1. Faiz

September 10, 2013 in Ebedi Kurtuluş Yolu

Karşılıksız mal elde etme esâsına dayanan faiz/ribâ, zâhirde, insanlara yardım ve kolaylık gibi görünse de, hakikatte zor durumdaki insanların çâresizliğini istismâr etmekten başka bir işe yaramaz. Bu sebeple büyük bir kul hakkı ihlâlidir. Dînî ve ahlâkî duyguları söndüren ve ekonominin içini kemiren habis bir urdur. Zenginin daha çok güçlenmesine, muhtâcın da daha çok ezilmesine sebep olur. Böylece toplum kesimleri arasında derin uçurumlar meydana getirir. Hâlbuki meşhur iktisatçıların tâbiriyle ekonomik olarak en iyi seviyede bulunan toplum, enflasyon ve faiz oranlarını sıfırlayan toplumdur.

Bunun yanında faizin; sun’î fiyat artışına yol açmak; diğergamlık, yardımlaşma, dayanışma, muhabbet, merhamet ve şefkat gibi ahlâkî duyguları zaafa uğratmak; bencilliği ve menfaatperestliği körükleyip para ve nüfuz kazanma hırsını kamçılamak gibi pek çok zararları vardır.

Faiz, insanları çalışıp kazanmak ve üretim ile meşgul olmaktan uzak tutar. Faize alışan insanlar, ziraat, zanaat ve ticaret gibi temel kazanç yollarını terk ederler. Geriye para ile para kazanmak kalır ki, bu da üretimi azaltan zararlı bir durumdur.

Faiz, büyük çekişmelere ve ardı arkası kesilmeyen husûmetlere sebep olur. Akitler arasında, düşmanlık ve husûmete sebep olma bakımından faiz gibisi yoktur. Faizin en kötü yönü de insanın ona mübtelâ/tiryaki olup bir türlü kurtulamayışıdır.

Faiz sayesinde, yorulmadan para ile para kazanmak, bazı insanların hoşuna gitse de bu durum fertlerin ve toplumun aleyhinedir. Hatta uzun vâdede toplumdaki emek-sermâye münâsebetlerini altüst ettiğinden, sonunda bizzat faiz yiyen kişilerin de aleyhine dönmektedir.

Kur’ân-ı Kerim’de, Allah ve Rasûlü’nün faizle meşgul olanlara harp ilan ettiği bildirilmiştir.[1] Diğer bir âyet-i kerimede şöyle buyrulur:

“Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimse gibi kalkarlar. (Bakara, 275)

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz de kazançların en şerlisinin faizle elde edilen mal olduğunu bildirmiştir.[2] Allah Rasûlü (s.a.v), ümmetini bu büyük günahtan uzaklaştırmak için, faiz yiyene, yedirene, faizli işlemler yapan memurlara ve bu tür anlaşmaların şahitlerine lânet etmiş, günah bakımından hepsinin eşit seviyede olduğunu bildirmiştir.[3]

Peygamber Efendimiz’in faize yardımcı olan herkese lânet etmesi, İslâm toplumunda faizciliğe hiç yer olmadığını, kimsenin ona bulaşmaması gerektiğini en açık bir şekilde anlatmak ve bütün kötülük ve fesat kapılarını kapatmak içindir.

Faiz bütün dinlerde haram kılınan bir günahtır. Çünkü onun zararı açıktır. Âyet-i kerimelerde bunun yahûdilere de yasaklandığı ifade edilir.[4]

Günümüzde faizsiz bir ekonominin imkânsız olduğunu düşünmek yanlıştır. Faizsiz bir ekonomi pekâlâ mümkündür. Nitekim bunu başaran toplumlar mevcuttur. İslâm, faizi şiddetle yasaklamış, buna mukâbil ortaklık usûlüyle malı çalıştırıp büyütmeyi tavsiye etmiştir. Çünkü bu usûl herkesin faydasınadır. Bunun yanında, imkân nisbetinde Allah için borç vermeyi (karz-ı hasen) teşvik etmiş ve darda kalan bir kimseye verilen borcu sadakadan daha faziletli saymıştır. Diğer taraftan, zekât ve sadakayı da emrederek topluma tam bir iktisâdî istikrâr ve nizâm kazandırmıştır.



[1] Bakara, 278-279. Bir de Mâide Sûresi’nin 33. âyetinde yeryüzünde fesat çıkaran ve yol kesen kimseler için buna benzer bir ifade kullanılmıştır: “Allah ve Rasûlü’ne karşı savaşanların ve yeryüzünde fesat çıkarmaya (hak düzeni bozmaya) çalışanların cezası…”. Rasûlullah (s.a.v), Allah’ın harp ilan ettiği üçüncü bir grubu daha zikreder. Onlar da Allah dostlarına düşmanlık edenlerdir. (Buhârî, Rikâk, 38) Bunlardan başka hiçbir âsî ve günahkâra, bu derece şiddetli bir tehditte bulunulmamıştır.

[2] İbn-i Ebî Şeybe, VII, 106/34552; Vâkıdî, III, 1016; ; İbn-i Kesîr, Bidâye, V, 13-14.

[3] Müslim, Müsâkât, 106. Ayrıca bkz. Buhârî, Büyû’, 24, 25, 113; Ebû Dâvûd, Büyû, 4/3333; Tirmizî, Büyû’, 2/1206; İbn-i Mâce, Ticârât, 58.

[4] Nisâ, 160-161.