قُلْ اِنْ كَانَتْ لَكُمُ الدَّارُ الْاٰخِرَةُ عِنْدَ اللّٰهِ خَالِصَةً مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿94﴾ وَلَنْ يَتَمَنَّوْهُ اَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالظَّالِم۪ينَ ﴿95﴾ وَلَتَجِدَنَّهُمْ اَحْرَصَ النَّاسِ عَلٰى حَيٰوةٍ وَمِنَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا يَوَدُّ اَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ اَلْفَ سَنَةٍ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِه۪ مِنَ الْعَذَابِ اَنْ يُعَمَّرَ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ ﴿96﴾
94. “(Rasûlüm, onlara) de ki: «Şayet âhiret yurdu(nun saâdeti), Allah katında diğer insanlara değil de yalnızca size mahsus ise ve bu iddianızda sâdık iseniz haydi ölümü temennî edin!”
95. “Onlar, kendi elleriyle önceden yaptıkları (günah ve isyanlar) sebebiyle hiç bir zaman ölümü temennî etmeyeceklerdir. Allah, zâlimleri pek iyi bilir.”
96. “Yemin ederim ki, sen onları hayâta karşı insanların en hırslısı olarak bulursun. Hatta müşriklerden bile daha hırslıdırlar. Onların her biri, bin sene yaşamak ister. Hâlbuki ömrünün uzatılması onu azaptan uzaklaştıracak değildir. Allah Teâlâ onların neler yaptığını hakkıyla görür.”
Tefsir:
94. Yahûdiler ve hristiyanlar, dünyada; “Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz”[1] diye kendilerini diğer insanlardan üstün görmektedirler. Aynı şekilde âhirette de imtiyazlı olacaklarına inanarak şöyle demektedirler:
“Sayılı birkaç gün müstesna, bize ateş dokunmayacaktır.” (Bakara 2/80)
“Yahudiler yahut hristiyanlar hâriç, hiç kimse cennete giremeyecektir…” (Bakara 2/111)
Cenâb-ı Hak, “Bu onların kuruntularıdır” buyurur. (Bakara 2/111)
94. âyet-i kerime, onların yalan ve yanlışlarını en güzel şekilde ortaya çıkarmaktadır. Hakikaten, Cenâb-ı Hakk’ın vaad ettiği; hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve akla hayâle gelmeyen âhiret nimetlerine kavuşacağı kesin olan bir insanın, bu meşakkatler âleminde çile çekip durması anlamsızdır. Onunla bu muhteşem nimetler arasında sadece bir ölüm perdesi vardır. O perdeyi aralayıp rahat ve huzûra kavuşması beklenir. Böyle kimseler en azından ölümden aslâ korkmamalıdırlar. Nitekim Aşere-i Mübeşşere (cennetle müjdelenen on kişi) başta olmak üzere pek çok sahâbî, ölmekten hiç korkmamış, âhirete kavuşmayı canlarına minnet bilmişlerdir.[2] Muhammed bin Münkedir (r.a)’in şu sözü ne kadar ibretlidir:
“Câbir bin Abdullah (r.a) vefat etmek üzereyken ziyâretine gittim ve:
«–Rasûlullah (s.a.v)’e selâm söyle!” dedim. (İbn-i Mâce, Cenâiz, 4)
Yani, ashâb-ı kirâm, cennete girecekleri ve Rasûlullah’a kavuşacakları inancıyla, ölümün zorluklarını unutuyorlardı.
95. Lâkin yahûdi ve hristiyanlar böyle değildir. Ölümü kesinlikle istemez, hatırlarına bile getirmezler. Yanlarında ölümden bahseden biri olsa, “Huzurumuzu kaçırma!” diye onu hemen sustururlar. Çünkü pek çok günah işlemekte ve yaptıklarından Allah’ın râzı olmadığını bilmektedirler. Ancak hevâ ve heveslerine uydukları için yanlış davranışlardan vazgeçmeyip bâtıl îtikatlarla tesellî bulmaya çalışmaktadırlar. Allah Teâlâ, bu zâlimlerin düşüncelerini ve hâllerini çok iyi bildiği için, onlara “ölümü istemeyi” teklif etmiş ve böylece sözlerinin hakikatten ne kadar uzak olduğunu herkese göstermiştir. (Ayrıca bkz. Cuma 62/6-7)
Günümüzde bazı inanç gruplarının büyük nimetlere kavuşma hayâliyle zaman zaman topluca intihar ettiklerini duyuyoruz. Onların bu davranışı, inançlarının doğruluğunu göstermez. Sayıları çok az olan bu insanlar, yaşadıkları buhranlar neticesinde, yanlış bir inanç uğruna ölüp gitmektedirler. Bu intiharları kendilerine fayda değil zarar verecektir. Nitekim Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:
“Yahûdiler ölümü temennî etmiş olsalardı, ölür ve cehennemdeki yerlerini görürlerdi.” (Ahmed, I, 248)
96. Yahûdilerin ölümü istemesi bir tarafa, aksine onlar dünya hayatına karşı insanların en hırslısıdırlar. Güya ehl-i kitap olan ve bazı şeyleri bilmesi gereken bu insanlar, ilâhî hakikatlerden hiç haberi olmayan câhil müşriklerden bile daha çok sarılırlar dünyaya. Her biri bin sene yaşamak ister.
Aslında onların bu uzun yaşama isteklerinin ardında, âhirete imanlarının zayıflığı ve yaptıkları zulümlerin cezâsını çekme korkusu yatmaktadır. Diğer insanlara karşı, “Allah katında imtiyazlı olduklarını” söyleyerek övünürken, kendi içlerinde Allah’ın azabından kaçmak için çareler ararlar. Ancak, ne kadar dünyaya sarılsalar, hatta bin yıl da yaşasalar, sonunda yine ilâhî azâba dûçâr olacaklardır. Asırlarca yaşamalarının, karşılaşacakları şiddetli azabı hafifletmede en ufak bir tesiri olmayacaktır. Çünkü Allah, onların yaptığı işlere her yönüyle vâkıftır. İşlerinin zâhirini, bâtınını ve ledünniyâtını tam olarak bilir.
Yahûdiler, Peygamber Efendimiz’e ve müslümanlara o kadar haset ederler ki, düşmanlıklarını Cebrâîl (a.s)’a kadar götürürler. Peygamberlik vazifesini bize getirmedi diye ona kin güdecek kadar ahmaklaşırlar: