1. Allah’a İman

September 10, 2013 in Ebedi Kurtuluş Yolu

Akıl sahibi olup da ergenlik çağına gelmiş olan her insana düşen ilk vazîfe, yaratıcısı olan Allah Teâlâ’yı tanımak, O’na iman ve kulluk etmektir. Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurur:

“O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındaki her şeyin Rabbidir. O hâlde sadece O’na kulluk et ve O’na kullukta sabır ve sebât göster. Hiç O’nun adıyla anılan (O’na denk ve benzer) birini biliyor musun?!” (Meryem, 65)

Mahrûmiyet içinde yaşayan ve İslâm’dan haberi olmayan insanlar, namaz, oruç, zekât gibi ibadetler ve diğer şerʻî hükümlerden sorumlu tutulmazlar; ancak, Allah’a îmân etmek­le mükelleftirler. Çünkü Allah Teâlâ’ya îmân, insan fıtratı­nın bir îcâbıdır. Her insan, kâinattaki şu muazzam ve mükemmel varlıklara bakarak, onların büyük bir Yaratıcısı olduğuna aklen hükmedebilir. Her akl-ı selîm buna şehadet eder.

Müslümanlar, Allah Teâlâ’ya şöyle inanırlar:

Allah Teâlâ vardır, birdir, varlığının evveli ve âhiri yoktur, ne yaratılmışlardan birisine benzer, ne de yaratılmışlar O’na benzer. Varlığı, başka bir varlığa dayanmaz, kendi zâtı ile vardır. Doğmaktan, doğurmaktan, baba veya oğul olmaktan, zaman ve mekânda bulunmaktan münezzeh ve müteâlî olarak mevcuttur. Hiç bir vâsıtaya muhtaç olmaksızın; her şeyi bilir, her şeyi işitir, her şeyi görür. Mutlak ve sonsuz bir ilme sahiptir:

ü  Yere giren ve oradan çıkan, gökten inen ve oraya yükselen ne varsa hepsini bilir. O, gaybleri bilen öyle bir Zât’tır ki O’nun ilminden göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile kaçamaz. Zerreden daha küçük ve daha büyük bütün her şey, O’nun bilgisi dâhilindedir. (Sebe’, 2-3)

ü  Her bir dişinin neye gebe olduğunu, karnında ne taşıdığını ve rahimlerin neleri eksiltip neleri artırdığını bilir. Her şeyi bir ölçüye göre yapar. Görünmeyen ve görünen bütün âlemleri bilir. Sözünü gizleyenle açıkça söyleyen, geceleyin gizlenenle gündüzün meydanda gezen O’nun ilmi karşısında hep aynı durumdadır. O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir. (Ra’d, 8-10; Tâhâ, 7; Kasas, 69; Secde, 6; Hûd, 5)

Yine Allah Teâlâ, mutlak ve sonsuz bir kudrete sahiptir. Aksi takdirde şu gördüğümüz mahlûkâtı meydana getiremez ve varlıklarını devam ettiremezdi. Cenâb-ı Hak bize Yüce Zâtı’nı şöyle tanıtır:

ü  Gökleri ve yeri yoktan var ederken veya herhangi bir şeyi yaratmak isteyince sadece “Ol!” der, o da oluverir. (Bakara, 117)

ü  Bütün insanları yaratmak veya ölümden sonra hepsini tekrar diriltmek, O’na, bir tek kişiyi diriltmek gibi kolaydır. (Lokmân, 28)

ü  Bütün kâinât nizâmının bozulması anlamına gelen Kıyâmet gibi çok büyük hâdiseler bile O’nun kudretiyle ancak göz açıp kapama yahut daha kısa bir anda olup biter. (Nahl, 77)

Cenâb-ı Hak, mutlak hayat sâhibidir, mutlak irade sâhibidir. Diler, dilediğini yapar. Kelam sıfatı ile de muttasıftır, sese ve harfe muhtaç olmaksızın söyler. Peygamberleri vasıtası ile insanlara kitaplar göndermiştir.

Allah Teâlâ, kâinatın şeriksiz ve nazirsiz yaratıcısıdır; yaratan, yarattıklarını yaşatan, öldüren, sonra yeniden diriltecek olan, sâlih kulları için nimetler, kötüler için de azap hazırlayan O’dur. Allah Teâlâ, kemâl ifade eden bütün sıfatlara sahip ve bütün noksan sıfatlardan da münezzehtir.[1]



[1] Prof. Dr. Bekir Topaloğlu, “Allah” mad., Diyanet İslâm Ansiklopedisi, II, 488-489; Nesefî, Akâid, s. 31-36.