3. Su

September 10, 2013 in Ebedi Kurtuluş Yolu

Çevrenin güzelleşmesi ve temizliğin sağlanabilmesi için en lüzumlu vâsıta “su”dur. Daha da ötesi hayatın devam etmesi suya bağlıdır. Zira su hayattır ve bütün canlıların esası sudur. Kur’ân-ı Kerîm’de:

“Allah, her canlıyı sudan yarattı” buyrulur. (Nûr, 45; Enbiyâ, 30)

Cenâb-ı Hak, kullarının istifadesi için suya çok farklı husûsiyetler vermiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:

1) Suya en yakın bileşik hidrojen sülfür (H2S), sudan iki kat ağır olmasına rağmen oda sıcaklığında gaz hâlindedir. Ayrıca pis kokulu ve zehirli bir gazdır. Demek ki Allah Teâlâ suyu insan için özel hazırlamıştır.

2) Suyun en yoğun olduğu hâl, benzer kimyasal bileşiklerinin aksine katı, yani buz hâli değil, +4 derecedeki sıvı hâlidir. Bu şekilde denizlerde, göllerde ve nehirlerde su dipten yukarı değil, yüzeyden aşağı doğru donar. Bu da suda yaşayan canlıların suyun üstünde oluşan buz tabakasıyla donmaktan korunmasını sağlar.

3) Suyun donma ve kaynama noktaları da organik canlılık için en uygun sıcaklıklardır.

4) Suyun polaritesi dolayısıyla birçok organik ve inorganik maddeyi kolayca çözebilme husûsiyeti vardır.[1]

Kur’ân-ı Kerîm “su”ya sık sık atıflarda bulunur. Yağmurun nasıl oluştuğundan, bulutların yağmura dönüşme safhalarından, yağmurun hassas bir ölçüyle yeryüzüne indirilip onunla ölü toprağın diriltilmesinden, yer altı sularından, suyun çevriminden ve kirli suların arıtılmasından bahseder.[2] Bunların insanlar için ne büyük nimetler olduğuna dikkat çeker ve yağmura “rahmet” ismini verir.[3]

Suyun kıymetini en güzel şekilde idrak eden müslümanlar, kendilerine su ikram eden kişiye, “Su gibi azîz ol!” diye dua ederler. Bu sebeple de su hizmetlerine ehemmiyet verirler. Bilhassa Kâbe’nin yanında hacılara su ve şerbet ikram etmeyi büyük bir şeref ve mühim bir vazife sayarlar. Peygamber Efendimiz’in amcası Abbâs (r.a)’ın Tâif’te üzüm bağı vardı. İslâm’dan önce de sonra da oradan kuru üzüm taşır, Zemzem’in içine katarak hacılara ikrâm ederdi. Kendisinden sonra oğulları ve torunları da hep böyle yaptılar.[4]

Bir defâsında Rasûlullah (s.a.v) Harem-i Şerif’teki su ve şerbet ikrâm edilen sebîl mahalline gelmiş ve içecek istemişti. Hz. Abbâs (r.a), oğluna:

“–Fadl! Annene git ve yanındaki (husûsî) içecekten Rasûlullah (s.a.v)’e getir!” dedi. Rasûlullah Efendimiz:

“–(Hayır) bana herkesin içtiği bu içecekten ver!” buyurdu. Hz. Abbâs:

“–Yâ Rasûlallah, buradaki içeceğe bazen insanların eli dokunuyor” dedi. Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

“–İşte insanların içtiği bu içecekten ver!” buyurdu ve Hz. Abbâs’ın sunduğu içecekten içti. Sonra Rasûlullah (s.a.v) Zemzem kuyusuna geldi. Hz. Abbâs’ın âilesi burada kuyudan su çekiyor ve hacılara ikram ediyorlardı. Rasûlullah (s.a.v):

“–Ey Abdülmuttalib oğulları, çekiniz! Siz sâlih bir amel üzeresiniz!” diye taltîf buyurdu. Sonra Rasûlullah (s.a.v):

“–İnsanlar, (benim yaptığım bir şeyi tatbik etmek için) hücûm edip başınızda kalabalık etmeyecek olsalardı, ben de devemden iner, kuyunun ipini şuraya koyar, sizin gibi su çekerdim” buyurdu. Bu esnâda eliyle mübârek omzuna işâret ediyordu. (Buhârî, Hac, 75)

Rasûlullah (s.a.v), insanlara su ikram etmenin faziletini şöyle anlatmıştır:

“Kıyâmet günü cehenneme gidecek bir kişi cennet ehlinden birine rastlar ve:

«–Ey filân! Hatırladın mı sen su istemiştin de ben sana bir içimlik su vermiştim?» der (ve bu sûretle şefaat ister). Mü’min de o kimseye şefaat eder. Bir diğeri, yine cennetlik olan birinin yanına varır ve ona:

«–Hatırlıyor musun, sana bir gün abdest suyu vermiştim?» diyerek (şefaat ister. O da hatırlar) ve ona şefaat eder. Yine cehennemlik olanlardan biri, cennetlik birisine:

«–Ey filân! Beni şöyle şöyle bir işe gönderdiğin günü hatırlıyor musun? Ben de o gün senin için gitmiştim.» der. Cennetlik olan kimse de ona şefaat eder.” (İbn-i Mâce, Edeb, 8)

Rasûlullah (s.a.v), içtiği suyun temiz ve tatlı olmasına dikkat eder, suyu tatlı olan kuyuları tercih eder[5] ve suların kirletilmesini yasaklardı.[6]

Aynı şekilde İslâm, abdest alınacak suyun temiz olmasını şart koşar; tadı, rengi ve kokusu değişmiş olan suların içilmesini ve kullanılmasını istemez.

Su bu kadar mühim olduğuna göre ona iyi davranmamız îcâb eder. Japon bilim adamı Dr. Masaru Emoto, donmuş su kristalleri üzerinde bir araştırma yapmış, bunların düzgün, estetik ve altıgen şekillerden meydana geldiğini ve bu kristallerin insan eli değmemiş tabiî kaynak sularında, insanı büyüleyecek kadar düzgün ve güzel şekle sâhip olduğunu fark etmiştir. İki ayrı kaba bu sulardan alarak deney yapmıştır. Üzerine sevgi, şefkat, duâ ve minnettarlık ifâdelerinin fısıldandığı birinci kaptaki suyun kristallerinin tabiî ihtişâmını koruduğunu; üzerine hakâret içeren sözlerin ve “şeytan” gibi kötü lafızların söylendiği suyun kristallerinin ise parçalanmış olduğunu ve bütün estetik husûsiyetlerini kaybederek şekillerinin bozulduğunu görmüştür. Aynı deneyde sular, güzel ve hoş mûsikîye ve rahatsız edici çirkin ritimlere de farklı tepki vermiştir.[7] Buna benzer deneyler haşlanmış pirinç ve çiçekler üzerinde de yapılmış, kendisine güzel davranılan taraf güzelliğini ve tazeliğini korurken, diğer taraf çürüyüp solmuştur.

Dr. Emoto: “İyi ve güzel düşünmenin, suya iyi davranmanın insan vücudu üzerindeki tesiri nedir?” sorusuna şu cevabı veriyor:

“‒Bu benim 7,5 yıllık çalışmam. O sürede kanser ve benzeri hastalara iyi, güzel ve şefkatle konuşulmuş olan bu sulardan içirildi ve hastalıkları tedâvi etmede müsbet tesiri görüldü.”[8]

Bu bakımdan bütün insanları, hayvanları, bitkileri, çevreyi, tabiatı velhasıl tüm dünyayı sevmemiz ve her şeye güzel davranmamız gerekmektedir.

Burada zikredilmesi gereken diğer bir mesele de, tabiatın, çevrenin ve suyun israf edilmemesidir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz!” (A‘râf, 31)

“İsraf edenler şeytanların arkadaşlarıdır.” (İsrâ, 27)

“…İsrâf etmeyin; çünkü Allah isrâf edenleri sevmez.” (En‘âm, 141)

Rasûlullah (s.a.v) de şöyle buyurur:

“İsrâfa ve gurura saplanmaksızın yiyiniz, içiniz, giyiniz, sadaka veriniz.” (Buhârî, Libas, 1; İbn-i Mâce, Libas, 23)

Hele suyu hiçbir şekilde israf etmemek gerekir. Rasûlullah (s.a.v), ashâbında Hz. Sa‘d’ın yanına uğramıştı. Sa‘d namaz için abdest alıyor, suyu bolca kullanıyordu. Peygamber Efendimiz:

“–Bu israf da ne?” buyurdu. Sa’d (r.a):

“–Abdestte de israf olur mu?” dedi. Allah Rasûlü (s.a.v):

“–Evet, akan bir nehir üzerinde olsan bile!” buyurdu. (İbn-i Mace, Taharet, 48)

Allah’a ibadet için abdest alırken bile suyun israf edilmemesi isteniyorsa, diğer durumlarda israfa hiç müsaade edilmeyeceği âşikârdır.



[1] Doç. Dr. Şâkir Kocabaş, Kur’ân’da Yaratılış, s. 157.

[2] Nûr, 4; Zuhruf, 11; Zümer, 21; Vâkıa, 68-70; Nâziât, 31; Furkân, 48.

[3] A‘râf, 57; Şûrâ, 28.

[4] İbn-i Hişâm, IV, 32; İbn-i Sa’d, II, 137; Vâkıdî, II, 838.

[5] İbn-i Hacer, İsâbe, III, 615.

[6] Buhârî, Vudû’, 68.

[7] Safvet Senih, “Su Kristallerinin Sırrı”, Sızıntı, Aralık 2002, sayı 287; M. Akif Deniz, İlk Adım, Şubat, 2003.

[8] İpek Durkal, “Allah’ın 99 Adı İle Oluşan Kristalleri Gösterecek”, SABAH GAZATESİ GÜNAYDIN EKİ, 28.03.2009; http://arsiv.sabah.com.tr/2009/03/28/gny/haber,E64927875AE84F09B4896D9955C9BE15.html