Bekir ve onun gibileri medhederek:

“Her kim Rabbinin makamında durup hesap vermekten korkar da nefsini hevâ ve heveslerden alıkoyarsa, şüphesiz onun varacağı yer cennettir” âyetlerini inzâl buyurdu. (Nâziât, 40-41; Kurtubî, XIX, 135)

Hz. Ömer t de birgün içtiği sütü çok beğenmişti. Sütün nereden geldiğini sordu. Sütü getiren kişi:

“–Su kenarına varmıştım, bir de baktım ki zekât hayvan­larından bir kısmını suluyorlar! Çobanlar onların sütünden bana sağıverdiler. Ben de onu kabıma koydum ve size getirdim” dedi. Bu sözleri işiten Ömer bin Hattab t, hemen elini boğazına sokup içtiği sütü kusarak dışarı çıkardı. (Muvatta’, Zekât, 31)

Musa Efendi Hazretleri, Mahmut Sâmî Ramazanoğlu Hazretleri ile ilgili olarak şunları nakletmektedir:

“Muhterem üstâzın kendilerinden nasihat ve öğüt almak için ziyâretlerine gelenlere ilk sualleri mesleklerini ve helâl-haram hususuna dikkatli olup olmadıklarını sormak olurdu. Daha sonra başka bilgiler alırlardı. Bu bilgileri aldıktan sonra muhataplarına gerekli nasihati yaparlardı.”[3]

İnsan, kazandığı şeylerin helâl olmasına dikkat edip haram kazançtan yüz çevirdiğinde, bazılarının zannettiği gibi fakir düşmez. Bilâkis Cenâb-ı Hak onun kazancına bereket lutfeder. Rasûlullah r rızık mevzuunda yersiz endişelere kapılmamak gerektiğini ihtar ederek şöyle buyurur:

“Ey insanlar Allah’a karşı muttakî olun ve (rızık) talebinizde güzel davranın! Zira hiç kimse (Allah’ın kendisine takdir ettiği) rızkı eksiksiz olarak elde etmeden ölmez. Rızkı gecikse bile sonunda ona mutlaka kavuşacaktır. Öyleyse Allah’tan korkun ve (rızık) talebinizde güzel davranın, helal olanı alın, haram olanı terk edin!” (İbn-i Mâce, Ticârât, 2)

Diğer taraftan, helâl ve temiz kazanç peşinde koşmanın insana bahşettiği derûnî bir haz vardır. Böyle kişiler gelirleri az bile olsa dâimâ huzur içinde yaşarlar. Cenâb-ı Hak da onları sever. Nitekim hadîs-i şerîfte şu müjde verilmektedir:

“Allah Teâlâ, kulunu helâl peşinde koşmaktan yorulmuş vaziyette görmeyi sever.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, I, 65)

Temiz ile Pis Aynı Değildir

Helâl, az bile olsa çok kıymetlidir. İslâm âlimleri şöyle demişlerdir:

Buğday tanesi kadar bir helâl, Allah katında dünyalar dolusu harâmdan daha makbul ve sevimlidir. Çünkü harâm pistir ve Allah tarafından reddedilmiştir. Helâl ise iyi ve temizdir, Allah tarafından da kabul görmüştür.

Birgün Rasûlullah r:

“Güçlü ve yüce olan Allah; putlara tapmayı, içki içmeyi, insanları soy sop sebebiyle kınamayı size haram kılmıştır. Dikkat edin, şüphesiz içki içen de, imâl eden de, sâkiliğini yapıp içenlere dağıtan da, satan da, parasını yiyen de lânetlenmiştir” buyurmuştu.

Bunun üzerine bir bedevî ayağa kalkıp Peygamber Efendimiz’in huzûruna gelerek:

“–Ey Allah’ın Rasulü, ben daha önce içki ticareti yapardım. Bu işten bir miktar mal biriktirdim. Şimdi ben bu malı Allah’a itaat yolunda harcasam bana bir faydası olur mu?” diye sordu. Rasûlullah r:

“–Sen o malı hac, cihâd veya sadaka uğrunda harcasan dahi Allah katında bir sivrisineğin kanadı kadar değeri olmaz. Zira Allah ancak temiz olanı kabul buyurur” dedi.

Bu hâdise üzerine Allah Teâlâ şu âyet-i kerimeyi inzâl buyurdu:

“De ki: Pis ve kötü ile temiz ve iyi bir değildir; pis ve kötünün çokluğu hoşuna gitse de (bu böyledir). Öyleyse ey akıl sahipleri! Allah’tan korkunuz ki kurtuluşa eresiniz.” (Mâide, 100) (Vâhidî, Esbâbu Nüzûl, s. 212-213)

Hadis-i şerifte şöyle buyrulur:

“…Bir kişi haramdan mal kazanır ve onu harcarsa, bu ona bereketli kılınmaz; tasaddukta bulunursa kabûl edilmez. Arkasında bıraktığı da onu ancak ateşe yaklaştırır. Çünkü Allah U kötülüğü kötülükle silmez, lâkin kötülüğü iyilikle yok eder. Şüphesiz habîs habîsi silip yok etmez.” (Ahmed, I, 387)

İbadetlerdeki huzur ve rûhâniyet ile mânevî âlemdeki inkişaflar da helal lokmaya bağlıdır. Rasûlullah r şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâlâ temizdir; sadece temiz olanları kabul eder. Peygamberlerine neyi emrettiyse mü’minlere de onu emretmiştir. Cenâb-ı Hak, elçilerine:

«Ey rasûller! Temiz ve helâl olan şeylerden yiyin, sâlih ameller işleyin!..»[4] buyurmuştur. Mü’minlere de:

«Ey îman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin!..»[5] buyurmuştur.

Bir kimse Allah yolunda uzun seferler yapar. Saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış vaziyette ellerini semâya kaldırarak: Yâ Rabbî! Yâ Rabbî! diye dua eder. Hâlbuki onun yediği haram, içtiği haram, gıdası haramdır. Böyle birinin duası nasıl kabul edilir!” (Müslim, Zekât 65; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 3)

Allah Rasûlü r Efendimiz, helâl kazançla yapılan haccın güzel bir kabul göreceğini, haram malla yapılan haccın ise sert bir şekilde reddedilip sahibinin azabla tehdid edileceğini haber verir. (Heysemî, III, 209-210)

Hz. Mevlânâ ç helâl lokma husûsunda şöyle buyurur:

“Önce can çocuğunu şeytan sütünden kes, sonra da onu meleklere ortak et! Sen zulmânî, bulanık ve kesif bulundukça bil ki Allah’tan uzaksın, şeytanın sütkardeşisin!

İnsanın nûrunu ve olgunluğunu artıran lokma, sadece helal kazanç ile elde edilmiş olandır. Bir yağ ki gelip kandilimizi söndürüyor, buna yağ değil su demek lazımdır. Çünkü kandili söndürmektedir. Helâl lokmadan ilim ve hikmet doğar, aşk ve rikkat, yani kalp inceliği hâsıl olur. Eğer sen, bir lokmadan haset, düzenbazlık, cehalet ve gaflet meydana geldiğini görürsen onun haram olduğunu bil! Sen hiç buğday ekilip de arpa çıktığını gördün mü? Hiç atın merkep yavrusu doğurduğu gördün mü?

Lokma bir tohum gibidir, mahsûlü de senin içindeki düşün­celerdir. Yine lokma deniz gibidir ki incisi ulvî endîşelerdir. Ağza konulan helâl lokmadan, büyüklere hizmet arzusu, öbür âleme gitme şevki doğar.” (Mesnevî, c. 1, beyt: 1688-1696)

O hâlde helâl gıda için gayret etmekle birlikte duâ ile de yardım istemeliyiz. Efendimiz r şu duâyı öğretmiştir:

اَللّٰهُمَّ اكْفِنِي بِحَلَالِكَ عَنْ حَرَامِكَ وَأَغْنِنِي بِفَضْلِكَ عَمَّنْ سِوَاكَ

“Allah’ım! Bana helâl rızık nasip ederek haramlardan koru! Lütfunla beni senden başkasına muhtaç etme!” (Tirmizî, Deavât, 110/3563; Ahmed, I, 153)

Yine Rasûlullah r sabah namazından sonra şöyle dua ederdi:

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ عِلْمًا نَافِعًا وَرِزْقًا طَيِّبًا وَعَمَلًا مُتَقَبَّلًا

“Allah’ım! Senden faydalı ilim, helâl ve temiz rızık ve makbul amel istiyorum!” (İbn-i Mâce, İkâme, 32; Ahmed, VI, 322)



[1] Bakara, 35-36; A‘râf, 19-22.

[2] Bkz. Ebû Nuaym, Hilye, I, 31; Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 26; Ahmed bin Abdullah et-Taberî, er-Riyâdu’n-nadra, II, 140-141.

[3] Sâdık Dânâ, Sultânü’l-Ârifîn eş-Şeyh Mahmûd Sâmi Ramazanoğlu, İstanbul 1412/1991, s. 25.

[4] Mü’minûn, 51.

[5] Bakara, 172.

%d bloggers like this: