1. Tevhîdi Esas Alır

September 10, 2013 in Ebedi Kurtuluş Yolu

Aslında bütün ilâhî dinler, tevhîdi yani Allah’ın bir tek olduğunu, eşi ve benzerinin bulunmadığını öğretmiştir. Hz. İbrâhîm (a.s), tevhîdi anlatmaya babası Âzer’den başlamıştı.[1] Yahûdiliğin önemle vurguladığı en temel ilke Tanrı’nın birliği hususudur. Tevrat’a göre ilk insanla onun çocukları ve Nûh[2], İbrâhim, İshâk, Yakub ve Yûsuf -aleyhimü’s-selâm- bir olan Allah’a dâvet etmişlerdir. Hz. Mûsâ’ya verilen on emirde ve Tevrat’ın diğer yerlerinde üzerinde en çok durulan mevzû Allah’ın birliğidir.[3] Hz. Dâvûd’a inen Zebur/Mezmurlar’da tek olan Tanrı’ya dua etmektedir. Hz. İsa da şeriattaki birinci emrin Allah’ın birliği olduğunu vurgulamaktadır.[4]

Yahudilik’teki aşırı teşbihler Tanrı’nın bir insan gibi tasvir edilmesine; Hristiyanlık’taki aşırı sevgi, beşer olan Hz. İsa’nın ilâhlaştırılmasına, dolayısıyla tevhîdden teslîse düşülmesine yol açmıştır. İslâm ise bu noktada tevhîd anlayışında zamanla oluşan bulanıklığı gidermiş, yahudi ve hristiyanları tevhîdde birleşmeye dâvet etmiştir.[5]

Aklî ve kozmolojik deliller de Yaratıcı’nın bir tek olduğunu göstermektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:

“Allah teâlâ evlât edinmemiştir; O’nunla beraber hiçbir tanrı da yoktur. Eğer öyle olsaydı her tanrı kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka onlardan biri diğerine galebe çalardı (birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı). Allah, onların (müşriklerin) yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.” (Mü’minûn, 91)

“Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilâhlar bulunsaydı, yer ve gök, (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki Arş’ın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir.” (Enbiyâ, 22)

Birden fazla yaratıcının veya ilâhın olması, her biri için acziyet, eksiklik ve yaratılmışlık gibi noksan sıfatları gerektireceğinden, O’nun bir tek Yaratıcı olması zarûrîdir.

İslâm’a göre, büyük günahların en büyüğü Allah’ı tanımamak, zatında, sıfatlarında ve fiillerinde O’na ortak koşmak, O’ndan başkasına ulûhiyetten pay vermeye kalkmaktır. “Şirk: Ortak koşmak” denilen bu günâha, “Ekberu’l-Kebâir: Büyük günahların en büyüğü” denir. Cenâb-ı Hak şirki, “en büyük zulüm ve haksızlık”, “büyük bir günah ile iftirâ etmek” şeklinde tavsîf etmiştir.[6] Allah Teâlâ, diğer günahlardan dilediğini affettiği hâlde, kendisine şirk koşan ve buna tevbe etmeden ölenleri kesinlikle affetmeyeceğini beyan etmiştir.[7] Bir âyette de şöyle buyrulur:

(Rasûlüm!) Muhakkak ki sana da, senden önceki peygamberlere de şu gerçek vahyolunmuştur ki: «Andolsun ki, eğer şirke düşersen, yaptığın bütün makbul ameller boşa gider ve âhirette kaybedenlerden olursun!»” (Zümer, 65)

Şirk günahından kurtulmanın tek çıkar yolu, onu terk edip tevhîde yönelmektir.



[1] Kur’ân-ı Kerîm, Meryem Sûresi, 42-47.

[2] Tekvîn, 1:26-28; 4:26; 6:9.

[3] Çıkış, 20:2-3; Tensiye, 6:4-5.

[4] Markos, 12:28-29.

[5] Âl-i İmrân, 64. Prof. Dr. Ö. F. Harman, “İslam” mad., DİA, XXIII, 4.

Teslis inancını ilk defa ortaya atan Pavlus, yahudiler tarafından ölümle tehdit edilince kuzeye kaçmış ve teslise dayalı Hristiyanlığı tebliğ etmeye başlamıştır. O zamanlar birçok hristiyan tarafından reddedilen teslis inancı, daha sonraları Yunanlıların çok tanrılı dinlerinden etkilenen Bizans idarecileri tarafından hristiyanların resmî dini hâline getirilmiştir. Fred Reed, Shattered İmages isimli kitabında Hristiyanlık’taki tevhit inancının nasıl tahrip edilip teslise dönüştürüldüğünü tafsîlâtıyla anlatır.

[6] Lokmân, 13; Nisâ, 48.

[7] Nisâ, 48, 116.