Bilmeyenlere, az bilenlere, yanlış bilenlere, olumsuz düşüncelerle doldurulanlara doğru İslâm bilgisi
Dr. Murat Kaya “İnsanlığın Ebedi Yol Haritası İSLÂM” Kitabının hazırlık safhasını anlatıyor:
Öz Olarak İslâm
Altınoluk 2009 – Temmuz, Sayı: 281, Sayfa: 014
Altınoluk Dergisi: Öncelikle böyle bir kitabın hazırlanmasındaki temel sâik nedir? Eseri, nasıl bir ihtiyaca binâen hazırladınız?
Murat Kaya: Cenâb-ı Hak İslâm’ı bütün insanlara son din olarak ikram ettiğinden bugün bütün dünya bir şekilde İslâm’dan bahsediyor. Bu durumu Rasûlullah j daha önce bize haber vermiştir. Bir seferden döndüğünde kızı Fâtıma’nın yanına uğramıştı. Hz. Fâtıma (r.a) muhterem babasının yüzünü gözünü öptükten sonra ağlamaya başladı. Peygamber Efendimiz:
“–Neyin var kızım, niye ağlıyorsun?” diye sorunca Hz. Fâtıma (r.a):
“–Ey Allah’ın Rasûlü, benzinizi sararmış, elbiselerinizi eskimiş, sizi de yorgun ve bitkin bir vaziyette görüyorum!” dedi. Rasûlullah j sevgili kızına şöyle buyurdu:
“–Fâtıma, Allah -azze ve celle- babanı öyle mübarek bir dinle gönderdi ki Allah bu dini yeryüzündeki bütün evlere ve çadırlara ulaştıracak, kabul edenlere izzet bahşedecek, onunla mücadele edenleri ise zillete sürükleyecektir! Öyle ki bu din, gecenin kapladığı yani hidayetten mahrum olan bütün bölgelere ulaşıp yayılacaktır.” (Hâkim, I, 664/1797; Heysemî, VIII, 263)
Bugün insanların kimi nefsinin hoyratlığına râm olarak İslâm hakkında menfî bir yol tutmuş, kimi İslâm’ı merak ediyor, kimi de hiç bilmiyor, kendisine yol arıyor. Diğer tarafta ise İslâm gibi yüce bir dini terörle aynı çerçeve içerisinde gösterebilme yolunda bütün gücünü sarf eden insanlar, kurumlar, hatta devletler var. Bazıları da var ki müslüman olmasına rağmen dini hakkında ya çok az şey duymuş ya da hiçbir şey bilmiyor.
İşte bütün bu insanlara İslâm’ın hakikatini tanıtmak, Cenâb-ı Hakk’ın insanı kendine dost olacak istidatta ahsen-i takvîm üzere yani en güzel şekilde yarattığını ifade etmek, Rabbimizin kullarını ne kadar çok sevdiğini, onlara olan lütuf ve merhametinin ne kadar geniş olduğunu bir nebze de olsa hatırlatmak için böyle bir çalışmaya niyet edildi. İslâm’ın bir zerâfet ve nezâket dini olduğu, insanlıkta bir karakter ve şahsiyet inşâ ettiği, Efendimiz’in yirmi üç senelik peygamberlik hayatının terörle mücadele olduğu ifade edilmeye çalışıldı. İslâm hukuk metodolojisinin meşhur simalarından Karâfî’nin şu ifadesi ne kadar mühimdir:
“Hz. Peygamber’in hiçbir mucizesi olmasaydı, o cahiliye insanını zirve bir medeniyete çıkarması, peygamberliğinin ispatına kâfi gelirdi.”
Diğer taraftan bu nâçizâne eserimizde İslâm’ı kasıtlı olarak menfî göstermeye gayret edenlerin iddialarına cevap verecek örnekler üzerinde duruldu.
Müslümanlar olarak yapmamız gereken bu tür hizmetler büyük bir âciliyete sahip olduğu için, üzerinde çalıştığımız kitap daha tamamlanmadan onun özeti mahiyetindeki bir kitapçık; “The Final Divine Religion ISLAM / Son İlâhî Din İSLÂM” ismiyle İngilizce olarak yayımlandı. Bazı hayırsever insanlar bu kitapçığı dünyanın muhtelif ülkelerinde dağıttılar. Aynı kitapçığın Azericesi de bugünlerde çıkmak üzere.
– Bugüne kadar benzer muhtevada pek çok eser yazılmışken yeni bir kitap telifine neden lüzum hissettiniz? Bu çalışmanızın farkı nedir?
– Ne kadar çok eser de yazılsa hiçbirinin muhtevası veya tesiri aynı olmuyor. Zira satırların arasında niyetler ve duygular da yer alıyor. Cenâb-ı Hak her insanı farklı yaratmış, bu sebeple dünyada gerçek mânâda ikiz bulmak mümkün değil. İkiz olarak dünyaya gelen insanların bile kalbî yapıları itibarıyla birbirinden çok farklı âlemler olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bizim hazırladığımız kitabın da diğerlerinden farklı olacağı, farklı bakış açılarına ve meşreplere sahip insanlara fayda sağlayacağı kanaatindeyiz.
Diğer bir sebep de, İslâm’a giriş mahiyetinde yazılan kitapların umumiyetle teorik kalması, müşahhas örneklere çok fazla yer vermemesidir. Bu eserde ise İslâm, müşahhas örnekler üzerinden anlatılarak, sahip olduğu güzelliklerin rahat bir şekilde kavranılması hedeflendi. Bugün maalesef din tahripçilerinin menfî tesirleri yaygınlaşmaktadır. Nice temiz fıtratların selde sürüklenen kütükler gibi bu menfîliklere râm olduğu görülmektedir. Onların çirkin ve asılsız iddialarını bertaraf etmek için mümkün mertebe örnekler sahih kaynaklarımızdan alındı. Bunların referanslarını verme hususunda titiz davranıldı ki isteyen okuyucularımız bahsedilen konuları asıl kaynaklarından öğrenme, tafsîlâtına ulaşabilme veya kontrol etme imkânı bulabilsinler.
– Nasıl bir çalışma neticesi bu kitap ortaya çıktı?
– Öncelikle, yurt dışında bulunan Türkiyeli arkadaşlar ile yabancı olup da Türkiye’de bulunan arkadaşlarımızdan bilgi ve sorular alındı, çok faydalı istişareler yapıldı. Buna ilâveten, bir grup çalışması yaparak İslâm’ın yurtdışında nasıl görüldüğü ve daha çok hangi soruların sorulduğu hususunda bize destek olan Pendik Eğitim Merkezi’ndeki Kırgız, Kazak ve Azeri kardeşlerime özellikle teşekkür ediyorum. Ayrıca Rusya, Kırgızistan, Kazakistan, Moğolistan, Azerbaycan, Gürcistan, Kırım, Bulgaristan, Arnavutluk, Kosova, Almanya, Fransa, İngiltere ve Afrika’da bulunup da oralarda İslâm’a dâir merak edilen, tartışılan, ihtiyaç duyulan hususları bize aktaran ve kitabın muhtevasını yönlendiren tüm kardeşlerime ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Bunun yanında yeni müslüman olan insanlarla görüşülüp, onların hayat hikâyelerini toplayan kitaplar incelendi. Böylece kitabın fihristi şekillenmiş oldu. Ortaya çıkan fihrist muhtelif hocalarımızın istişaresine arz edildikten sonra telife başlandı.
Kitap kaleme alınırken öncelikle Kur’ân-ı Kerîm, Kütüb-i Tis‘a ve diğer hadis-i şerif kitapları, sonra İslâm hakkında yazılan eserler esas kaynakları teşkil etti. Bunun yanında konuyla ilgili ulaşabildiğimiz her türlü kitap ve makaleden istifade edildi.
Çok fazla fikrî yoğunluğa boğmadan, misallerle rahatlatılmış bir üslup benimsendi. Peygamber Efendimiz’in, ashâb-ı kirâmın, Allah dostlarının ve İslâm âlimlerinin hayatlarından örnekler verilip bunların yorumları daha çok okuyucuya bırakıldı. Herkes tarafından anlaşılabilecek hâdiselere bir de yorum ekleyerek kitabın hacmini artırmaktan özellikle kaçınıldı.
Tabiî ki İslâm’ın güzellikleri burada aktarılanlardan ibaret değildir. Bizim tarih ve medeniyetimizde daha nice fazilet misalleri mevcuttur.
İslâm medeniyeti öylesine zengin, öylesine hassas ve öyle bir derinliğe sahiptir ki, akıl ve hayâl ötesi bir mâhiyet arz etmektedir. O kadar ince ve detay meseleler dikkate alınarak çözüme kavuşturulmuş ve insanlığın bütün ihtiyaçları karşılanmıştır ki hayrân olmamak mümkün değildir. Bu da İslâm’ın ilâhî kaynaklı olmasından ileri gelmektedir.
Meselâ Aristo, ahlâk felsefesinin birtakım kânun ve kâidelerinin temelini atmış olmasına rağmen, ilâhî vahiyden uzak olduğu için, onun felsefesine inanıp hayâtına tatbîk ederek saâdete kavuşmuş tek bir kişi bile göremeyiz. Yine Fârâbî’nin hayâlinde canlandırdığı “güzellik şehri ve ideal toplum”a dâir fikirlerini ihtivâ eden en mühim eseri “el-Medînetü’l-Fâdıla: Fazîletler Şehri” bile, hiçbir tatbik imkânı bulamamıştır. İhtivâ ettiği fikirler, kitap satırlarından dışarıya çıkamamış, ancak kâğıt kemiren güvelere yem olmuştur. Çünkü bunlar, yaşanılarak söylenmiş ve murâd-ı ilâhîye muvâfık düşen ilâhî kaynaklı fikirler değildir.
İslâm’ın ilâhî kaynaklı olduğunu, Peygamber j Efendimiz’in âlemlere rahmet olarak gönderildiğini gösteren birkaç misal verelim:
Bugün bütün beşeriyetin muhtaç olduğu merhameti Peygamber Efendimiz’in ne şekilde tevzî ettiğini gösteren sayısız misallerden birine şu hadîs-i şerif ne güzel ışık tutmaktadır:
“Ben her mü’mine, mutlaka, dünya ve âhirette insanların en yakınıyımdır. Dilerseniz şu âyeti okuyun: «O Peygamber, mü’minlere öz nefislerinden daha evlâdır/yakındır…»[1] Hangi mü’min vefat eder de geride bir mal bırakırsa vârisleri onu alsınlar. Borç veya bakıma muhtaç birini bırakmışsa o da bana gelsin, ben onun mevlâsıyım (himâye ve yardım edicisiyim).” (Buhârî, Tefsir, 33/1, Kefâlet 5, Ferâiz 4, 15, 25; Müslim, Ferâiz, 14)
Rasûlullah j son günlerinde bir hak hukuk dâvâsında nasıl davranılması gerektiğini öğretirken bizzat kendisini misal vererek:
“Nihayet ben de bir insanım! Aranızdan bazı kimselerin hakları bana geçmiş olabilir. Kimin malından sehven (bilmeyerek) bir şey almışsam, işte malım gelsin alsın! İyi biliniz ki, benim katımda en sevimli olanınız, varsa hakkını benden alan veya hakkını bana helâl eden kişidir. Zira Rabbime, helâlleşmiş olarak ve gönül rahatlığıyla kavuşmam ancak bu sâyede mümkün olacaktır…” buyurmuş, öğle namazını kıldıktan sonra dönüp minbere oturmuş ve bu sözlerini tekrar etmiştir. (İbn-i Sa‘d, II, 255; Taberi, Tarih, III, 190)
Peygamber Efendimiz’in nasıl huzurlu bir toplum kurduğuna, nasıl insanları birbirlerine zimmetlediğine ve nasıl müslümanların birbirini yıkayan iki el gibi olmasını istediğine dâir bir misal de şu hâdisedir:
Allah Rasûlü j sık sık ashâbına:
“−Bugün kim bir cenâze namazına iştirâk etti?”
“–Bugün kim bir yoksulu doyurdu?”
“–Bugün bir hasta ziyâretinde bulunan var mı?” diye sorar ve:
“Kim bu sâlih amelleri bir araya getirirse o mutlaka cennete girer” buyururdu. (Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 12)
Toplumun kalbi kırıklarıyla dert ortağı olabilmek… Bugün bu hususiyetleri hangi beşeri sistem sağlayabilmiştir?!
Tarih göstermektedir ki sistemler gelip geçer, fakat peygamberler devam eder. Bugün yahûdi cemaatinde Benî İsrâil peygamberleri, hristiyanlarda İsa (a.s), müslümanlarda ise bütün peygamberler, en başta zirve olarak da Peygamber Efendimiz j devam etmektedir.
– Eserin muhtevasını kısaca özetlemek gerekirse neler söylersiniz?
– Her şeyden önce pek muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocamız eserin başına çok kıymetli bir takriz kaleme alma lûtfunda bulundular. Seksen sayfaya yakın olan bu takriz kitaba çok farklı bir kıymet ve rûhâniyet kattı. Muhterem Hocamız’ın bu yazısı İslâm’ı daha öz olarak büyük bir aşk, vecd, rûhâniyet ve ifade güzelliğiyle anlatıyor. Zât-ı âlîlerine sonsuz minnet ve teşekkürlerimi arz ediyorum.
Takriz’den sonra kitap bir tefekkürle başlıyor. İnsana etrafındaki hârikulâde nizâmı fark ettirmeye çalışıyor. Akabinde bütün delillerin bir Yaratıcı’ya işaret ettiği, Yaratıcı’nın insanlara peygamberler gönderip dinini tebliğ ettirdiği, ilâhî dinlerin son halkasının da İslâm olduğu anlatılıyor.
Buradan İslâm’ın temel husûsiyetlerine geçiliyor. Akâid konuları özetlenip ibadetlerin hikmet yönüne dikkat çekiliyor. Ahlâk ve muâmelât konuları üzerinde duruluyor. İnsanların zihnine takılan veya din düşmanlarının zaaf olarak görüp oradan İslâm’ı yıpratmaya çalıştığı konular ele alınıyor.
Son olarak Peygamber Efendimiz’in hayatı kısaca anlatılıp emsalsiz ahlâkından, ashâb-ı kirâmın ve mü’minlerin ona duyduğu muhabbetten ve mucizelerinden misaller veriliyor.
Bu eserin, İslâm ve Peygamber Efendimiz hakkında çeşitli vesilelerle ön yargılar edinmiş olan insanlara hakikati bulmada yardımcı olmasını Cenâb-ı Hak’tan niyâz ediyorum.
– Son olarak okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?
– Efendimiz j Veda Hutbesi’nde şöyle buyurmuştur:
“Size iki emanet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarılırsanız yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Biri Allah’ın Kitabı, diğeri de Peygamberi’nin Sünneti’dir.” (İbn-i Hişâm, IV, 276; Muvatta’, Kader, 3)
Müslümanlar olarak Peygamber Efendimiz’in bu emanetlerine sahip çıkarak Allah’a ve Rasûlü’ne olan muhabbetimizi ispat edelim. Dinimizi en güzel şekilde öğrenip hayatımıza tatbik ettikten sonra bundan mahrum olan insanlara da güzel bir üslupla anlatalım ki Allah ve Rasûlü’nün sevdiği kullar hâline gelebilelim.
Enes (r.a) şöyle anlatır:
Rasûlullah j bir gün:
“–Size birtakım insanlardan haber vereyim mi? Onlar ne peygamber ne de şehîddir. Ancak kıyâmet gününde, peygamberler ve şehîdler, onların Allah katındaki makamlarına gıpta ederler. Nûrdan minberler üzerine oturmuşlardır ve herkes onları tanır” buyurmuştu.
“–Onlar kimlerdir yâ Rasûlallah?” diye sorduk.
Allah Rasûlü j:
“–Onlar, kullarını Allah’a, Allah’ı da kullarına sevdiren kimselerdir. Onlar hayatlarında devamlı insanların hayrını ister ve güzel bir üslupla onlara nasihatte bulunurlar” cevabını verdi.
Biz:
“–Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’ı kullarına sevdirmeyi anladık. Peki, kullarını Allah’a sevdirmek nasıl olur?” diye sorduk. Bunun üzerine Rasûlullah j şöyle buyurdu:
“–İnsanlara Allah’ın sevdiği şeyleri emrederler, sevmediği şeylerden de sakındırırlar. İnsanlar da buna itaat edince Allah -azze ve celle- onları sever.” (Beyhakî, Şuab, I, 367; Ali el-Müttakî, III, 685-686)
Yine Nebiyy-i Ekrem j şöyle buyurmuştur:
“Allah’a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hakk’ın senin aracılığınla bir tek kişiyi hidâyete erdirmesi, senin için, en kıymetli dünya malı olan kırmızı develerden daha hayırlıdır.” (Buhârî, Ashâbu’n-Nebî, 9; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 34)
“Sözümü işiten, onu güzelce anlayıp ezberleyen ve başkalarına ulaştıran kimsenin Allah yüzünü ak etsin! Nice bilgi sahibi kimse vardır ki, onu kendisinden daha anlayışlı kimseye ulaştırır.” (Tirmizî, İlim, 7/2685)
Cenâb-ı Hak hepimizi, Efendimiz’in bu duasına mazhar eylesin! Bu nâçiz eserimizi müslümanların İslâmî şuurunu artırmaya ve nice yeni hidayet kapılarının açılmasına vesile kılsın!
Âmîn!..