7. Âlemşümûl Yâni Evrensel Bir Dindir

September 10, 2013 in Ebedi Kurtuluş Yolu

İslâm, bütün insanları ve cinleri kendisine dâvet etmektedir. Her insan; ırkı, rengi, cinsiyeti, memleketi ne olursa olsun müslüman olabilir. İnsanlığı mükellefiyetler ve haklar itibâriyle tanzim eden İslâm’da ancak ve ancak inananlar ve inanmayanlar diye iki “millet” kabul edilmiştir.[1]

Rahmeti bütün mahlukâtı ihâta etmiş olan Allah teâlâ tarafından beşerin saâdet ve selâmeti için gönderilen bir sistemin, bir avuç insana tahsis edilmesi, onun dışındakilerin bu nimetten mahrûm bırakılması aslâ mantıkî değildir. Bu vaziyet Allah’ın Rahmân ve Rahîm sıfatlarına da ters düşer. Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

“Merhamet edenlere Rahmân olan Allah Teâlâ merhamet buyurur. Siz yeryüzündekilere şefkat ve merhamet gösteriniz ki, gökyüzündekiler de size merhamet etsinler!” (Tirmizî, Birr, 16/1924)

Bu hadîs-i şerifte muayyen bir cins kastedilmiyor. Hatta sadece müslümanlar da kastedilmiyor. Yeryüzünde yaşayan bütün insanlara, hayvanlara ve nebâtâta merhamet edilmesi emrediliyor.

Kur’ân-ı Kerîm’de Peygamber Efendimiz’in bütün insanları Allah’a dâvet etmek için gönderildiği şöyle ifâde edilir:

(Rasûlüm!) De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben, göklerin ve yerin sâhibi olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim…” (A‘râf, 158)

(Ey Muhammed!) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 107)

Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Benden önceki peygamberler, sadece milletlerine gönderilirlerdi. Ben ise, bütün insanlığa peygamber olarak gönderildim.” (Buhârî, Teyemmüm, 1)

Bu sebeple Rasûlullah (s.a.v), İslâm’ı sadece Araplara tebliğ etmemiş, daha hayattayken imparator ve krallara gönderdiği elçi ve mektuplarla Bizanslıları, İranlıları, Habeşistanlıları, Mısırlıları ve diğer milletleri İslâm’a dâvet etmiştir.[2]

İslâm aynı zamanda bütün zaman ve mekânlara da şâmildir. Belli bir zaman ve bölge ile sınırlı değildir. Nitekim bugün dünyanın her yerinde ve her milletten müslümanları görmek mümkündür. Bilhassa hac mevsimlerinde bu insanlar, Allah’ın emri üzere Kâbe’nin etrâfında toplanıp tek olan Allah’a ibadet ederek muhteşem bir İslâm birliği ve kardeşliği sergilemektedirler.

İslâm, insanların bütün ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir yapıya sahiptir. İnsanların rûhî, fizîkî, şahsî ve içtimâî haklarını sağlayan; hayat, ölüm, ilâh, peygamber, melekler, şeytan, dünya, âhiret, mükâfât, cezâ, cennet, cehennem gibi hiçbir dînin iknâ ya da tatmin edici bir açıklamada bulunmadığı kavramları açıklığa kavuşturan bir hayat ve inanç sistemidir.

Bu durumu daha iyi idrak edebilmek için şunu hatırlamak yeterli olacaktır: Kur’ân, zulme uğramış zayıf insanlardan teşekkül eden ilk İslâm toplumunun ihtiyaçlarına cevap verebildiği gibi Atlantik Okyanusu’ndan Pasifik Okyanusu’na kadar hâkimiyet kurduğu ve yeryüzünün tek ve muazzam bir devleti hâline geldiği devirde de İslâm camiasının bütün ahlâkî ve hukûkî ihtiyaçlarını karşılamıştır. İşte bu câmia, inanç ve itikatları, ibadetleri, ictimâî hayatı, sosyal kanunları ve diğer ihtiyaçları ile ilgili bütün bilgileri her zaman için bu kitapta bulabilmiştir.[3]



[1] Her insan kendi devrindeki peygamberin ümmetidir. Hz. Muhammed (s.a.v)’in peygamber olarak gönderilmesinden sonraki bütün insanlar da onun ümmetidir. Lâkin bunların bir kısmı onun peygamber olduğuna îman ederken bir kısmı da inkâr etmektedir.

[2] Bu mektupların metinleri elimizde olduğu gibi bir kısmının bizzat orijinal hâli de İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi’nde ziyâret edilebilmektedir. Mektupların fotoğrafları ve tahlilleri için Prof. Dr. M. Hamidullah’ın Six originaux des lettres diplomatiques du prophete de İslam, Paris 1985 / Hazret-i Peygamber’in Altı Orijinal Diplomatik Mektubu, trc. Mehmet Yazgan, İstanbul 1998; İslâm Peygamberi; el-Vesâiku’s-siyâsiyye isimli eserlerine bakılabilir.

[3] M. Hamidullah, Kur’ân-ı Kerîm Tarihi (Le Saint Coran’ın giriş kısmı), s. 23.