4. Dünya-Âhiret, Madde-Mânâ Dengesini Kurmuştur

September 10, 2013 in Ebedi Kurtuluş Yolu

İslâm, îtidâl ve dengeye çok önem verir. Bir tarafa ağırlık verirken diğer tarafı ihmâl etmez. Her iki tarafı da Allah teâlâ yarattığına ve insanların da bunlara ihtiyacı olduğuna göre, bir tarafı ihmal etmek doğru olmaz. Her şeye hakkını vermek, gerektiği kadar ilgilenmek îcâb eder. Bu açıdan bakıldığında, dünya, âhireti kazanmak için bir sermayedir ve bu yönüyle çok kıymetli bir nimettir. Onu Allah’ın rızâsı istikametinde kullanmalıdır. Âhiret ise esas hedeftir, onu da hiç unutmamak îcâb eder. Sadece dünyaya yönelen seküler bakış açısı gibi sadece âhirete yönelen ruhbanlık görüşü de insanı tatmin etmeye yetmez. İkisi de birbirine feda edilmemeli, hassas bir denge ve bütünlük içinde tanzim edilmelidir. Bunun bir misâli şudur:

Rasûlullah (s.a.v), Medîne’ye geldiği ilk günlerde, müslümanlar arasında “kardeşlik” îlân etmiş, Mekke’den hicret eden her bir Muhâciri Medîne’li bir Ensâr ile kardeş yapmıştı. Bu kardeşlik müessesesi, pek çok faydaları yanında müslümanlara hem dünyayı hem de âhireti birlikte kazanma imkânı sağlamıştır. Kardeşler sabah kalktıklarında birisi Peygamber Efendimiz’in yanına, diğeri de işine giderdi. Günü Efendimiz’in yanında geçiren sahabî, o gün öğrendiği âyet ve hadisleri akşam komşusuna naklederdi. Ertesi gün nöbet değişirlerdi. (Buhârî, Mezâlim, 25; Müslim, Tahâret, 17)

Rûh ve beden’e gelince, bunlar insanın iki yönünü oluşturur. Her ne kadar rûh asıl ise de madde de onun bineğidir. İkisi birlikte olduğunda bir iş yapılabilir. Dolayısıyla rûha önem verip bedeni yıpratmak doğru değildir. Peygamber Efendimiz’in haber verdiğine göre insanın âhirette ilk hesaba çekileceği hususlardan biri de sıhhatini nerede tükettiğidir.[1]

İslâm; namaz, oruç, zekât gibi ibadetlerde bile dengeli davranmayı emretmiş, bıkkınlık verecek kadar yoğun bir ibadet hayatını tasvip etmemiştir.[2] Meselâ infâk husûsunda şöyle buyrulur:

“Rahmân’ın o has kulları, infak ettikleri zaman ne isrâf ne de cimrilik ederler; bu ikisi arasında dengeli bir yol tutarlar.” (Furkân, 67)

Müslümanlar hiçbir hususta aşırıya gitmez, hep orta yolu takip ederler. Bu sebeple Cenâb-ı Hak, “Muhammed Ümmeti” için şöyle buyurmuştur:

 “Böylece sizi orta (ifrât ve tefritten uzak, dengeli ve âdil) bir ümmet kıldık…” (Bakara, 143)



[1] Tirmizî, Kıyamet, 1/2417.

[2] Bkz. Buhârî, Savm 55, 56, 57, Teheccüd 7, Enbiyâ 37, Nikâh 1, 89; Müslim, Sıyâm 181-193; Ebû Dâvûd, Savm, 55/2428.