Abdest Suyu İle Teberrük (102. Hadis-i Şerif Dersi)

Abdest Suyu İle Teberrük (102. Hadis-i Şerif Dersi) from ilamtv on Vimeo.

Abdest Suyu İle Teberrük

Câbir bin Abdullah (r.a) şöyle buyurur:

“Rasûlullâh (s.a.v) beni ziyârete geldi. Kendimi bilmiyecek derecede hasta idim. Abdest alıp abdest suyundan üzerime döktü. Gözümü açtım:

«‒Yâ Rasûlallâh, mîrâs(ım) kime kalacak? Benim vârislerim, kelâle (yâni usûl ve fürûumdan olmayan kimseler)dir» dedim.

Bunun üzerine ferâiz âyeti nâzil oldu. (Buhârî, Vudû’, 44)

Şerh:

Peygamber Efendimiz (s.a.v), Câbir (r.a)’in hasta olduğunu işitince Ebû Bekir (r.a) ile birlikte yürüyerek Benî Selime yurdundaki evine ziyarete gelmişlerdi. Nebiyy-i Ekrem (s.a.v), onun kendini bilmiyecek derecede hasta ve baygın olduğumu görünce biraz su iste­yip ondan abdest almış, sonra abdest suyundan birazını onun üzerime serpmişti. Bunun üzerine Câbir (r.a) derhal ayılıp kendine geldi. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’i başucunda görünce hemen malını nasıl mîras bırakacağına dâir İslâmî kâideleri öğrenmek istedi. Zîrâ vefât edebileceği endişesini taşıyordu:

“‒Yâ Rasûlallah! Malımda (verâset hususunda) nasıl tasarrufta bulunmamı emredersin?” diye sordu.

Allah Rasûlü (s.a.v) bir cevap vermedi. Bir müddet sonra şu âyet-i kerîme nâzil oldu:

“Allah Teâlâ size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir…» (en-Nisâ, 11) (Buhârî, Tefsîr, 4/4; Müslim, Ferâiz, 5-8)

Nisâ Sûresi’nin 12. ve 176. âyetlerinin de bu esnâda nâzil olmuş olabileceği de ifade edilir.