10. Kolaylığı Prensip Edinir

September 10, 2013 in Ebedi Kurtuluş Yolu

Nihayetsiz merhamet sahibi olan Rabbimiz, kulları için daima kolaylık murâd etmiş ve İslâm’ı her yönden kolaylaştırmıştır. “Dini yaşamak” için dünyadan el etek çekmek, devamlı sıkıntı ve çilelere mâruz kalmak, bütün lezzetlerden uzaklaşmak gerekmez. İslâm’a girmek de, onu yaşamak da, en zayıf insanların bile kolayca yapabileceği kadar basittir.

 Âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur:

“Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez.” (Bakara, 185)

“O sizi seçti ve dinde sizin için bir zorluk da kılmadı.” (Hacc, 78)

“Allah, sizden ağır teklifleri hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.” (Nisâ, 28)

Rasûlullah (s.a.v) İslâm’ın kolaylık prensiplerinden birini şöyle haber verir:

“Allah Teâlâ Hazretleri meleklerine şöyle emreder: «Kulum kötü bir amel yapmak isterse, onu yapmadıkça yazmayın! Yapınca, onu aleyhine bir günah olarak yazın! Eğer benim rızâmı düşünerek kötülükten vazgeçerse bunu onun lehine bir sevap yazın! Kulum iyi bir iş yapmayı arzu ederse, yapmasa bile ona bir sevap yazın! Eğer onu yaparsa, en az on misli olmak üzere yedi yüz misline kadar sevap yazın!” (Buhârî, Tevhîd, 35; Müslim, Îmân, 203, 205)

Ashâb-ı kirâm, Rasûlullah (s.a.v)’in mülâyim, kendisiyle kolay anlaşılan ve daima kolaylık gösteren bir insan olduğunu haber verirler.[1]

İslâm’ın kolaylık dîni olduğuna dair bâzı misaller verelim:

ü  İnsan, gücü ve imkânları nisbetinde sorumludur, ondan yapamayacağı şeyler istenmez, o elinde olmayan ve gücünün yetmediği şeyler sebebiyle hesaba çekilmez. (Bakara, 285)

ü  İslâm’da tedrîcilik esastır. İçki, fâiz, zinâ gibi yaygın günahlar birden değil üç dört merhalede yavaş yavaş yasaklanmıştır.

ü  Namaz kılmak için su ile abdest almak mecburiyeti vardır. Ancak su bulunamadığı veya kullanınca hastalanma ihtimali olduğu hallerde, toprakla teyemmüm edilir.

ü  Yolculara; yorgunluk, zaman darlığı gibi hikmetlere binaen dört rekâtlı farz namazları iki rekât olarak kılma ruhsatı tanınmıştır.

ü  Namazda ayakta durmak (kıyâm) farzdır. Ancak ayakta duracak gücü olmayanlar, durumlarına göre oturarak, yatarak veya îmâ ile namaz kılabilirler.

ü  Mü’minler gerek namazda gerekse günlük hayatlarında Kur’ân’dan kolaylarına gelen kısmı okurlar. Bu konuda insanları zorlayacak bir alt sınır yoktur. (Müzzemmil, 20)

ü  İbadet yapmak için husûsî mekânlara ihtiyaç yoktur. Temiz olan herhangi bir yerde ibadet edilebilir. Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

“Bütün yeryüzü bana mescid ve temiz kılındı. Binâenaleyh ümmetimden herhangi bir mü’min, namaz vakti gelince, hemen bulunduğu yerde namazını kılsın!” (Buhârî, Teyemmüm, 1)

ü  Oruç tutmak, kendisine zarar verecek derecede hasta olanlara ve yolculara zor gelebilir. Bu sebeple onlar Ramazan’da oruç tutup tutmama husûsunda serbest bırakılmışlardır. Tutmadıkları takdirde iyileşince veya seyahatten dönünce oruçlarını kazâ ederler.

ü  Hac yolunda hastalık, harp v.s. gibi bir sebeple emniyetsizlik varsa, hacca gitmesi farz olan müslümanlar, tehlike kalkıncaya kadar bunu tehir edebilirler.

ü  Cenâb-ı Hak; yetimleri kollamada, yemin keffâretinde, nikâhta, mehirde, talâkta, âilenin rızkını teminde, ibadette, kısasta, vasiyette, anlaşmalarda, borç alıp verirken velhâsıl her türlü muâmelede kolaylık göstermiş ve mü’minlerden de böyle davranmalarını istemiştir…[2]

Bu tür misalleri çoğaltmak mümkündür. Cenâb-ı Hakk’ın bu büyük lutfu karşısında biz de şöyle diyoruz:

“Dinde genişlik kılan Allah’a hamdolsun!” (Ahmed, VI, 166-167)



[1] Müslim, Hacc, 137.

[2] Bakara, 178, 180, 220-241, 280; Nisâ, 6, 19, 25; Talâk, 2, 6, 7.