Abdestin Fazîleti, Âzâların Nûr Gibi Parlaması (77. Hadis-i Şerif Dersi)

Abdestin Fazîleti, Âzâların Nûr Gibi Parlaması

Ebû Hüreyre (r.a) der ki:

“Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in şöyle buyurduklarını işittim:

«Benim ümmetim Kıyâmet gününde abdest izlerinden dolayı “Yüzleri nurlu, elleri ve ayakları bembeyaz olanlar” diye (hesâp mahalline veya mîzan başına) çağrılacaklardır.»

Ebû Hüreyre (r.a) sözüne şöyle devâm eder:

“Artık kim, bu parlaklığını daha ziyâde artırıp uzatmaya güç yetirebilirse bunu yapsın!” (Buhârî, Vudû’, 3)

Şerh:

Son cümlenin, Efendimiz’in sözü olması da muhtemeldir. Allâhu aʻlem!

Peygamber Efendimiz’in bu hadîs-i şerîfi, abdest almanın faziletine ve abdest âzâlarında abdest suyunun değdiği yerlerin âhirette ayrı bir parlaklık ve nûrlulukta olacağına açıkça delâlet etmektedir.

Burada ifade edilen fazilet, farzların üzerine ilâve edilen sünnetlere âittir. Abdestin sünnetlerinin fazileti bu kadar çok olursa onun farz olan kısmının fazileti nasıldır düşünmek îcâb eder!

Abdest âzâlarının kıyâmet günü parlaması, ümmet-i Muhammed’e mahsus fazîletlerden biridir.

*

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“…Allah temizlenenleri sever.” (el-Bakara, 222)

*

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

“Müslüman -veya mü’min- bir kul abdest alır ve yüzünü yıkarsa, gözleri ile bakarak işlediği bütün günahlar, abdest suyu -veya suyun son damlası-[1] ile yüzünden akar gider. Ellerini yıkadığında, onlarla tutarak işlediği günahlar, abdest suyu -veya suyun son damlası- ile ellerinden çıkar gider. Ayaklarını yıkadığı zaman, onlarla yürüyerek işlediği günahlar, abdest suyu -veya suyun son damlası- ile ayaklarından çıkar gider. Neticede bu kimse, günahlardan arınmış olur.” (Müslim, Tahâret, 32. Ayrıca bkz. Tirmizî, Tahâret, 2/2)

*

Ebû Hüreyre (r.a)’den rivâyet edildiğine göre bir gün Rasûlullah (s.a.v) kabristana geldi ve:

“Selâm size ey mü’minler diyarının sâkinleri! İnşâallah bir gün biz de sizin yanınıza geleceğiz. Kardeşlerimizi görmemizi çok isterdim” buyurdu.

Ashâb-ı kirâm:

“–Biz sizin kardeşleriniz değil miyiz, yâ Rasûlallah?” diye sordular.

Rasûl-i Ekrem (s.a.v):

“–Sizler benim ashâbımsınız, kardeşlerimiz henüz gelmemiş olanlardır” buyurdu.

Bunun üzerine ashâb-ı kirâm:

“–Ümmetinizden henüz gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksınız, ey Allah’ın Rasûlü?” diye sordular.

Rasûlullah (s.a.v) de onlara:

“–Bir adamın alnı ve ayakları beyaz olan bir atı olduğunu düşünün. Adam bu atını, hepsi de simsiyah olan bir at sürüsü içinde tanıyamaz mı?” diye sordu.

Sahâbe-i kirâm:

“–Evet, tanır ey Allah’ın Rasûlü!” cevabını verdi.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“–İşte kardeşlerimiz de abdestten dolayı yüzleri nurlu, el ve ayakları parlak olarak geleceklerdir. Ben, önceden gidip havuzumun başında ikrâm etmek için onları bekleyeceğim. Dikkat edin! Birtakım kimseler yabancı devenin sürüden kovulup uzaklaştırıldığı gibi benim havuzumdan kovulacaklardır. Ben onlara «Buraya gelin!» diye nidâ edeceğim. Bana:

«–Onlar senden sonra hâllerini değiştirdiler, (senin Sünnet’ini takip etmeyip başka yollara saptılar)» denilecek. Bunun üzerine ben de:

«–Uzak olsunlar, uzak olsunlar» diyeceğim.” (Müslim, Tahâret, 39; Fedâil, 26. Ayrıca bkz. Nesâî, Tahâret, 110/150; İbn-i Mâce, Zühd, 36; Muvatta’, Tahâret, 28; Ahmed, II, 300, 408)

*

Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

“İstikâmet üzere olun, (ancak) her şeyi mükemmel bir şekilde yapamazsınız. Şunu bilin ki en hayırlı ameliniz, namazdır. Ancak mü’min kimse, devamlı abdestli bulunmaya gayret eder.” (İbn-i Mâce, Tahâret, 4; Muvatta’, Tahâret, 36; Ahmed, V, 276, 282; Dârimî, Tahâret, 2)

*

Rasûlullah (s.a.v), bir sabah Hz. Bilâl’i yanına çağırıp:

“–Bilâl! Hangi ameli yaparak benden önce cennete girdin? Ne zaman (rüyamda) cennete girsem, ayakkabılarının tıkırtısını önümde duyuyorum. Dün gece de cennete gitmiştim, ayakkabılarının tıkırtısını yine önümde duydum…” diye sordu.

Bilâl (r.a):

“–Yâ Rasûlallah, her ezan okuyuşumda, muhakkak iki rekât namaz kılarım. Abdestim bozulduğunda da hemen abdest alır ve üzerimde Allah’ın iki rekât namaz hakkı olduğunu düşünürüm” dedi.

Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

“–İşte bu ikisi sâyesinde!” buyurdu. (Tirmizî, Menâkıb, 17/3689; Ahmed, V, 354)

*

Ukbe bin Âmir (r.a) şöyle anlatır:

Develerimizi sırayla güdüyorduk. Bir gün nöbet bana gelmişti. Vazifemi yaptım, develeri akşam yerlerine getirdikten sonra, Peygamber Efendimiz’in yanına vardım. Allah Rasûlü (s.a.v), ayakta insanlara konuşma yapıyordu. Şu mübarek sözlerine yetiştim:

“Bir müslüman güzelce abdest alır, sonra kalkar kalbiyle ve yüzüyle tam olarak yönelerek iki rekât namaz kılarsa, cennet ona vâcib olur!”

Bunları işitince:

“–Bu ne güzel!” dedim.

Önümde duran birisi:

“–Az evvel söyledikleri daha güzeldi!” dedi.

Baktım o Hz. Ömer imiş. Sözlerine şöyle devam etti:

“–Seni gördüm, daha yeni geldin. Az evvel Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:

«Sizden kim güzelce abdest alır, sonra da: “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh” derse, kendisine cennetin sekiz kapısı da açılır. Hangisinden isterse oradan cennete girer.»” (Müslim, Tahâret, 17. Krş. Müslim, Müsâfirîn, 294)


[1] Hadisimizdeki; “Müslüman -veya mü’min-”, “abdest suyu -veya suyun son damlası-” şeklindeki ihtimalli ifadeler, hadisi nakleden râvinin tereddüt etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum, muhaddislerin hadis naklederken ne kadar hassas davrandıklarını göstermektedir.