ÖNSÖZ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ

İnsanı yokluktan varlık âlemine çıkaran, onu en güzel kıvamda yaratıp şu muhteşem kâinatın gözbebeği kılan ve ona bilmediği şeyleri öğreterek sayısız ikramlarda bulunan, keremi bol Rabbimize nihâyetsiz hamd ü senâlar olsun!..

İlk günden beri insanlığa yol gösteren, yanlış yollara saparak şeref ve haysiyetini kaybedenlerin elinden tutup tekrar sırât-ı müstakîm’e hidâyet eden bütün peygamberlere, bilhassa da son peygamber Hz. Muhammed Mustafâ r Efendimiz’e, onun âl ve ashâbına sonsuz salât ü selâm olsun!..

İslâm, Allah Teâlâ’nın ilk peygamber Hz. Âdem’den son peygamber Hz. Muhammed r’e kadar tüm peygamberlere gönderdiği tevhîd dininin ortak adıdır. Cenâb-ı Hak kullarından bunun haricindeki bir dini kabul etmemiştir:

“Şüphesiz Allah katında hak din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılıklar yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.” (Âl-i İmrân, 19)

“Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, âhirette hüsrâna uğrayanlardan olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

İslâm tek bir din olduğundan, onu tebliğ eden peygamberlerin hepsine îmân etmek lâzımdır.

İman ile küfrün, fazilet ile alçaklığın mücadelesi tarih boyunca devam edegelmiştir. Lâkin inkâr olunamaz bir hakikattir ki nihâî galebe hep peygamberler yolunun olmuştur. Sistemler gelip geçer, ömürler tükenir lâkin peygamberler devam eder. Peygamberlere uymayarak nefsin arzuları peşinde geçen dünya hayatının acı neticesi Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle ifade edilir:

“O gün gerçek hükümranlık, çok merhametli olan Allah’ındır. Kâfirler için ise o, pek çetin bir gün olur. O gün, yanlış yollarda ömrünü tüketen zâlim kimse, (pişmanlık ve çaresizlik içinde) ellerini ısırıp şöyle diyecektir: “Ne olurdu ben de peygamberle beraber aynı yolu tutsaydım! Yazıklar olsun bana, keşke falan kimseyi dost edinmeseydim!” (Furkân, 26-28)

Hz. Âdem’den itibaren birçok peygamber tarafından tebliğ edilen din yolu, kemâlini Hz. Peygamber r Efendimiz’de bulmuştur. Artık Allah’ın kabul ettiği tek din, Kur’ân ve Sünnet’in ortaya koyduğu İslâm olmuştur. Peygamber Efendimiz’in son günlerinde Vedâ Haccı’nda inen âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“…Bugün kâfirler, sizin dininizi (yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun! Bugün size dininizi ikmâl ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim…” (Mâide, 3)

Bundan sonra İslâm’dan başka din aramak, karanlık bir gaflet rehberliğinde hazin bir âkıbete doğru yol almaktır.

İslâm, Allah tarafından gönderilen hak din olduğundan, ilâhî vaad gereği nûrunu tamamlayıp geniş bir hâkimiyet alanına sahip olacağında şüphe yoktur. Bu nûru söndürmek isteyenlerin çabaları ise neticesiz kalmaya mahkûmdur.

Rasûlullah r bir seferden döndüğünde kızı Fâtıma’nın yanına uğramıştı. Hz. Fâtıma c muhterem babasının yüzünü gözünü öptükten sonra ağlamaya başladı. Peygamber Efendimiz r:

“–Neyin var, niye ağlıyorsun?” diye sordu. Hz. Fâtıma c:

“–Ey Allah’ın Rasûlü, benzinizi sararmış, elbiselerinizi eskimiş, sizi de yorgun ve bitkin bir vaziyette görüyorum!” dedi.

Rasûlullah r sevgili kızına şöyle buyurdu:

“–Fâtıma, Allah U babanı öyle bir dinle gönderdi ki Allah bu dini yeryüzündeki bütün evlere ve çadırlara ulaştıracak, kabul edenlere izzet bahşedecek, onunla mücadele edenleri ise zillete düşürecektir! Öyle ki bu din, gecenin kapladığı bütün bölgelere ulaşıp yayılacaktır.” (Hâkim, I, 664/1797; Heysemî, VIII, 263)

Bugün bazı insanlar, İslâm’ı karalamak isteyen kötü niyetli kişilerin tesirinde kalarak veya İslâm’ı tam olarak öğrenip hazmedememiş cahil insanların hâline bakarak bazı menfi kanaatlere varmaktadır. Bu sebeple müslümanların en mühim vazifelerinden biri, İslâm hakkında doğru hüküm ve kanaatler hâsıl edecek şekilde en sahih bilgileri insanlığın istifadesine sunmak, İslâm’ın güleryüzünü, zerâfet ve nezaketini güzelce temsil edecek örnek bir şahsiyet sergilemek ve neticede tercihi insanların hür iradelerine bırakmaktır. Müslümanların en azından insanlığı İslâm aleyhtârı kasıtlı menfi propagandalardan kurtarması zaruridir. İslâm’ı doğru olarak anlattıktan sonra tercih, insanların hür irâdelerine bırakılmalıdır. Zira Cenâb-ı Hak; akıl, idrak, tefekkür gibi kabiliyetlerle tezyin ederek imtihan için dünyaya gönderdiği insana böyle davranılmasını arzu etmektedir.

İşte biz de bu yoldaki samimî gayret ve hizmetlere bir nebze de olsa iştirak edebilmek için elinizdeki eseri hazırladık.

Din, Allah’ın insanlara en büyük rahmet tecellîsidir. Efendimiz’in risâletinin “Âlemlere Rahmet” olarak vasfedilmesi[1] bunun açık bir delilidir. Dolayısıyla en mühim hizmetlerden biri, bu ilâhî rahmetin kullara ulaştırılmasına vesile olmaktır.

Nebiyy-i Ekrem r şöyle buyurmuştur:

“Allah’a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hakk’ın senin aracılığınla bir tek kişiyi hidayete erdirmesi, senin için, en kıymetli dünya malı olan kırmızı develerden daha hayırlıdır.” (Buhârî, Ashâbu’n-Nebî, 9; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 34)

Öncelikle böyle bir çalışmaya bizi teşvik edip her türlü maddî ve manevî imkânı sağlayan ve eserin başına çok kıymetli bir takriz yazma lûtfunda bulunan pek muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocamız’a;

Kitabı okuyup tashih etme zahmetine katlanan pek muhterem Ahmet Taşgetiren, Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu ve Prof. Dr. Ömer Çelik hocalarıma;

Dr. Faruk Kanger, Selim Biçen ve Abdurrahman İslâm beylere;

Eserin hazırlanmasına yardımı dokunan diğer bütün kardeşlerime sonsuz teşekkürlerimi arz ediyorum.

Cenâb-ı Hak bu çalışmayı hepimiz için sadaka-i câriye eyleyip dâreyn saâdetimize vesile kılsın!..

Âmîn!..

Dr. Murat KAYA

Nisan 2012

Üsküdar



[1] Enbiyâ, 107.

%d bloggers like this: