d. İnciller

Allah Teâlâ, Tevrat’ın aslını tasdik eden, Kur’an-ı Kerîm tarafından tasdik edilen ve bir anlamı da “yol gösterici, aydınlatıcı” olan İncil’i Hz. İsa u’a indirmiştir.[1] Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

(Rasûlüm!) O, sana Kitab’ı hak ve önceki kitapları tasdik edici olarak tedricen indirmiş; daha önce de, insanlara doğru yolu göstermek üzere Tevrat ile İncil’i indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Şüphesiz, Allah’ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir.” (Âl-i İmrân, 3-4)

Bugün hristiyanların ellerinde “Ahd-i Cedîd: Yeni Ahit” ismiyle anılan farklı kitaplar bulunmaktadır. En meşhurları Matta, Markos, Luka ve Yuhanna isimli zatlara isnat edilenlerdir. Hz. İsa’dan çok sonra yazılan ve birbirine zıt bilgiler ihtivâ eden bu kitaplar, milattan sonra 325 senesinde İznik’te toplanan bir konsülde, tedâvülde bulunan pek çok İncil nüshası arasından seçilmiştir.

Hz. İsa u Ârâmîce konuştuğu halde, baş­ta İnciller olmak üzere, Ahd-i Cedîd ki­taplarının hepsi Grekçe’dir. Sadece Mat­ta İncili’nin Ârâmîce olduğu, fakat onun orijinal nüshasının kaybolduğu söylen­mektedir. Ahd-i Cedîd’i oluşturan yirmi yedi ki­tabın metnini ihtiva eden pek çok yaz­ma vardır. Hepsi de Grekçe olan bu yaz­maların hiçbiri Ahd-i Cedîd yazarlarına ait değildir. Orijinal nüshalar dayanıksız, kolayca tahrip edilebilen malzeme üzerine yazıldıkları ve şifahî malumatın dışındaki metinler ilk hristiyan cema­atleri tarafından kutsal metin olarak düşünülmediği için muhafaza edile­memiştir. En eskileri papirüs, diğerleri parşömen üzerine yazılmış olan ve Ahd-i Cedîd’in tamamını veya bir kısmını ihtiva eden bu yazmaların sayısı 5000’den fazladır ve her biri diğerlerinden farklıdır. Bu nüshaların en eskileri III. veya IV. asra kadar çıkmaktadır.[2]

Kitâb-ı Mukaddes metninin diğer ede­bî eserlere göre daha çok istinsah ve tercüme edilmesinin sonucu olarak, metnin aktarılması sırasında, çok sayı­da farklılık ve değişiklik ortaya çıkmıştır. O kadar ki Grekçe metnin veya eski tercümelerin tamamıyla aynı olan iki nüshası yoktur. Nüshalar arası farklılıkların XVII. asrın sonuna doğru yaklaşık otuz bin olduğu tahmin edilmekte idi. Bugün ise bu rakam iki yüz elli bine çıkmıştır. Bu kadar varyant arasında asıl metne ulaşmanın mümkün olmadığı açıktır.[3]

İlk hristiyanlar yazılı metinlerden çok şifahî geleneğe ve İsa Mesih’in sözleri­ne ehemmiyet verdikleri için başlangıçta ya­zıya aktarma söz konusu değildi. Hris­tiyan inancına göre, Hz. İsa ne yazmış ne de yazdırmıştır. O sadece tebliğ et­miştir. Havariler ise bunları uzun süre şifahî olarak nakletmişlerdir. Bu sebep­le Allah’ın vahyettiği ve Hz. İsa’nın teb­liğde bulunduğu gerçek İncil muhafaza edilememiştir. Hristiyanların ilk yazıları havariler dönemine ait olup bize kadar intikal eden yazılı belgeler Pavlus’un Mektupları’dır. Pavlus’un Mektupları, bugün muteber sayılan dört İncil’den daha önce yazılmıştır. Bu mektuplar, her şeyden önce bazı kilise ve şahıslara, ma­hallî problemler ve ihtiyaçlarla ilgili ola­rak ve Pavlus’un anladığı mânâdaki H­ristiyanlığı tebliğ için yazılmıştır. Efesoslular’a Mektub’un yazarı, Pavlus’un Mektupları’nı toplamış ve mektuplar külliyatına giriş mahiyetinde bu mektubu yazarak onu Pavlus’a nisbet etmiştir.[4]

Hristiyanların da ka­bul ettiği gibi mevcut İnciller Hz. İsa’nın semaya çekilmesin­den çok sonra muhtelif kimseler tara­fından kaleme alınmış ve ilk dönem­lerde “Havariler’in Hâtıratı” olarak isimlendirilmiştir. Ancak İnciller’i havarilere nisbet etmek de doğru değildir. Her ne kadar kilise, kitapların kutsal kabul edil­mesi için havarilere nisbet edilme şartı­nı koymuşsa da dört İncil’den sadece ikisinin yazarı, eğer gerçekten bugün kabul edilen şahıslarca yazılmışsa, ha­varidir. Diğer ikisi (Markos ve Luka) ha­vari değildir. Aynı şekilde bugün mevcut Ahd-i Cedîd yazmalarından hiç­biri, kitapların yazarlarına ait orijinal nüsha değildir.[5]

Kilise bugün “kutsal metinlerin tamamıy­la Tanrı tarafından yazdırıldığı” inancını terkederek bunların kutsal metin yazar­ları eliyle tertip edildiğini kabul etmiş­tir. Bu sebeple bu metinlerin muhteva, dil, üslûp ve edebî ifade bakımından yazarlarına ait olduğuna da inanmakta­dır. Ayrıca Kitâb-ı Mukaddes’in asıl he­definin iman ve ahlâkla ilgili meseleler olduğuna dikkat çeken kilise, ortaya çı­kan çelişkiler ve ilmî neticelere zıt bilgi­ler karşısında, metin yazarlarının yanılabileceğini de kabul etmiş olmaktadır.[6]

Sonuç olarak, Tanrı’yı insana indirgemek ve insanı tanrılaştırmak sûretiyle akıl ve vahye zıt inançlar ihtiva etmesi, Hz. İsa u Ârâmîce konuştuğu hâlde mevcut İnciller’le Ahd-i Cedîd’in tamamının Grek dilinde yazılması, Hz. İsa dönemine ait yazma nüshalarının bulunmaması, başlangıçta tek İncil’in varlığından söz edilirken daha sonra bunların çoğalıp Ahd-i Cedîd metinlerinin oluşması gibi hususlar İncil’in Yüce Allah’tan gelen şekliyle zamanımıza ulaşmadığını açıkça ispat etmektedir.[7]

İngiliz asıllı mühtedî John, İnciller üzerine uzun süre araştırma yaptıktan sonra şunları söylüyor:

“Üniversitedeyken Yunanca İnciller’i okumayı öğrenmiştim. Bu benim için bir avantajdı. Çünkü ne zaman elime bir İncil alsam farklı nüshalarla karşılaşıyordum. Bir şey fark etmiştim: Eski İnciller’e gidildikçe, daha bir saflık, daha bir sadelik söz konusu idi. Günümüze doğru geldikçe bir şeylerin ilâve edilme veya çıkarılma oranı artıyordu. Belli bir süre sonra bu gerçek benim için çok önemli hâle gelecekti…

Hz. İsa’nın öğretileri harikaydı, manevî duyguları okşuyor ve insana güç veriyordu. Ama çarmıha gerilmesi ile alakalı hikâyelere gelince İnciller, bilhassa Luka İncili, metin olarak yetersiz görünüyordu. Mesela evharistiya âyini (ekmek-şarap âyini) ile ilgili olarak Pavlus’un yazdığı ifadeler İnciller’den daha önce yazılmıştı ve bunlar İnciller’e aynen geçmişti. Yani ifadeler Pavlus’tan alınmıştı.[8] Aslında İsa’nın ölümü ile alakalı olarak onun kendisini insanlık adına feda etmesi anlamında hiçbir şey yoktu. Tüm bunları Pavlus yazmıştı ve bunlar zannımca Luka’nın yazdıkları arasına sokuşturulmuştu.” (A. Arı – Y. Karabulut, Neden Müslüman Oldum, s. 18-19)

İrlandalı bir mühtedî de şöyle diyor:

“Hristiyan tarihini araştırmaya başladım, gerçeği bulmak istiyordum. Ayrıntılı araştırmalar neticesinde, Hristiyanlık’taki İsa’nın Yunan mitolojisindeki anlatımlara birçok yönden paralel bir anlatımla sunulduğunu keşfettim. Bu durum mümkündü, çünkü Tevrat tek tanrı üzerine kuruluydu, Yunan mitolojisiyle birleşince böyle bir İsa fikri tabiî idi.” (A. Arı – Y. Karabulut, Neden Müslüman Oldum, s. 58)

Bunun sonucu olmalı ki bugünkü Mukaddes Kitab’ın muhtevâsı çok şaşırtıcı ifade ve iddialarla doludur. Allah’a, peygamberlere ve sâlih insanlara yakışmayacak söz ve hâdiseler kaydedilmiştir.[9] Şüphesiz bunlar büyük bir iftira ve yalandır. Zira Allah ve peygamberleri insanlara hırsızlığı, ahde vefâsızlığı, borcunu ödememeyi, ihaneti… emretmez. Hiçbir peygamber günah işlemez. Hele putlara tapmak, zinâ etmek, haksız yere adam öldürmek, kardeşine ve babasına hile yapmak, kıskanmak gibi büyük günahlar onlar için hiç mümkün değildir. Böylesi günahları işleyecek olsalar onlara peygamberlik vazifesi verilmezdi. Günahkâr ve kötü bir insan diğer insanlara nasıl örnek olabilir ki?! İnsanlar onların Allah adına yalan uydurmadıklarından nasıl emin olabilirler ki?! Hâlbuki bütün peygamberler mutlakâ emîn, sâdık, ileri derecede akıllı ve günahlardan korunmuş olup kendilerine verilen tebliğ vazifesini hakkıyla îfâ etmişlerdir. Bu sıfatlar peygamberlerin olmazsa olmaz vasıflarıdır. Bunlara ters düşen söz ve iddialar ilâhî kitâbın gerçek ifadeleri olamazlar.

İnciller’deki Tenâkuzlar/Çelişkiler

İnciller’de pek çok farklılık ve tenâkuz vardır. Aynı hâdiseler, farklı İnciller’de hatta aynı İncil’de iki, üç ve­ya daha fazla şekilde ve çelişkilerle dolu olarak anlatılmaktadır. Cenâb-ı Hakk’ın insanlara bu şekilde hakîkate aykırı bir beyanda bulunmayacağı ise muhakkaktır. Bu tenâkuzların bir kısmı şöyledir:

ü  Markos ve Yuhanna İncilleri, Hz. İsa’nın nesebinden hiç bahsetmezken, Matta ile Luka, O’nun soy kütüğünü vermektedirler. Fakat Matta, Hz. İsa’dan Hz. İbrâhîm’e kadar 40 kişi sayarken; Luka, 55 kişi saymaktadır. Ayrıca Luka, Hz. Âdem’e kadar 20 kişi daha ilâve ederek sayısını 75’e çı­karmıştır. Matta ise Hz. İbrâhîm’den önceki soy kütüğü ile ilgili hiçbir bilgi vermemektedir. Bu isimler incelendiğinde, hepsinin birbirinden farklı olduğu, benzer isimlerin de ayrı sıra­larda yer aldığı göze çarpmaktadır. (Matta, 1:17; Luka, 3:23-38)

ü  Matta İncili’ne göre Hz. Yahyâ’nın “ilya” olduğu belirti­lirken, Yunanna İncili’nde böyle olmadığı ifade edilmektedir. (Matta, 11:4; Yuhanna, 1:21)

ü  Hz. Yahyâ’nın Hz. İsa’yı tanıyıp tanımadığı husûsunda farklı ifadeler vardır. Hz. Yahyâ’nın yahûdiler tarafından şehîd edilmesi, Matta ve Markos’ta genişçe anlatılırken, Yuhanna’da bu mevzû bir iki cümle ile geçiştirilmiştir. (Yuhanna, 19:28-30; Matta, 27:32-56; Markos, 15:33-41)

ü  İnciller’de İsa u’a ulûhiyet isnâd edil­mesine rağmen birçok yerde de “insanoğlu” ve “Rabbin kulu” olarak zikredilmek­tedir. (Matta, 12:17-18; Elçilerin İşleri, 3:13, 4:27-28)

İnciller’de “Tanrı’nın oğlu” tâbiri, diğer hristiyanlar için de kullanılır:

“Düşmanlarınızı sevin! Size zulmedenler için dua edin! Öy­le ki, göklerde olan babanızın oğulları olasınız!..” (Matta, 5:44-45, 6:1; Luka, 6:35)

“Ne mutlu sulh edicilere! Çünkü onlar, Allah oğlu diye çağrı­lacaklar!” (Matta, 5:9)

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Hristiyanlar ve yahûdiler: «Biz Allah’ın oğulları ve sev­gilileriyiz!» dediler. De ki: Öyleyse günahlarınızdan dolayı si­ze niçin azap ediyor? Doğrusu siz de O’nun yarattığı insan­lardansınız. O, dilediğini bağışlar ve dilediğine azap eder. Göklerde, yerde ve ikisinin arasında ne varsa mülkiyeti Allah’a aittir. Sonunda dönüş de ancak O’nadır.” (Mâide, 18)

ü  Hz. İsa’nın tutuklanma gecesinde meydana gelen hâ­diseleri, dört İncil de teferruatlı olarak anlatmaktadır. Ancak bu hususta da birinin beyânı, diğerininkine ters düşmekte; büyük farklılıklar ve çelişkiler arz etmektedir. (Matta, 26:47-56; Markos, 14:13-52; Luka, 22:47-53)

ü  Hz. İsa’nın tutuklanması, muhâkeme edilmesi, çarmı­ha gerilmesi, mezara konulması, mezardan kıyâm ederek dirilişi ve talebelerine görünmesi, sonra da semâya çıkması ile alâkalı olarak İnciller’de birbirine zıt bilgiler verilir. (Matta, 27-28; Markos, 15-16; Luka, 23-24; Yuhanna, 19-20)

ü  İsa u, çarmıha gerildiği sırada Matta ve Markos’a göre:

“–Allah’ım, Allah’ım! Niye beni terk ettin?” demiştir ki, bu ifade bir peygamberin söyleyebileceği bir söz olamaz. Çünkü bu bir nevî Allah’a karşı tavır almaktır. (Matta, 27:46; Markos, 15:34)

ü  Yahûdîler, İsa u’dan Yûnus Peygamber’in delîlini istediklerinde Markos’a göre “Onlara asla delîl gös­terilmeyeceği” haber verildiği hâlde, Matta’da “Yûnus Peygamber’in delîlinin gösterileceği” ifade edilmektedir. (Matta, 12:38-41; Markos, 8:11-12)

ü  Hz. İsa’nın zaman zaman dua ettiği nakledilir. Hristiyanlar onu ilâh kabul ettiklerine göre bir ilâh kime dua etmektedir?![10]



[1] Mâide, 46-48.

[2] Prof. Dr. Hikmet Tanyu, “Ahd-i Cedîd” mad., DİA, I, 501-502.

[3] Tanyu, a.g.e., I, 502.

[4] Tanyu, a.g.e., I, 502.

[5] Tanyu, a.g.e., I, 506.

[6] Tanyu, a.g.e., I, 507. Dördüncü asırda yazılmış olan St. Gerome’un itiraflarını ihtivâ eden tarihî bir belge de bunu göstermektedir: http://www.timeturk.com/Papaz-Geromeun-Itiraflari-20424-haberi.html (05 Ağustos 2008); www.alshaab.com

[7] Prof. Dr. Yusuf Şevki Yavuz, İslâm’da İnanç Esasları, s. 222-223.

[8] Prof. Dr. Eva de Vitray-Meyerovitch şöyle der:

Pavlus’un mektupları, İnciller’in ilk yazıya geçirilmesinden 20 ile 25 sene önce kaleme alınmıştır. Pavlus, Romalılar’a mektubunda, «Claudius’un dördüncü zaferinin on birinci yılı Kudüs’e kardeşlerimi ziyarete gittim…» diye yazar. Claudius’un dördüncü zaferinin tarihi bilinmiyordu. Bundan yaklaşık 25 sene önce bir İngiliz arkeolog, Londra’daki bir bilim derneğine, Kıbrıs’ta Claudius’un dördüncü zaferine adanmış bir dikili taş bulduğunu yazdı. İşte bu dikili taş, ilmî hesaplamalardan sonra Romalılar’a mektubun 56 yılı Paskalya bayramında yazıldığını, yani Markos İncili’nin ilk biçiminden 24 yıl önce kaleme alındığını tespit etme imkânı verdi.” (Eva de Vitray-Meyerovitch, İslâm’ın Güleryüzü, s. 89)

[9] Yaratılış 9:20-29; 19:30-36; 25:29-34; 27:1-29; 31; 32:24-28; 35:22; 38:12-26; Çıkış 11:1-2; 12:36; 32:1-5, 24, 35; 37:9-12, 14; Amos 7:2-6; Yeremya 15:6; Sayılar 11:4-6, 10-15; II. Samuel 11:2; 12:22; 13; 16:15, 20-23; II. Krallar 11:1-7…

[10] Tevrat ve İnciller’deki tenâkuzlar için bkz. Rahmetullah el-Hindî Izhâru’l-Hak, trc. Ali Namlı – Ramazan Muslu, İstanbul 2012, İsam yay.; Prof. Dr. Şaban Kuzgun, Dört İncil -Farklılıkları ve Çelişkileri-, Ankara 1996.

%d bloggers like this: