2. Temizlik

İslâm; maddî ve mânevî her türlü temizliğe teşvik eder ve bunların nasıl yapılacağını öğretir. Kur’ân-ı Kerîm’de:

“…Allah temizlenenleri sever” buyrulur. (Bakara, 222)

Rasûlullah (s.a.v) de:

“…Allah temizdir, temizliği sever… evlerinizin avlusunu temizleyin, yahûdilere benzemeyin!” buyurur. (Tirmizî, Edeb, 41/2799)

Hz. Peygamber’in, hayatı boyunca temizliğin her türlüsüne çok dikkat ettiği görülmektedir. Meselâ, camiye ve misafirliğe giderken, toplum huzuruna çıkarken temiz ve güzel elbise giyinmeye, güzel koku sürünmeye, soğan, sarımsak gibi başkasını rahatsız edebilecek şeyleri yememeye son derece dikkat ederdi.

İslâm, tahâret, nezâfet ve nezâket esasları üzerine kurulu bir nizâm getirmiştir. Peygamber Efendimiz, “Temizlik imanın yarısıdır” buyurmuştur.[1] Hadis ve fıkıh kitaplarımızın neredeyse tamamı, temizlik bahsiyle başlarlar.

Dînimizde temel bir esas olarak, vücut ve mekân temizliği yapılmadan bâzı ibâdetler câiz ve makbul görülmemiştir. Bu meyanda meselâ tuvalet âdâbına çok ehemmiyet verilmiş, müslümanların elbiselerine necâset sıçratmamaları, güzelce istibrâ yapmaları emredilmiştir. Allah Rasûlü (s.a.v):

“Kabir azâbının çoğu, necâsetten gereği gibi sakınmamaktan kaynaklanır”[2] buyurarak ümmetinin bu hususta titiz davranmasını istemiştir.

İslâm, günde en az beş defa el, ağız, burun, yüz, baş, kulak, boyun ve ayak gibi pislik ve mikroplarla her an temasta bulunan âzâlarımızı yıkamamızı ve temiz tutmamızı (abdest) emretmiştir. Rasûlullah (s.a.v):

“Cennetin anahtarı namaz, namazın anahtarı da temizliktir” buyurmuştur.[3] Böylece İslâm, her insanın mecbûren yapması gereken temizliği, ibâdet hüviyetine büründürmüş, insanların, temizlik yaparken aynı zamanda bir ibâdet neşvesi içinde olmasını temin etmiştir.

Rasûlullah (s.a.v)’in ehemmiyetle üzerinde durduğu diğer bir husus da, ağız temizliğidir. Bunun için Allah Rasûlü, sâir vakitlerde ve bilhassa abdest almadan hemen önce misvak kullanmayı tavsiye buyurmuştur.[4] Müslümanların, öncesinde ve sonrasında ellerini yıkayarak yemeği temizlikle bereketlendirmelerini istemiştir.[5]

Diğer taraftan fıtrat gereği sünnet olmak, kasıkların tıraş edilmesi, tırnakların kesilmesi, koltuk altlarının temizlenmesi, sakal ve bıyıkların kısaltılması da Allah Rasûlü’nün tâlim ettiği temizlik ve edeb kâidelerinden birkaçıdır.[6]

Allah Rasûlü (s.a.v) elbisesinin temizliğine son derece dikkat ettiği gibi tertip ve düzenine de aynı nisbette îtinâ gösterirdi. Buna şahitlik edenlerden biri olan Ebû Kursâfe (r.a) şöyle anlatır:

“Ben, annem ve teyzem, Rasûlullah (s.a.v)’e bey’at etmek için huzûruna çıkmıştık. Efendimiz’in yanından ayrıldığımızda, annem ve teyzem bana:

«–Yavrucuğum, bu zât gibisini hiç görmedik! Yüzü ondan daha güzel, elbiseleri daha temiz ve sözü daha yumuşak başka birini bilmiyoruz. Sanki mübârek ağzından nûr saçılıyordu» dediler.” (Heysemî, VIII, 279-280)

Peygamber Efendimiz bir seferinde Mescit’te iken yanına, saçı-sakalı karışmış bir adam çıkagelmişti. Hz. Peygamber (s.a.v), eliyle ona saç ve sakalını düzeltmesini işâret etti.[7]

Rasûlullah (s.a.v), elbisesinde rahatsız edici kokuların bulunmasını istemezdi. Hz. Âişe (r.anhâ) şöyle der:

“Üzerinde çirkin bir kokunun hissedilmesi, Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’e çok ağır gelirdi.” (Buhârî, Hiyel, 7)

 Bir gün, giydiği hırkada ter ve yün kokusu hissedince çıkarmıştır. Bunu bize nakleden Hz. Âişe (r.anhâ), Efendimiz’in dâimâ güzel kokulardan hoşlandığını haber vermiştir.[8] Rivâyete göre:

“Allah Rasûlü (s.a.v) geceleyin güzel kokusundan tanınırdı.” (Dârimî, Mukaddime, 10)

Ashâb-ı kirâm, kendi işini kendi gören kimselerdi. Onlar, cuma namazı vaktine kadar işlerinde çalışır, cuma vakti yaklaşınca işlerini bırakıp namaza gelirlerdi. Bu sebeple vücutları ağır kokardı. Bunun üzerine Efendimiz onlara:

“–Cuma günü yıkansanız!” buyurdu. (Buhârî, Cum`a 16, Büyû` 15; Müslim, Cum`a 6)

Müslümanlar, vatanın her bir köşesine türlü imâretler, su yolları ve çeşmeler inşâ etmişlerdir. Temizliğin kusursuz olması için köylere varıncaya kadar her tarafa hamamlar yapmışlardır. Müslüman evleri, son derece temizdir. Ayakkabılarla aslâ içeri girilmez. Her yer, namaz kılınabilecek derecede pırıl pırıldır. Evlerde hayvan beslemek diye bir şey yoktur. Hattâ evlere kuş bile sokulmaz. Önde gelen âlim sahâbîlerden Abdullah bin Mes’ûd (r.a) ve diğer İslâm büyükleri, evlerinin her gün süpürülmesini emrederlermiş. Bu sebeple evlerinde bir saman çöpü dahî bulmak mümkün olmazmış. (İbn-i Ebî Şeybe, V, 264/25921-2)

M. de Thevenot müslüman toplumundaki temizlik ve nezâkete dâir şunları söyler:

“Türkler sıhhatli yaşarlar ve az hasta olurlar. Bizim memleketlerdeki böbrek hastalıkları ve daha bir sürü tehlikeli hastalıkların hiçbiri onlarda yoktur, isimlerini dahî bilmezler. Öyle zannediyorum ki, Türkler’in bu mükemmel sıhhatlerinin başlıca sebeplerinden biri de sık sık yıkanmaları ve yiyip içmedeki îtidalleridir. Onlar gâyet az yerler. Yedikleri de, hristiyanlarınki gibi karma karışık şeyler değildir.”[9]

Rasûlullah (s.a.v), insanların gelip geçtiği yolları, gölgelendikleri yerleri, ağaç altlarını, duvar diplerini, halkın dinlenmek ve istirahat etmek için oturduğu yerleri kirletmeyi kesin olarak yasaklamıştır.[10] Ebû Musa el-Eş‘arî (r.a) Basra’ya vâli olarak geldiğinde şöyle demiştir:

“–Beni size Ömer bin Hattâb gönderdi. Size Rabbinizin Kitâb-ı Kerîmi’ni ve Sünnet-i Seniyye’yi öğreteceğim ve yollarınızı temizleyeceğim.” (Dârimî, Mukaddime, 46/566; İbn-i Ebî Şeybe, V, 264/25923)

Rasûlullâh (s.a.v) hayvanların bakımı ve temizliği husûsunda da tavsiyelerde bulunur, bilhassa koyun ve keçilerin üzerindeki kir ve tozların temizlenmesini isterdi. (Heysemî, IV, 66-67)

İslâm, ibadet mahallerinin temizliğine ise ayrı bir ehemmiyet vermiştir. Câbir (r.a) şöyle anlatır:

“…Bir defasında Rasûlullah (s.a.v) şu mescidimize bizi ziyârete gelmişti. Elinde İbnû Tâb diye bilinen hurma ağacından bir dal vardı. Mescidin kıble tarafında bir tükrük gördü ve onu elindeki dal ile sildi… Sonra bize dönerek:

«–Bana bir zâferan verin!» dedi. Mahalleden bir genç kalkarak bütün hızıyla evine koştu ve avucunda zâferanlı bir koku getirdi. Rasûlullah (s.a.v) onu alarak elindeki dalın ucuna sürdü. Sonra onunla tükrüğün izini sildi. İşte mescidlerinize zâferanlı koku sürmeniz buradan kalmadır…” (Müslim, Zühd, 74; Mesâcid, 52; Beyhakî, Kübrâ, I, 255)



[1] Müslim, Tahâret 1.

[2] İbn-i Mâce, Tahâret, 26.

[3] Tirmizî, Tahâret, 3/4; Ahmed, III, 340.

[4] Buhârî, Cuma, 8; Temennî, 9; Savm, 27; Müslim, Tahâret, 42.

[5] Bkz. Tirmizî, Et‘ime, 39/1846.

[6] Buhârî, Libâs, 63-64.

[7] Muvatta’, Şaar, 7; Beyhakî, Şuab, V, 225.

[8] Ebû Dâvûd, Libâs, 19/4074.

[9] M. De Thevenot, Relation d’un Vogaye Fait au Levant, Paris, 1665, s. 58.

[10] Ebû Dâvûd, Tahâret, 14/26; İbn-i Mâce, Tahâret, 21; Ahmed, I, 299; III, 305; 381; Hâkim, I, 273/594.