11. İyimserliği ve Ümidi Aşılar

September 10, 2013 in Ebedi Kurtuluş Yolu

İslâm, insanların iyimser olmasını ister. Cenâb-ı Hak; “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır” buyurur.[1] Allah Rasûlü (s.a.v) de şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâlâ varlıkları yarattığında, arşın üstündeki kitabına; «Rahmetim gerçekten gazâbıma galiptir!» diye yazmıştır.” (Buhârî, Tevhîd, 15)

Bu inanç, müslümanların ümidvar olması için kâfîdir. Diğer taraftan; af, merhamet, sabır, tevekkül, teslîmiyet, hâle rızâ, hüsn-i zan gibi güzel hasletler müslümanı hayatta rahatlatmaktadır. Başa gelen musîbetlerin ve hastalıkların günahlara keffâret olması ve mânevî dereceyi yükseltmesi de hayatın yükünü hafifletme husûsunda mühim bir yere sahiptir. Elinden gelen şeyleri yaptıktan sonra kadere teslim olan ve Allah’tan gelen her şeye rızâ gösteren bir müslümanın kederlenmesi mümkün değildir. O, dâimâ huzur ve sükûn içinde mes’ûd bir hayat yaşar.

Îmansızlar ve günahkârlar için ise tevbe kapısı son âna kadar açıktır. Kişi ölüm emârelerini veya kıyamet alâmetlerini görünceye kadar her an iman ve tevbe edebilir. Ancak ölüm ve kıyamet, insanı âniden yakalayacağından, vakit kaybetmeden bir an evvel Allah’a yönelmek îcâb eder. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“De ki: Ey ne­fis­le­ri­ne zul­met­mek­te aşı­rı gi­den kul­la­rım! Al­lah’ın rah­me­tin­den ümî­di­ni­zi kes­me­yi­niz! Çün­kü Al­lah bü­tün gü­nah­la­rı af­fe­der. Mu­hak­kak ki O, Ga­fûr ve Ra­hîm’dir. Onun için ümidinizi kesmeyin de başınıza azap gelmeden evvel bir an önce Rabbinize yönelin ve O’na teslim olun! Yoksa sonra yardım göremezsiniz.” (Zü­mer, 53-54)

Rasûlullah (s.a.v), insanların bazı şeylere uğursuzluk atfetmesini yasaklamış, bütün her şeye iyi ve müsbet bir nazarla bakmayı ve hayra yormayı esas kılmıştır.[2]

İslâm, suizandan kaçınmayı, insanlara daima hüsnüzan ile bakmayı tavsiye eder. Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Ey îmân edenler! Zannın çoğundan kaçının! Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın!..” (Hucurât, 12)

Gereken tedbirleri aldıktan sonra, Allah’tan bir musîbet gelirse bunu da sabırla karşılar ve mükâfâtını O’ndan beklerler.

Müslümanlar, Allah’ın gazabından korkmakla birlikte rahmetinden de hiçbir zaman ümîdlerini kesmezler. Korku ile ümit duyguları arasındaki bu muvâzene; “beyne’l-havfi ve’r-recâ” şeklinde ifade edilir. Ölüm yaklaştığında ise, müslümanların Allah’a karşı duydukları hüsn-i zan daha da artar. Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

«Her biriniz ölürken mutlaka Allah’a hüsn-i zanda bulunsun!»” (Müslim, Cennet 81, 82; Ebû Dâvûd, Cenâiz 13)

Maddî açıdan bakıldığında da müslümanlar karamsar olmazlar. Zira Allah Teâlâ bütün insanların rızkını tâyin etmiştir. Âyet-i kerimelerde şöyle buyrulur:

“Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin! Sizin de onların da rızkını biz veririz.” (En’âm, 151)

“Nice canlı var ki rızıklarını kendileri taşıyamaz (temin edemez.) Ama onları da sizi de rızıklandıran Allah’tır. O her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.” (Ankebût, 60)

İnsan, kendisine rızık olarak ne takdir edilmişse ona mutlaka ulaşacaktır. Dolayısıyla bu hususta karamsar olmamalı, sadece rızık temini için gerekli sebeplere sarılmalıdır. Elden gelen her şeyi yaparak dürüst bir şekilde çalıştıktan sonra Cenâb-ı Hakk’ın verdiği rızka -az veya çok demeden- kanaat etmeli, onu Allah’ın râzı olacağı şekilde kullanmalıdır.



[1] A‘râf, 156.

[2] Buhârî, Tıb, 19; Müslim, Selâm, 102; Ebû Dâvûd, Tıb, 24/3919.