Bakara 84-86

وَاِذْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَكُمْ لَا تَسْفِكُونَ دِمَاۤءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ اَنْفُسَكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ ثُمَّ اَقْرَرْتُمْ وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ ﴿84﴾ ثُمَّ اَنْتُمْ هٰۤؤُۨلَاۤءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَر۪يقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاِنْ يَاْتُوكُمْ اُسَارٰى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْ اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاۤءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْىٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰىۤ اَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ﴿85﴾ اُوۨلٰۤئِكَ الَّذ۪ينَ اشْتَرَوُا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا بِالْاٰخِرَةِ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ ﴿86﴾

84.(Ey İsrailoğulları!) Yine bir vakit sizden «(haksız yere) birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız!» diye kesin bir söz almıştık. Sonra siz de bunu kabul etmiştiniz ve hâlâ bu ikrarınıza şâhitlik ediyorsunuz.”

85. “Siz öyle kimselersiniz ki, bütün bunlardan sonra hâlâ birbirinizi öldürüyor, içinizden bir kısmını yurtlarından çıkarıyor, kötülük ve düşmanlıkla onlara karşı yardımlaşıyorsunuz. Düşman elinde esir olarak size gelirlerse fidye verip onları kurtarmaya kalkıyorsunuz. Hâlbuki onları yurtlarından çıkarmak size haram kılınmıştı. Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına îman edip bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rezil rüsvâ olmak; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah yaptıklarınızdan asla gafil değildir.”

86. “İşte onlar, âhireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Bu sebeple ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine yardım edilecektir.”

 

Tefsir:

84. “Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz!” ifadesi şu mânâya gelir: “Kendi milletinizden olan insanları, akrabalarınızı ve din kardeşlerinizi öldürmeyin! Haksız yere adam öldürüp, buna karşılık kısas edilerek kendi canınıza kıymayın! Bir de kanınızı mübah kılacak günahlar işlemeyin!”

İsrâiloğulları da, Allah’ın Tevrat’taki emrini bilerek, kendileri ve birbirleri aleyhine şâhit olacak şekilde Allah’a verdikleri misakı ikrar etmişlerdi. Önceki yahûdiler, bu mîsâkı kabul ederken birbirlerine şâhit olmuşlardı, bugünküler de o misakın ikrar edildiğine şahitlik ederler.

85. Ancak yahûdiler yine sözlerinde durmamış, Allah’a verdikleri mîsâka riâyet etmemiş ve birbirlerini öldürmeye, yurtlarından çıkarıp sürgün etmeye ve kardeşleri aleyhine başkalarıyla ittifak kurup kötülük üzere yardımlaşmaya davam etmişlerdir.

Medîne’de Arap kabilelerinden Evs ve Hazreç kabileleri vardı. Bunlar putlara tapıyorlardı. Aralarında, son derece şiddetli bir düşmanlık vardı. Ayrıca, Medîne’de üç yahûdi kabilesi bulunuyordu. Bunlardan bir kısmı Evs ile, diğerleri de Hazrec ile anlaşmıştı. Evs ile Hazrec savaşa tutuştuğunda, yahûdiler de müttefiklerinin yanında yer alır ve birbirleriyle savaşırlardı. Böylece dindaşlarını öldürür, kendi müttefikleri galip geldiğinde, karşı taraftaki yahûdileri esir alır, yurtlarından sürer, mallarını da yağma ederlerdi. Hâlbuki Allah Teâlâ, bütün bunları yasaklamıştı. Savaş bitince de karşı tarafa esir düşen dindaşları için fidye verip onları kurtarırlardı. Bu da Allah’ın onlara emri idi.

Yine bir yahudi kabilesi, diğer yahudi kabilesinden savaş esiri aldığında, onları ancak fidye karşılığında serbest bırakıyor ve Kitap’ta buna izin verildiğini söyleyerek kendilerini haklı çıkarmaya çalışıyordu. Fakat onlar, kitaplarının kendi kardeşleriyle savaşmamaları husûsundaki emrine uymuyorlardı. İşte Cenâb-ı Hak, yahûdilerin bu tür tenâkuzlarına dikkat çekerek: “Yoksa siz, Kitab’ın bir kısmına îman edip bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” buyurmaktadır.

Böyle Allah’ın emrine itaat etmeyen isyankârların âkıbeti, dünyada rezil rüsvâ olmak, âhirette de daha şiddetli bir azâba mâruz kalmaktır. Nitekim Medîne’deki yahûdi kabileleri, ihânetleri sebebiyle kimi sürülerek, kimi de katledilerek dünyadaki rezilliği tatmışlardır. Çünkü Cenâb-ı Hak, insanların yaptığı her şeyi görüp bilmektedir. O’nun ilminden hiçbir şey gizli kalmaz. Bütün söz ve fiilleri kaydeder ve karşılığını büyük bir adâletle verir.

86. Yahûdilerin dünya ve âhirette azâba uğratılmalarının en mühim sebebi, âhireti fedâ ederek dünyevî bir takım menfaatlerin peşine düşmeleridir. Onlar, ölüm ve ötesini düşünmez, âhiret için hazırlık yapmazlar. Bilâkis üç günlük dünya için her türlü fenâlığı yapar, beş on kuruş için Allah’ın kitaplarını bile tahrif ederler. Bir de kalkar, “Bize, sayılı bir kaç gün dışında asla ateş dokunmaz” derler. (Bakara, 2/80)

Böyle davrananlardan azabın kaldırılması bir tarafa, hafifletilmez bile. Onlara hiçbir sûrette yardım da edilmez. Çünkü hiçbir mâzeretleri kalmadığı gibi, işledikleri cürümler de had safhaya ulaşmıştır:

%d bloggers like this: