6. Din Kardeşliği, Muhabbet ve Ziyaretleşme

İslâm, insanların birbirlerine kardeşce muâmele etmelerini, aralarında derin bir muhabbetin bulunmasını ister ve bunu îmânın kemâline ermenin şartı olarak görür. Bunu sağlamak için de insanlara, aralarında selâmı yaymalarını, sık sık ziyaretleşmelerini ve birbirlerine hediye vermelerini tavsiye eder. Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur:

“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını ıslah edin! Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurât, 10)

Peygamber Efendimiz şöyle buyurur:

“Mü’min, mü’minin aynasıdır. Mü’min mü’minin kardeşidir, onun geçimine yardım eder ve onu arkasından kötülüklere karşı korur.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 49/4918)

Nasıl ki bir ayna kendisine bakan kişiye hâlini düzeltmesi için art niyetsiz bir şekilde doğrusunu ve eğrisini sessizce gösterirse, mü’min de kardeşine öyle davranır. Gördüğü her şeyi samimiyetle anlatır. Güzellik gördüyse, onu gurûra sevketmeden takdirlerini bildirir ve daha iyiye teşvik eder, kötülük gördüyse usûlünce îkâz ederek düzeltmeye çalışır. Rasûlullah r şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâlâ kıyâmet günü: «Nerede benim rızâm için birbirlerini sevenler? Gölgemden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı bugün onları Arş’ımın altında gölgelendireceğim» buyurur.” (Müslim, Birr, 37; Tirmizî, Zühd, 53. Krş. Buhârî, Ezan, 36)

Rasûlullah r din kardeşlerinden birini üç gün göremezse, onu sorardı. Uzaktaysa onun için dua eder, evindeyse ziyâret eder, hasta ise “geçmiş olsun” demeye giderdi. (Heysemî, II, 295)

Tabiî ki bahsettiğimiz bu kardeşlik, zor ve meşakkatli zamanların kardeşliğidir. Rahat zamanında mü’mine kardeş olup, sıkıntıya düştüğünde selâmı sabâhı kesmek hakîkî kardeşlik değildir.

Muhâcir ve Ensâr Kardeşliği

Peygamber r Efendimiz’in Mekke’den hicret eden Muhâcirler ile Medîne’li Ensâr arasında tesis ettiği “kardeşlik”, tarihin emsaline şahit olmadığı kâbına varılmaz bir dehâ, firâset ve ahlâk nümûnesidir. Bu kardeşlik akdi; birlik-beraberlik, yardımlaşma ve muhabbet gibi husûslarda müslümanlara çok büyük dinî, içtimâî ve siyasî faydalar sağlamıştır. Allah Rasûlü’nün bu kardeşleştirme faaliyeti hazarda olduğu kadar seferde de mühim bir yere sahipti. Zira Rasûlullah r sefere çıkarken kardeşlerden birini ordusuna alır; diğerini de, her iki âilenin de ihtiyaçlarını karşılamak ve şehri müdâfaa etmek üzere Medîne’de bırakırdı.[1]

Kardeşlik Nasıl Kuvvetlenir

Allah Rasûlü r şöyle buyurur:

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!” (Müslim, Îmân, 93; Ebû Dâvûd, Edeb, 131)

Kardeşliği geliştiren hususlardan biri de hediyeleşmektir. Rasûlullah r şöyle buyurmuştur:

“Hediyeleşiniz ki birbirinize olan muhabbetiniz ziyâdeleşsin!” (Muvatta’, Hüsnü’l-hulk, 16; Buhârî, el-Edebü’l-müfred, no: 594; Münâvi, III, 271)

“Birbirinize hediye veriniz! Çünkü hediye gönüllerdeki dargınlığı giderir. Komşu hanımlar birbiriyle hediyeleşmeyi küçümsemesin! Alıp verdikleri şey küçük bir koyun paçası bile olsa!..” (Tirmizî, Velâ’ 6/2130)

“Size birisi hediye verirse ona karşılık verin, verecek bir şey bulamazsanız kendisine dua ediniz!” (Ahmed, II, 96)

Efendimiz’in, çöl halkından Zâhir isminde çok sevdiği bir sahâbîsi vardı. Bu zât Allah Rasûlü’ne her gelişinde çölde yetişen mahsüllerden hediyeler takdim ederdi. Döneceği zaman da Rasûlullah r, ihtiyacı olan şeylerle onun heybesini doldurur ve:

“–Zâhir bizim çölümüz, biz de onun şehriyiz.” buyururdu. (Ahmed, III, 161)

Rasûlullah r, kendisine gelen heyetlere ve diğer insanlara hediye vermeyi hiçbir zaman ihmâl etmemiştir. Hatta son hastalığı sırasında çok ızdıraplı iken bile gelen heyetlere hediyeler verilmesini emretmiştir. Vefâtından az evvel yaptığı vasiyetlerinden birinde:

“Benim yaptığım gibi siz de gelen heyetlere hediyeler verin!” buyurmuştur. (Bkz. Buhârî, Cizye, 6; Müslim, Vasiyet, 20)

Enes bin Mâlik t evlatlarına şu tavsiyede bulunurdu:

“Yavrularım, birbirinize ikramda bulunup hediyeleşin, çünkü bu, aranızdaki muhabbeti artıran en kuvvetli müessirdir.” (Buhârî, el-Edebü’l-müfred, no: 595)

Kardeşliği pekiştiren hususlardan biri de ziyaretleşmektir. Allah Rasûlü r şu hâdiseyi nakletmiştir:

“Bir kişi başka bir köydeki (din) kardeşini ziyâret etmek için yola çıktı. Allah Teâlâ, onu gözetlemek için yolu üzerine bir meleği vazîfelendirdi. Yolcu yanına gelince melek:

«–Nereye gidiyorsun?» dedi. O zât:

«–Şu köyde bir din kardeşim var, onu görmeye gidiyorum» cevabını verdi. Melek:

«–O kardeşinden elde etmek istediğin bir menfaatin mi var?» dedi. Yolcu:

«–Yok, hayır, ben onu sırf Allah rızâsı için severim, onun için ziyâretine gidiyorum» dedi. Bunun üzerine melek:

«–Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öylece seviyor. Ben, bu müjdeyi vermek için Allah Teâlâ’nın sana gönderdiği elçiyim» buyurdu.” (Müslim, Birr, 38; Ahmed, II, 292)

Muhabbeti artırmanın yollarından biri de onu ızhâr etmektir. Rasûlullah r, birgün Hz. Muâz’ın elini tutarak:

“–Ey Muâz! Allah’a yemin ederim ki, ben seni gerçekten seviyorum” buyurdu. Muâz t da:

“–Anam babam size fedâ olsun ey Allah’ın Rasûlü! Ben de sizi çok seviyorum!” dedi. Daha sonra Peygamber Efendimiz, ona şöyle buyurdu:

“–Ey Muâz! Sana her namazın sonunda; «Allah’ım! Seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzelce kulluk yapabilmek husûsunda bana yardım eyle!» duasını hiç bırakmamanı tavsiye ediyorum.” (Ahmed, V, 244-245; Ebû Dâvûd, Vitir, 26; Nesâî, Sehv, 60; Tirmizî, Zühd, 30)

Bir defasında Peygamber Efendimiz’in huzûrunda bir kişi vardı. Bu esnada yanlarından başka bir şahıs geçti. Hz. Peygamber’in huzûrunda bulunan kişi, geçen şahıs hakkında:

“–Ey Allah’ın Rasûlü! Ben bu kişiyi gerçekten seviyorum” dedi. Rasûlullah r Efendimiz:

“–Peki, sevdiğini ona bildirdin mi?” buyurdu. Sahâbî:

“–Hayır” dedi. Rasûlullah r:

“–Ona bildir” buyurdu. Sahâbî derhal kalkıp o şahsın arkasından yetişti ve:

“–Ben seni Allah için seviyorum” dedi. O da:

“–Beni kendisi için sevdiğin Allah da seni sevsin” mukâbelesinde bulundu. (Ebû Dâvûd, Edeb, 113/5125)

Paylaşma ve Fedâkârlık

Din kardeşliği, kuru bir iddia ile gerçekleşmiş olmaz. Bu iddiayı paylaşma ve fedâkârlıkla isbat etmek lâzımdır. Uhud’da pek çok müslüman şehit olmuş, onları örtecek kefen bile bulunamıyordu. O esnâda yaşanan kâbına varılmaz bir din kardeşliği manzarasını Zübeyr bin Avvâm t şöyle anlatır:

“Annem Safiye, yanında getirdiği iki hırkayı çıkarıp:

«–Bunları kardeşim Hamza’ya kefen yapasınız diye getirdim» dedi. Hırkaları alıp Hz. Hamza’nın yanına gittik. Yanında Ensâr’dan bir başka şehit daha bulunuyordu ve henüz onu örtecek bir kefen bulunamamıştı. Hırkaların ikisini de Hamza’ya sarıp Ensârî’yi kefensiz bırakmaktan utandık. Hırkanın birisi Hz. Hamza’ya, öbürü de Ensârî’ye kefen olsun dedik. Hırkalardan biri büyük diğeri küçük olduğu için de aralarında kura çektik.” (Ahmed, I, 165)

Hz. Ali t şöyle demiştir:

“Kardeşlerimden birkaç kişiyi toplayıp onlara bir veya iki kap yemek yedirmem, bana, çarşıya çıkıp bir köle âzâd etmekten daha sevgili gelir.” (Buhârî, el-Edebü’l-müfred, no: 566)

İnsanlar samîmî duygulardan uzaklaşıp dünyaya âhiretten daha fazla önem vermeye başladığında kardeşlik duyguları da zayıflamaya yüz tutar. Ancak bu gidiş hayra alâmet değildir. İnsanları şiddetli hesaba ve azaba doğru sürükleyen bir gerilemedir. İbn-i Ömer v şöyle der:

“Biz öyle zamanlar gördük ki, içimizden hiç kimse kendisinin altın ve gümüşe müslüman kardeşinden daha lâyık olduğunu düşünmezdi. Şimdi öyle bir devirdeyiz ki, altın ve gümüş bize müslüman kardeşimizden daha sevimli geliyor. Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’in şöyle buyurduğunu işittim:

Kıyâmet gününde nice komşular vardır ki, komşusunun yakasına yapışmış:

«–Yâ Rabbî, bu komşum kapısını yüzüme kapattı; iyilik, ihsan ve yardımını benden esirgedi» der.” (Buhârî, el-Edebü’l-müfred, no: 111; Heysemî, X, 285)

Kardeşliği Zedeleyecek Davranışlar

Kardeşliği muhafaza edebilmek için dikkatli davranmak, kırıcı olmamak ve yanlış davranışlardan sakınmak îcâb eder. Cenâb-ı Hak, din kardeşliğinin muhafazası için şu tavsiyelerde bulunmaktadır:

“Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin! Belki de onlar, kendilerinden daha hayırlıdır. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar! Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdır. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın! İmandan sora fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zâlimlerin tâ kendileridir.” (Hucurât, 11)

“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının! Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın! Biriniz, diğerinizi gıybet etmesin! İçinizde ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanan var mı?! Bundan tiksindiniz değil mi? O hâlde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.” (Hucurât, 12)

Kardeşliği muhafaza için lüzumsuz tartışmalara girmemek gerekir. Rasûlullah r şöyle buyurur:

“Sana günah olarak tartışmaya devam etmen yeter.” (Tirmizî, Birr 58/1994)

Süleyman u, oğluna şöyle nasihat etmiştir:

“Çekişmeyi, tartışmayı bırak! Çünkü onun faydası azdır. Üstelik o, kardeşler arasında düşmanlığı körükler.” (Dârimî, Mukaddime, 29/309)

Ebû Hanîfe Hazretleri, kendisi ara sıra usul ve akâid hakkında münaka­şalar yapmakla beraber talebelerini ve yakınlarını bu tür tartışmalardan men ediyordu. Bir defasında oğlu Hammâd’ı bir kelâm mes’elesinde münakaşa yaparken gördü ve onu bundan vaz geçirdi. Kendisine:

“–Sen zaman zaman münâkaşa ediyorsun. Peki, bizi neden menediyorsun?” dediler. O büyük İmâm, Hâlık’ın nazarıyla mahlûkâta bakış tarzını gösteren şu muhteşem cevabı verdi:

“–Biz münâzara yaparken arkadaşımız kayıp düşecek, yanı­lacak diye korkudan başımızda kuş varmış gibi dikkatli davranıyoruz. Siz ise münazara yaparken arkadaşınızın hata yapmasını istiyorsunuz. Arkadaşının ayağını kaydırmak isteyen kişi, onun günaha ve dalâlete düşmesini isti­yor, onu küfre itiyor demektir. Arkadaşını tekfir etmek isteyen ise, ondan ön­ce küfre düşer.”[2]

Rasûlullah r, kardeşler arasında herhangi bir kırgınlık veya soğukluk olduğunda, bunu üç günden fazla uzatmayı yasaklamış, bir an evvel barışmaya teşvik ederek önce barışanın daha çok sevap kazanacağını haber vermiştir. (Müslim, Birr, 36; Ebû Dâvûd, Edeb 47/4910-4916)

Birbirine kırılan kişiler, barışmakta zorlanabilirler. Dolayısıyla diğer müslümanların onlara yardımcı ve aracı olması gerekir. Hatta insanların arasını bulmak için hayra vesile olmak maksadıyla yalan söyleyen kişilerin, yalancı olmayacağı bildirilmiştir. (Buhârî, Sulh, 2)

Rasûlullah r, birgün Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri’ne hitâben:

“–Ebû Eyyûb, Allah ve Rasûl’ünün sevip râzı olduğu bir iyiliği (sadakayı) sana haber vereyim mi?” buyurmuştu. Ebû Eyyûb t:

“–Evet, bildiriniz ya Rasûlallah!” dedi. Efendimiz r:

“–İnsanlar birbirine kırıldığında aralarını bulur; biri diğerinden uzaklaştığında ise onları birbirine yaklaştırırsın” buyurdu. (Beyhakî, Şuab, VII, 490; Heysemî, VIII, 80)

Sehl bin Sa‘d t der ki:

Kubâ ahâlîsi arasında kavga çıkmış, hatta birbirlerini taşlamışlardı. Bu hâdise Peygamber Efendimiz’e haber verilince, Rasûlullah r hemen:

“–Haydi, gidelim de aralarını bulup barıştıralım!” buyurdu. (Buhârî, Sulh, 3)

Yine Rasûlullah r, Amr bin Avf Oğulları arasında bir kavga çıktığını duymuştu. Aralarını bulmak için bir grup ashâbı ile birlikte oraya gitti. Onları barıştırmak için bir müddet orada kaldı. (Buhârî, Ezân, 48; Sulh, 1; Müslim, Salât, 102)

Bir defasında da, Sa‘d bin Muaz t ile Sa‘d bin Ubâde t arasında kırgınlık olmuştu. Allah Rasûlü r, aralarındaki kırgınlığı gidermek için Sa‘d bin Muaz’ın elini tutarak bazı Evslilerle birlikte Sa‘d bin Ubâde’nin evine gitti. Orada görüşüp konuştular. Ev sahibi yemek ikram etti, hep birlikte yiyip dağıldılar.

Aradan bir müddet geçtikten sonra, Sa‘d bin Ubâde’nin elini tutarak bazı Hazreçlilerle birlikte Sa‘d bin Muaz’ın evine gitti. Oturup konuştular. Bu ev sahibi de yemek ikram etti, hep birlikte yiyip dağıldılar. (Vâkıdî, II, 435)

Görüldüğü gibi İslâm bir taraftan kardeşlerimize nâzik ve güzel davranmayı diğer taraftan da şahsımıza karşı yapılan hatâ ve kusurları affetmemizi tavsiye ediyor. Üçüncü şahıslara da dargınları barıştırma vazifesi veriyor. Böylece İslâm, insanları birbirine muhabbet ve merhametle yaklaşmaya alıştırıp, onları kardeş yapıyor. Hatta bu kardeşlik kan kardeşliğinin fersah fersah ötesine geçiyor.



[1] M. Ali Kapar, Hz. Muhammed’in Müşriklerle Münasebeti, İstanbul 1987, s. 145.

[2] İbn-i Bezzâzî, Menâkıb-ı İmam-ı A’zam, I, 121; Muhammed Ebû Zehrâ, İmâm Ebû Hanîfe, trc. Osman Keskioğlu, Konya 1959, s. 29.

%d bloggers like this: