Eti Yenen Hayvanların Bevli Temiz midir? (117. Hadis-i Şerif Dersi)

 

Eti Yenen Hayvanların Bevli Temiz midir?

 

Enes (r.a) şöyle buyurur:

“Ukl veya Ureyne kabîlelerinden bâzı kimseler (Medîne’ye) geldiler. Yakalandıkları mîde ağrısından (veya istiskâ hastalığından) dolayı Medîne’de ikâmet etmek istemediler. Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v) (Beytü’l-mâle âid) sütlü develerin bulunduğu yere gidip develerin bevillerinden ve sütlerinden içmelerini emretti. (Oraya) gittiler. Sıhhat bulunca Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’in çobanını öldürdüler ve develerini önlerine katıp götürdüler. Bu haber sabah vakti geldi. Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v) arkalarından adam gönderdi. Gün yükselince hâinleri getirdiler. (Efendimiz (s.a.v) kısâs olarak) ellerinin, ayaklarının kesilmesini emretti. (Bu cânîlerin) gözleri de oyulup Harre (denilen yere) atıldılar ki (ölünceye kadar) su istediler de kendilerine su verilmedi.” (Buhârî, Vudû’, 66; Tıb, 5, 6)

Şerh:

Bu haydutları tâkibe giden seriyye yirmi kişilik idi. Emirleri Gürz bin Câbir veya Saîd bin Zeyd (r.a) idi.

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in yanında Ensâr’dan yirmi kadar genç bulunurdu. (Bir ihtiyacı olursa hemen koşmak için hazır beklerlerdi.) İşte Ureyneli kâtilleri yakalamak için bu gençleri göndermişti. (Müslim, Kasâme, 13)

Abdurrahman bin Avf (r.a) şöyle buyurur:

“Rasûlullah (s.a.v)’in ashabından dördümüz veya beşimiz, herhangi bir ihtiyacı olabilir diye, gece-gündüz nöbetleşe onun yanında kalırdık.” (Ebû Yaʻlâ, Müsned, II, 164/858; M. Yaşar Kandemir, Şifâ-i Şerîf Şerhi, II, 448)

Hadîsin sonunda Buhârî (r.a), bu hadisin râvilerinden biri olan Ebû Kılâbe’nin:

“Bunlar hırsızlık, adam öldürme, îmân ettikten sonra küfre dönme gibi büyük günahları işledikten sonra Allah ve Rasûlü ile de muhârebe etmişlerdir.” dediğini naklediyor.

Bu sözle, Peygamber Efendimiz’in şu âyet-i kerimenin hükmünü tatbik ettiğini haber vermiş oluyor:

“Allah’a ve Rasûlü’ne karşı harbetmeye kalkışan ve Yeryüzünde fesada çalışanların cezâsı, öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmelerinden başka bir şey olmaz. Bu onların dünyada çekeceği bir zillettir, âhirette ise kendilerine büyük bir azâb vardır.” (el-Mâide, 33)

Vakʻa hicretin altıncı senesinde bir rivâyete göre Şevvâl ayında cereyân etmiştir. Gelenler yedi, sekiz kişiydi. Benizleri sararmış, karınları şişmiş vaziyette hasta idiler. “Yâ Rasûlallâh! Bizi barındır, karnımızı doyur!” dediler. Efendimiz (s.a.v) de onları Ashâb-ı Suffe arasına katıp karınlarını doyurdu ve bütün ihtiyaçlarını karşıladı.

Bir müddet kaldıktan sonra Medîne’nin su ve havâsının kendilerine iyi gelmediğini söyleyerek çöle, develerin olduğu bir yere gitmeyi istediler. Rasûlullah (s.a.v) de onların ihtiyacını görmek için çobanıyla birlikte bir deve sürüsü tahsis edilmesini emrettiler.

Ureyneliler tedâvi olup sıhhat bulunca, Efendimiz’in âzâdlısı olan Yesâr (r.a)’i öldürdüler. Elini, ayağını kesip dilinin altına ve gözlerine diken batırdılar. Ölünceye kadar o hâl üzere bıraktılar. Sonra da develeri sürüp götürdüler.

Yakalandıkları zaman kendilerine, irtidad, nankörlük, yol kesme ve haydutluk cezâlarının yanında kısas da yapıldı.

Suçları affedilmedi. Çünkü hem büyük idi hem de İslâm devleti o zaman iyice kuvvetlenmemişti. Maddeten zayıf olan kişinin affına ise, acziyetten başka bir isim verilemez. Kuvvet ve kudret zamanında ise affın kıymeti büyür. Nitekim Efendimiz (s.a.v)’in bu fiilinin, müsleden nehyettiği hadîs-i şerifleriyle bir kavle göre mensuh olması buna şâhiddir.

İbn-i Sîrin de bu cezanın, had cezâları inzâl edilmeden evvel olduğunu söylüyor. (Buhârî, Tıb, 6)

Deve sidiğinin içilmesi bahsi, biri tedâvî, diğeri de temizlik-pislik yani helâl-haram cihetiyle olmak üzere iki yönden tedkîk edilmelidir. Arapların deve sidiği ile tedavi ettikleri sabittir. Müteahhir İslâm tabîblerinden olan Dâvûd Antâkî’nin tezkiresinde, genel olarak bevillerin tıpta kullanıldığı zikredilmiştir.

Bâzı âlimler eti yenen hayvanların bevlinin temiz olduğunu söylemişlerdir. İmâm-ı Âzam ve İmâm Şâfiî ve diğerleri de bütün bevillerin necis olduğuna fetvâ vermişlerdir. Eti yenen hayvanların bevlini hafif necâset olarak görmüşlerdir.

Zaruret hâlinde ve bazı şartlar dâiresinde haram ile tedâvinin câiz olduğuna hemen bütün fakihler fetvâ vermiştir. Bevlin necis ve haram olduğunu söyleyen âlimler, Peygamber Efendimiz’in bu izninin de zârûrete binâen olduğunu kabul etmiştir.[1]

Bu gün de bu konuyla ilgilenenler mevcut. İdrarın faydalarıyla ilgili bir kitap bile yazılmış: Carmen Thomas, Çişteki Mucize, trc. Leman Çalışkan, Doğan Kitap: 1995.

*

 Enes (r.a) şöyle buyurur:

“Nebiyy-i Muhterem (s.a.v), Mescid binâ edilmeden evvel koyun ağıllarında namaz kıldırırdı.” (Buhârî, Vudû’, 66)


[1] Ahmed Naîm Efendi, Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, I, 181-188.