Kadın Babasının Yüzündeki Kanı Yıkayınca (122. Hadis-i Şerif Dersi)

Kadın Babasının Yüzündeki Kanı Yıkayınca

Sehl bin Saʻd es-Sâidî (r.a) hazretlerine:

“‒Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in yarası ne ile tedâvi edildi?” diye sorulmuştu. Cevâben şöyle buyurdu:

“‒Artık bunu benden daha iyi bilen bir kimse kalmadı. Alî (r.a) kalkanı ile su getiriyor, Fâtıma (r.a) da Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in yüzündeki kanı yıkıyordu. Sonra bir hasır parçası alınıp yakıldı ve yarası onunla dolduruldu.” (Buhârî, Vudû’, 72)

Şerh:

Sehl (r.a) Medîne-i Münevvere’de en sona kalan sahâbîdir. Vefâtı takriben yüz yaşında 91 hicrî senesinde vâkî olmuştur.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) Uhud Gazvesi’nde yaralanmıştı. Yaralayan ise Abdullah bin Kamie habîsi idi. Melʻûn herif, Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in yüzünü yaraladığı gibi mübârek dişlerini de zedelemişti. Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in bir parçası olan Fâtımatü’z-Zehrâ (r.a) kanın dinmeyip suya galebe ettiğini görünce oradaki bir hasır parçasını yakmış, yanığını yaranın üstüne bastırdıktan sonra kan dinmişti.

Burada görüldüğü üzere bir kadın, babasına ve mahremlerine dokunabilir ve onların hastalıklarını tedâvi edebilir. Hanefîlere göre kadının dokunmasıyla abdest bozulmaz, kanın akmasıyla bozulur. Şâfiîlere göre ise bunun aksinedir.

Tedâvî olmak tevekküle mânî değildir.

Kişi bilmediği ve kendisine gizli kalan meseleleri bilenlere sormalıdır.