Mısır’lı biri Mekke-i Mükerreme’ye gelmiş, hacc yapmak istiyordu. Kenarda oturan bir grup gördü ve:
“–Bunlar kimdir?” diye sordu.
“–Kureyşliler” denildi.
“–Aralarındaki yaşlı zat kim?” dedi.
“–Abdullah ibn-i Ömer (r.a)” dediler.
Mısır’lı zât Hz. Abdullah’a yaklaştı ve aralarında şu konuşma geçti:
“–Sana bir şey soracağım, bana onu açıkla! Hz. Osman’ın Uhud Günü savaş meydanından kaçanların arasında olduğunu biliyor musun?”
“–Evet!”
“–Peki, onun Bedir’e katılmadığını biliyor musun?”
“–Evet!”
“–Bey’atu’r-Rıdvân’da bulunmadığını da biliyor musun?”
“–Evet!”
O şahıs bu cevaplar üzerine:
“–Allahu Ekber!” diye kendince bildiklerinin doğru çıkmasına sevindi.
Abdullah ibn-i Ömer (r.a):
“–Gel, bunları sana açıklayayım: Uhud’daki firarına gelince, şehadet ederim ki, Allah onları affetti. Nitekim haklarında şu âyeti indirdi:
«(Uhud’da) iki ordu karşılaştığı gün, sizi bırakıp gidenleri, sırf işledikleri bazı hatalar yüzünden şeytan (yerlerinden) kaydırmıştı. Yine de Allah onları affetti. Çünkü Allah, çok bağışlayıcıdır, Halîm’dir.» (Âl-i İmran, 155)
Bedir’de bulunmayışına gelince: O esnâda Hz. Osman’ın nikâhı altında Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in kerimesi Rukıye (r.a) vardı ve hasta idi. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) kendisine:
«–Rukıye’nin yanında kal. Sana Bedir’e katılan bir kişinin sevabı ve ganimetten alacağı pay var!» buyurdular. O da bu taleb üzerine Medîne’de kaldı.
Bey’atu’r-Rıdvân’da bulunmayışına gelince: Eğer Mekke vâdisinde ondan daha aziz ve mühim biri olsaydı, Rasûlullah Efendimiz (s.a.v), şüphesiz onu gönderirlerdi. Lâkin Efendimiz, Mekke’ye Osman’ı gönderdiler. Bey’atu’r-Rıdvân, Hz. Osman Mekke’ye gittikten sonra yapıldı. Rasûlullah Efendimiz(s.a.v), Bey’at akdi esnâsında sağ eli için:
«–Bu Osman’ın eli» buyurdular. Onu diğer eline vurarak:
«–Bu da Osman için!» buyurdular.”
Bundan sonra Abdullah ibn-i Ömer (r.a) adama:
“–Bunları öğrendikten sonra artık şimdi gidebilirsin!” dedi. (Buhârî, Ashabu’n-Nebî, 7, Humus 14, Meğâzî 19)
Enes ibn-i Mâlik (r.a):
“Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in eli, Osman (r.a) için kendi elinden daha hayırlıdır” demiştir. (Tirmizî, Menâkıb, 18/3702)