Âl-i İmrân 176-178

September 10, 2013 in Âl-i İmrân

وَلَا يَحْزُنْكَ الَّذ۪ينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ اِنَّهُمْ لَنْ يَضُرُّوا اللّٰهَ شَيْـًٔا يُر۪يدُ اللّٰهُ اَلَّا يَجْعَلَ لَهُمْ حَظًّا فِي الْاٰخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ﴿176﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ اشْتَرَوُا الْكُفْرَ بِالْا۪يمَانِ لَنْ يَضُرُّوا اللّٰهَ شَيْـًٔا وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ﴿177﴾ وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوۤا اَنَّمَا نُمْل۪ي لَهُمْ خَيْرٌ لِاَنْفُسِهِمْ اِنَّمَا نُمْل۪ي لَهُمْ لِيَزْدَادُوۤا اِثْمًا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ﴿178﴾

176. “Küfürde yarışanlar seni üzmesin! Onlar, Allah’a hiçbir şekilde aslâ zarar veremezler. Allah, onların âhiretten hiçbir nasibi olmasın istiyor. Onlar için büyük bir azap vardır.”

177. “Şurası muhakkak ki, îmânı verip küfrü satın alanlar, Allah’a hiçbir zarar veremezler. Onlar için elem verici bir azap vardır.”

178. “İnkâr edenler, mühlet vermemizi, sakın kendileri için bir hayır sanmasınlar. Biz, onlara ancak günahları artsın diye mühlet veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.”

Tefsir:

176. Kureyş müşrikleri, münâfıklar, mürtedler ve yahûdiler gibi inkârcılığın canlı kalması ve îmanın sönmesi için gayret sarfedenler, ne kadar çok ve kuvvetli görünseler de, Allah’a, O’nun dostlarına ve İslâm’a hiçbir zarar veremezler. Onların zararı kendilerinedir. Bütün çırpınmalarına rağmen zayıflamakta ve batağa saplanmaktadırlar. Cenâb-ı Hak onları bulundukları hâl üzere bırakıyor ve dünya nimetlerinden istifade ettiriyor ki, bütün nasiplerini bu dünyada bitirsinler ve âhirette hayır nâmına alacakları bir şey kalmasın. Diğer bir âyet-i kerimede şöyle buyrulur:

“İnkâr edenler ateşe arzolunacakları gün (onlara şöyle denir): Dünya hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız, onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanız ve yoldan çıkmanızdan dolayı alçaltıcı bir azap göreceksiniz!” (Ahkâf 46/20. Bkz. Tevbe 9/69)

177. Yahûdiler, Allah Rasûlü’nün hak peygamber olduğunu bile bile inkâr ediyorlardı. Münâfıklar da müslümanların yanında îmân ettiklerini söyledikleri hâlde şeytanlarıyla baş başa kalınca inkâr üzere olduklarını söylüyorlardı. Bir de îman ettikten sonra dinden dönen mürtedler vardı ki bunların sayısı oldukça azdır. Bütün bunlar îmanı verip karşılığında küfrü alan, küfürde kalmak için ağır bedeller ödeyen kimselerdir. İşte bunlar Allah’a hiçbir zarar veremedikleri gibi kendileri de pek elem verici bir azâba dûçar olacaklardır.

178. Bu sebeple inkâr edenler, hayatta kalmalarına, dünyada refah içinde yaşamalarına ve müslümanlar karşısında kuvvet toplayabilmelerine aldanmasınlar. Zira bütün bunlar aleyhlerine işlemektedir. İmkânları ve kuvvetleri arttıkça inkârları ve kötülükleri de artmakta, bu ise günahlarının çoğalmasından başka bir işe yaramamaktadır. Günahları arttıkça da âhiretteki azapları şiddetlenecek ve daha alçaltıcı hâle gelecektir. Dolayısıyla kendisine mühlet verilen kötü insanlar, en büyük zarara uğramaktadırlar.

Birisi Peygamber Efendimiz’e:

“–Yâ Rasûlallâh! Hangi insan daha hayırlıdır?” diye sormuştu. Allah Rasûlü (s.a.v):

“–Ömrü uzun, ameli güzel olandır” buyurdu. Bu sefer o kişi:

“–İnsanların en kötüsü kimdir?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v):

“–Ömrü uzun, ameli kötü olandır!” buyurdu.” (Tirmizî, Zühd 22/2330; Ahmed, V, 40, 43, 47)

İbn-i Abbâs (r.a) der ki:

“Kendisinden başka ilâh olmayan Allâh’a yemin ederim ki yeryüzündeki bütün insanlar için ölüm hayattan daha hayırlıdır. Bir kimse mü’min ise Allah Teâlâ onlar için şöyle buyuruyor:

«Fakat Rablerine karşı gelmekten sakınan müttakîler için, Allah tarafından bir ikram olarak, zemininden ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. İtaat ehli sâlih kullar için Allah katındaki (nimetler) daha hayırlıdır.» (Âl-i İmran, 198)

Şayet fâcir bir kimse ise Allâh Teâlâ onlara da (tefsirini yaptığımız 178.) âyet-i kerime ile îkâzda bulunuyor. (Hâkim, II, 326/3168)

Bütün bunlardan sonra şimdi de insanların başına gelen Uhud ve benzeri acı hâdiselerin hikmetine tekrar temas edilerek şöyle buyruluyor: