AHLÂK

Güzel ahlâk imânı tamamlayan, ihsânı kemâle erdiren, hayatı güzelleştiren, sahibini Allah’ın rızâsına yaklaştıran ve insanları ona meftûn eden bir iksirdir. Yüce Allah’ın sıfatlarının insan üzerindeki gölgesi ve bu sıfatlardan kula yansıyan ilâhî akislerdir. Bu sebeple güzel ahlâkla bezenmek, Allah’a yakınlığın alâmetidir. Kötü ahlâk da Allah’tan uzaklaşmanın ve helâke doğru sürüklenmenin işaretidir.

Güzel ahlâk, şahıslar için bu derece önemli olduğu gibi toplum için de zaruridir. Ahlâkın tefessüh ettiği (çürüyüp bozulduğu) bir toplum, dağılmaya ve yok olmaya mahkûmdur. Târihin şehadetiyle sabittir ki, düşmana mağlup olmuş nice milletler daha sonra güçlenerek istiklallerini elde edebilmiş, düşmanlarına galip gelebilmişlerdir. Fakat ahlâksızlığa, sefahete, zulme ve adâletsizliğe mağlup olan bir milletin kendini toparlayıp güçlenmesi mümkün olmamıştır, olamaz da. Sefahet nice milletleri tarih sahnesinden silmiştir. Bunun misalleri çoktur. Roma, Endülüs ve Pers İmparatorluğu bunlardan sadece birkaçıdır. Mesela; Romalılarda faziletli davranışlar inkişaf etmiş; gerek idareciler gerekse ahalî arasında muhabbet tesis edilmişti. Onlar sefâhetten ve ahlaksızlıktan son derece sakınır ve faziletli yaşamayı bir şeref sayarlardı. Hanımları ve gençleri son derece iffetli idi. Ancak İskender, Yunanistan’ı fethedince, onlardaki ahlaksızlık ve sefahet Roma’yı istila etmeye başladı. O güzel ahlâk ve faziletin yerini ahlaksızlık aldı. Âile hayatı tefessüh etti. O ihtişamlı Roma İmparatorluğu yıkıldı ve tarih sahnesinden silinip gitti. Ne kanunları ne de zenginlikleri onları yıkılmaktan kurtaramadı.

Ahlâk, toplumda huzurlu ve emniyetli bir ortam vücûda getirir. Bu da maddî ve mânevî terakkînin ilk adımıdır.

Bu yüzden İslâm, ahlâka çok ehemmiyet verir. Mekke-i Mükerreme’de inen sûrelerin ihtivâ ettiği iki ana mevzudan birinin îmân, diğerinin de ahlâk olduğunu dikkate alırsak, Kur’ân-ı Kerîm’in ahlâka verdiği değeri daha iyi anlarız. Îmân, Allah Teâlâ ile irtibatın; ahlâk ise ictimâî çevre ile münasebetlerin esâsını teşkil eder. Rasûlullah r şöyle buyurur:

“Ben ancak iyi ve güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Ahmed, II, 381; Muvatta’, Hüsnü’l-Hulk, 8; Hâkim, II, 670)

“Cibrîl bana Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu söyledi: «Bu dîn (yâni İslâm), Zâtım için seçip râzı olduğum bir dîndir. Ona ancak cömertlik ve güzel ahlâk yakışır. Müslüman olarak yaşadığınız müddetçe onu bu iki hasletle yüceltiniz!»” (Heysemî, VIII, 20; Ali el-Müttakî, Kenz, VI, 392)

“Allah Teâlâ, rızıklarınızı aranızda taksîm ettiği gibi ahlâkınızı da aranızda taksim etmiştir. Allah U dünyayı sevdiğine de verir sevmediğine de. Dîni ise ancak sevdiklerine verir. Allah kime dîni lutfetmişse onu seviyor demektir.” (Ahmed, I, 387)

Bu hadîs-i şerîfte ahlâkın din ile özdeşleştirildiğini görmekteyiz.

Peygamber Efendimiz’in bütün hâlleri, güzel ahlâkın zirve misalleri durumundadır. Nitekim Allah Teâlâ:

“Muhakkak ki sen, büyük bir ahlâk üzeresin!” buyurmuştur. (Kalem, 4)

Müslümanlar oturmayı, kalkmayı, yürümeyi, yemeyi, içmeyi, insanlara hitap etmeyi, uyumayı, uyanmayı, yani günlük hayatta neyi nasıl yapacaklarını hep Efendimiz’in bütün tafsîlâtıyla tesbit edilmiş olan örnek hayatından öğrenirler. O, insanlığa en güzel ahlâkı öğretmiştir. Sadece getirdiği ahlâk bile onun gelmiş geçmiş en büyük insan olduğunu göstermeye kâfîdir.

Rasûlullah r, ümmetini güzel ahlâka teşvik ederek şöyle buyurur:

“Mü’min­le­rin iman­ca en ol­gun­la­rı, ah­lâ­kı en gü­zel olan­la­rı­dır.” (Ebû Dâvûd, Sünnet, 15/4682; İbn-i Hibbân, Sahîh, IX, 483)

 “Kıyâmet gününde mü’min kulun terâzisinde güzel ahlâktan daha ağır bir şey bulunmaz. Allah Teâlâ çirkin hareketler yapan, çirkin sözler söyleyen kimseden nefret eder.” (Tirmizî, Birr, 62/2002)

“Mîzâna ilk konulacak olan şey, güzel ahlâktır.” (Taberânî, Kebîr, XIV, 253-4/647; XXV, 73/178)

“İnsanları mallarınızla memnun ve tatmin etmeniz mümkün değildir. Siz onları güler yüzünüz ve güzel ahlâkınızla memnûn etmeye çalışınız.” (Hâkim, I, 212/427)

Peygamber Efendimiz r, Cenâb-ı Hakk’a:

اَللّٰهُمَّ أَحْسَنْتَ خَلْقِي فَأَحْسِنْ خُلُقِي

“Allah’ım! Yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlâkımı da güzelleştir!” diye niyazda bulunurdu. (Ahmed, I, 403; VI, 68, 155)

Bu girişten sonra, şimdi de İslâm’ın öğrettiği güzel ahlâktan birkaç nümûne arzedelim:

%d bloggers like this: