1. Namaz ve Hikmetleri

September 10, 2013 in Ebedi Kurtuluş Yolu

Namaz, tekbir ile başlayıp selâm ile son bulan, belli fiil ve sözleri içine alan bir ibadettir.[1] Cenâb-ı Hak, namaz, tavaf, Kur’ân okumak gibi bazı ibadetlerden önce insanlara abdest almayı; bedenlerini, elbiselerini ve çevrelerini temiz tutmayı emretmiştir. Abdest ve gusül mevzûlarını incelediğimizde, İslâm’ın mânevî temizlik yanında maddî temizliğe de ne kadar ehemmiyet verdiğini görebiliriz. Bu sebeple müslümanların ilmihal ve fıkıh kitapları temizlik konularının işlendiği bölümlerle başlar. Demek ki namazın faydalarından biri, insana tertemiz bir hayat yaşatmasıdır.

Diğer taraftan namaz, insanı kötülüklerden, çirkinliklerden ve taşkınlıklardan alıkoyar, ilgi ve temâyüllerin başıboş ve kontrolsüz bir şekilde tatmîn edilmesini engeller.[2] Günde beş defa tekrarlandığı için Hakk’ı hatırlamaktan alıkoyacak nefsî arzulara karşı en tesirli ilaçtır. Arzu ve hevesleri dizginler ve her hususta doğruluğa ve istikâmete teşvik eder. Böylece mü’min, Allah rızâsı için namaz kılarken, aynı zamanda kötülüklerden ve nefsin arzularından da muhâfaza edilerek hem dünya hem de âhiret hayatını ıslah etmiş olur.

Bir kişi Peygamber Efendimiz’e gelerek:

“–Falan zat gece namaz kılıyor, sabah olunca da hırsızlık yapıyor” dedi. Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“–Hakîkî namaz kılıyorsa, bu namazı ve namazda okuduğu Kurân âyetleri, onu yaptığı kötü fiilden uzaklaştıracaktır.” (Ahmed, II, 447)[3]

Namaz, yeryüzünün tek hâkiminin Allah Y olduğu hakikatini zihinlere yerleştirir ve insanın bunu her zaman hissetmesini sağlar.

Beş vakit namaz, gün içinde zaman zaman insanları şahsî meşguliyetlerin monotonluğundan kurtarıp rahatlatır. Onları bir müddet her türlü dünyevî kaygıdan uzaklaştırır, Yüce Yaratıcı’larına karşı teslimiyet ve şükrân duygularını ifade etmelerini sağlar. Aynı zamanda insan, secdeye vardığında, kendisiyle yüz yüze gelir ve derûnî âlemine yönelme fırsatı bulur. Önceleri misyonerlik yaparken daha sonra İslâm’ı seçen Amerikalı Matt Salesman şöyle diyor:

“Namazlarımı kılarak huzur ve sükûn buluyorum. Bilhassa da Cuma namazlarında! Camide bulunup namaz kıldığım vakitler, benim için rûhuma huzur veren husûsî zamanlardır.”[4]

Dr. Timothy Gianotti şöyle der:

“Sanki secdeye gittiğimde barışı yakalıyorum. Sanki daha bir güvende hissediyorum kendimi. Bir selam ikliminde gibi. Ve secdeye gittiğimde sanki uzaklardan evime dönmüş gibi oluyorum. Belki de Allah’a varmış gibi. Tarif edebileceğim ancak bu kadarı. Bir rahatlık, bir barış ve sükûnet hissi namaz.”[5]

Namaz, rûhların mânevî gıdâsı olduğu gibi, aynı zamanda maddî beden için de şifâdır. Namazın, muhtelif uzuvların hareket etmesine, eklemlerin bükülmesine ve kasların gerilip gevşemesine imkân sağlayarak vücûda zindelik verdiği bilinen bir hakikattir. Diğer taraftan namaz, müslümanların hayatında bir denge unsurudur. Her gün muayyen vakitlerde ve belli kâideler dâhilinde edâ edilen bu ibadet, kişiyi disipline ve düzenli bir hayata alıştırır.

Müslümanlar namazlarını ferdî olarak istedikleri yerde kılabilirler, ancak İslâm onları, bir araya gelerek topluca namaz kılmaya teşvik eder. Zira cemaatle kılınan namaz, ırk, renk, dil, makam ve mevkî ayrımı yapmaksızın Allah’a kullukta aynı safta bir araya gelmeyi, bütünleşmeyi, yardımlaşmayı ve ictimâî muhasebeyi sağlayarak ümmet şuurunu kuvvetlendirir. Aynı düşünce ve hedefleri paylaşan bir cemaat ortamında, fertler arasındaki ayrılıklar önemli ölçüde aşılarak gönüllere eşitlik ve kardeşlik duyguları yerleşir ve dinî bir coşku yaşanır.

Aslında günlük beş vakit namaz, insanlar için oldukça az ve yerine getirilmesi çok kolay bir vazifedir. Yirmi dört saat içinde insanın dünyevî işlerini bırakıp Allah’ın huzûruna çıkacağı zaman yaklaşık yirmi dört dakikadır. Bu küçücük fedâkârlığın karşılığında ise insan, pek çok maddî ve mânevî faydalar elde eder.



[1] Bazı insanlar, müslümanların namaz kılarken Kâbe’ye taptığını zannetmektedirler. Bu son derece yanlış bir zandan ibarettir. Müslümanlar hiçbir zaman Kâbe’ye veya Hacer-i Esved’e herhangi bir şekilde tapmaz, secde etmez veya namaz kılarken ona doğru dönmezler. Müslümanların namaz kılarken döndükleri yer Kâbe’nin binâsı değil, üzerinde bulunduğu alandır. Kâbe ortadan kaldırılmış veya restore edilmek üzere yıkılmış olsa dahi müslümanların kıblesi değişmeyecektir. (Prof. Dr. M. Hamîdullah, İslâm’a Giriş, s. 108)

[2] Ankebût, 45.

[3] Murat Birsel, 17 Şubat 2009 tarihinde Star Gazetesi’nde “Namaz Suçu Engelliyor” başlığıyla bir yazı kaleme aldı. “Camilerinde namaz kılınan şehirlerdeki suç oranı namaz kılınmayan şehirlere nisbetle çok daha düşük olmalı!” diye düşündüğünü ve bu konuyu araştırdığını söylüyor. Onun ifadesiyle:

Örneğin kişi başına düşen cinayet vakası oranı istatistiklerinde ilk yirmi ülke (binde):

1. Kolombiya (0.61) 2. Güney Afrika (0.49) 3. Jamaika (0.32) 4. Venezuela (0.31) 5. Rusya (0.20) 6. Meksika (0.13) 7. Estonya (0.107) 8. Latvia (0.103) 9. Litvanya (0.102) 10. Belarus (0.098) 11. Ukrayna (0.094) 12. Papua Yeni Gine (0.083) 13. Kırgızistan (0.0802) 14. Tayland (0.800) 15. Moldovya (0.078) 16. Zimbabve (0.074) 17. Seyşel (0.073) 18. Zambia (0.070) 19. Kosta Rika (0.060) 20. Polonya (0.056)

Kırgızistan dışında bu ülkelerin hemen hepsi yüzde yüze yakın oranlarda hristiyan nüfusa sahip. Nüfusunun yüzde 75’i müslüman olan Kırgızistan tek istisna olarak göze çarpıyor.

Ve dünya genelinde bir ülkede namaz kılınıyorsa toplam suç istatistiklerinin hemen hepsinde Müslüman toplumlarda suça eğilim düşük çıkıyor.

Dünya bu gerçeğin farkında mı? Elbette! İslam ülkelerinde cinayet oranı neden düşük diye çok ciddi bilimsel çalışmalar yapılıyor. (Bkz. Cordova, Ana; “An Examinational Causes of Low Murder Rates in Islamic Societies”: American Society of Criminology) Fazla bahsetmeseler, yüksek sesle dile getirmeseler de harıl harıl araştırıyorlar. Gerçi namaz bağlantısını kuran yok sanki… Belki bundan sonra birileri Londra, Paris benzeri şehirlerde cami olan bölgedeki suç oranını şehir geneline kıyaslamayı düşünür. Keşke…

Tahminimce neticesi de dünyayı düşündürür! (http://www.stargazete.com/gazete/yazar/murat-birsel/namaz-sucu-engelliyor-169647.htm)

[4] Ahmet Böken – Ayhan Eryiğit, Yeni Hayatlar, I, 49.

[5] Böken, a.g.e, I, 19. Sonradan İslâm’a giren insanların hayat hikayeleri için şu eserlere bakılabilir: Prof. Dr. Ali Köse, Conversion to Islam: A Study of Native British Converts, London: Keagan Paul International, 1996 (Neden İslâm’ı Seçiyorlar: Müslüman olan İngilizler üzerine psiko-sosyolojik bir inceleme, İstanbul 1997); A. Arı – Y. Karabulut, Neden Müslüman Oldum, Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı yay., 2007; Defne Bayrak, Neden Müslüman Oldular?, İstanbul: İnsan yayınları, 2008.