Âl-i İmrân 181-184

September 10, 2013 in Âl-i İmrân

لَقَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّذ۪ينَ قَالُوۤا اِنَّ اللّٰهَ فَق۪يرٌ وَنَحْنُ اَغْنِيَاۤءُ سَنَكْتُبُ مَا قَالُوا وَقَتْلَهُمُ الْاَنْبِيَاۤءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَنَقُولُ ذُوقُوا عَذَابَ الْحَر۪يقِ ﴿181﴾ ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ ﴿182﴾ اَلَّذ۪ينَ قَالُوۤا اِنَّ اللّٰهَ عَهِدَ اِلَيْنَاۤ اَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتّٰى يَاْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَاْكُلُهُ النَّارُ قُلْ قَدْ جَاۤءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْل۪ي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذ۪ي قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿183﴾ فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَاۤؤُۧ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ ﴿184﴾

181. “Allah Teâlâ, o; «Allah fakirdir, biz ise zenginiz» diyenlerin sözünü elbette işitmiştir. Onların (bu) söylediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacağız, sonra da: «Tadın o yakıcı cehennem azabını!» diyeceğiz.”

182. “Bu, (dünyada iken) yaptığınız (kötü ameller)in karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına aslâ zulmetmez.”

183. “Onlar, «Allah, bize, (gökten inen) ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmayacağımıza dâir ahidde bulundu» dediler. De ki: «Benden önce nice peygamberler, size apaçık deliller ve dediğiniz o (mucize)yi getirdi. Eğer doğru sözlü iseniz, onları niçin öldürdünüz?»”

184.(Rasûlüm!) Eğer seni yalanladılarsa (buna üzülme); senden önce nice rasuller yalanlandı. Hâlbuki onlar apaçık mucizeler, hikmetli sahifeler ve nûr saçan açık bir kitapla gelmişlerdi.”

 

Tefsir:

181-182. İnfâka ve Allah’a güzel bir borç (karz-ı hasen) vermeye[1] teşvik eden âyetleri işittiklerinde yahûdiler, anlayışsızlık ve inatlarının şaşmaz bir delili olarak “Allah fakir düşmüş, bizden borç istiyor” gibi hezeyanlarda bulundular. (Vâhıdî, s. 137-138) Cenâb-ı Hak, Yüce Zâtı’na karşı büyük cürümler işlemeyi âdet hâline getirmiş olan yahûdilerin bu tür sözlerini, haksız yere peygamberlerini öldürmekle aynı seviyede tuttu ve onları şiddetli bir azâb ile tehdit etti. Âyette Allah’ın söylenen sözleri işittiği ve bunları kaydettiği ifâde edilerek tehdit daha kuvvetli hâle getirilmiştir.

Cenâb-ı Hak, kullarının bütün sözlerini işitir, bütün yaptıklarını görür ve bunları eksiksiz bir şekilde kaydeder. Âhirette bunların her birine karşılığını tam olarak verecek, kimseye haksızlık edilmeyecektir. Cehennemin yakıcı ateşine atılanlar, dünyadayken işledikleri günahlar sebebiyle bu duruma düşmüşlerdir. Zira Cenâb-ı Hak, kullarına en ufak bir zulümde bulunmaz.

183. Yahûdiler, hakikati kabule dâvet edildikçe inat ediyor ve çeşitli bahaneler buluyorlardı. Bir defâsında da Allah’ın kendilerine, gökten inen bir ateşin gelip kurbanını yakmadıkça kimsenin peygamberliğine inanmamayı emrettiğini söylediler. Önceki peygamberler zamanında, gökten bir ateş inerek takdim edilen kurbanları, sadakaları ve ganimetleri yakıp yok ederdi. Bu durum, o ibadetin kabul edildiğine bir delil olurdu. (Taberî, IV, 262; Zemahşerî, I, 218; Buhârî, Humus, 8; Müslim, Cihâd, 32)

Tevrat’ta, ateşin kurbanı yakması, Hz. İlyas’ın peygamberliğinin ispatlanması için gösterilen bir mucize olarak değerlendirilmektedir. (I. Krallar, 18, 19)

Lâkin böyle bir hâdisenin peygamberlerden mûcize olarak istenileceği yönünde herhangi bir emir yoktur. Diğer taraftan, Peygamber Efendimiz’in bundan daha kuvvetli mûcizeleri mevcuttur. Ancak inkârcıların maksadı samîmî bir şekilde mûcize istemek değil, işi yokuşa sürmektir. Nitekim daha evvelki peygamberler nice mûcizeler getirmiş, hatta ısrarla istedikleri ateş mûcizesini de göstermişti, lâkin inatçılar yine inanmamışlardır. Hatta böylesine mûcizeler getiren peygamberleri şehîd etmişlerdir. Bu da yahûdilerin ve o zihniyetteki kimselerin îman etmemek için bahaneler aradığını ve iddialarının doğru olmadığını gösterir.

Peki, Cenâb-ı Hak onların istediği mûcizeyi niçin indirmemiştir? Yüce Rabbimiz câhil insanoğlunun her isteğini hemen yerine getirmez. Zira insan kendisi için hayır isterken şerri de ister. Hatta başına taş yağdırılmasını isteyecek kadar câhilleşir. Bir de Cenâb-ı Hak, istenilen mûcizeyi gerçekleştirdikten sonra hâlâ îman etmeyenlerin üzerine büyük bir felâket indirir ve kimseye azâb etmediği şekilde azâb eder. (Ahmed, I, 242, 258)

Burada Allah Teâlâ, istedikleri mûcizeyi gerçekleştirmeyerek onlara merhamet etmiş ve mühlet tanımış olmaktadır. Diğer bir husus da, istedikleri bu mûcizenin indirilmesi, onların âyette bahsedilen yalan iddiâlarını tasdik mânâsına gelirdi. Yani her peygamber mutlaka kurban ve ateş mûcizesini getirmek mecbûriyetindeymiş gibi anlaşılırdı. Allah Teâlâ ise yalan bir iddiâyı tasdik etmez. (Elmalılı, II, 1243)

184. Yalanlanmak doğru insanların pek ağırına gideceği için Cenâb-ı Hak bu âyette Efendimiz (s.a.v)’i tesellî etmiş, inkârı meslek edinen kimselerin sözlerini kâle almaması gerektiğini bildirmiştir. Çünkü onların sözleri asılsızdır, herhangi bir temele dayanmaz. Onlara delil, mûcize ve ilâhî kitaplar da kâr etmez.  Zira daha önceleri peygamberler, nice mûcizeler, hikmetli ve açık kitaplar getirdikleri hâlde yalanlanmış ve işkencelere mâruz kalmışlardır.

Bundan sonra mü’minlere tesellî, inkârcılara da tehdit olmak üzere buyruluyor ki:



[1] Bakara 2/245.