8. İnsanları Birbirine Eşit Tutar

September 10, 2013 in Ebedi Kurtuluş Yolu

İslâm, hiç­bir ırk, din, cins, toplum ve zümre ayırı­mı yapmaksızın bütün insanları ilâhî vah­yin muhatabı ve aynı insanlık âilesinin fertleri kabul eder. İnsanlara aynı anne baba­dan geldiklerini bildirerek aralarındaki bazı farklılıkların düşmanlık sebebi de­ğil karşılıklı iyi ilişkilere bir vesile olarak görülmesini telkin eder. İnsanların farklı ırklardan gelmeleri ve ayrı toplum­lar teşkîl etmeleri, kendilerine verilen ni­metler hususunda bir imtihan, insanlığın ortak ideal ve hedefleri için bir hayırda yarış ve iş birliği vesilesi olarak görülür.[1]

İslâm’a göre insanlar arasıdaki üstünlük, ırk, renk ve millet gibi mecbûrî ve elde olmayan bir tâlih meselesi ile değil, insanın irâde ve gayretiyle elde ettiği Cenâb-ı Hakk’a yakınlık ve takvâ derecesiyle ölçülür. Aynı şekilde zenginlik, güzellik, kuvvetli olmak, belli bir makam ve mevkîe yükselmek gibi şeyler de üstünlük vesîlesi değildir. Bunlar Allah’ın lutfettiği nimetler olup şükürlerinin en güzel şekilde edâ edilmesi gerekir. Her nimetin şükrü de kendi cinsinden olur. Bu dünyada insanlara verilen nîmetler, imtihan esnâsında talebeye sorulan suallere benzer. Bir talebe hiçbir zaman kendisine yöneltilen sorularla övünmeyi düşünmez, ancak verdiği cevaplar netîcesinde aldığı derecelerle sevinir. Mü’minlerin, imtihan için lutfedilen imkân ve nîmetleri Allah’ın rızâsı istikâmetinde kullanarak kazandıkları ecirler de ancak âhirette görüleceğinden, bu dünyada iken övünmenin ve kendini diğerlerinden üstün görmenin hiçbir mânâsı yoktur. Bilakis böyle bir davranış, büyük bir aldanış olur.

İslâm âlimlerinden Ebû Hâzim şöyle demiştir:

“Allah’a yaklaştırmayan her nîmet baş belâsıdır.”

Hz. Peygamber (s.a.v), âlemlere rahmet olarak gönderildiği hâlde, bir keresinde kendi üstün vasıflarını bildirmek zorunda kalınca, bunları, لَا فَخْرَ: Övünme yok” ifâdesini defâlarca tekrar ederek haber vermiştir.[2]

Allah teâlâ katında, O’nun emirlerine daha çok titizlik gösteren mü’min, böyle olmayanlardan daha üstündür.[3] Irk, ancak fânî olan cesede ait bir keyfiyettir. Cesed, rûha giydirilmiş bir kılıftan ibârettir. Rûh ise ebedîdir ve onun bir ırkı da yoktur. Zira bütün ruhlar Allah’tan gelmiştir.[4] Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah katında en değerliniz, en çok takvâ sahibi olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (Hucurât, 13)

Allah Rasûlü (s.a.v) de şöyle buyurur:

“Amelinin kendisini geride bıraktığı kişiyi, nesebi öne geçirmez.” (Müslim, Zikir, 38; İbn-i Mâce, Mukaddime, 17)

Efendimiz (s.a.v), Mekke’yi fethettiği gün şöyle hitap etmiştir:

“Ey insanlar! Allah Teâlâ size câhiliye kibrini ve atalarla övünmeyi yasaklamıştır. İnsanlar iki sınıftır: Bir, iyilik ve takvâ sahibi olup Allah’ın değer verdiği kişiler; bir de günahkâr, kötü ve Allah katında kıymeti olmayan kimseler. Bütün insanlar Hz. Âdem’in çocuklarıdır. Allah Teâlâ ise Âdem’i topraktan yaratmıştır.” (Tirmizî, Tefsîr, 49/3270; Ebû Dâvûd, Edeb, 110-111/5116)

Vedâ Hutbesi’nde de şöyle buyurmuştur:

 “Ey İnsanlar! Dikkat edin: Rabbiniz birdir, babanız (Âdem) birdir. Dikkat edin! Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba, kırmızı tenlinin siyah tenliye, siyah tenlinin kırmızı tenliye hiçbir üstünlüğü yoktur. Bunlar birbirlerine karşı ancak takvâ ile üstün olabilirler.” (Ahmed, V, 411)



[1] Mâide, 48; Bakara, 148.

[2] Tirmizî, Menâkıb, 1/3616; Dârimî, Mukaddime, 8.

[3] Hucurât, 13.

[4] Hicr, 29; Secde, 9; Sâd, 72; Enbiyâ, 91; Tahrîm, 12.